dini hikayeler

- -

MEZARCI

Bir mezarcı adam vardı.Daima zengin mezarları kazar, fakir mezarı kazılacak olursa da kazmazdı.
Bir gün bir zengin adam vefat eder. Mezarcı, gidip o kişinin mezarını kazar. Mezar tekmil olup, mevtayı beklerken ağaçların içinden bir deve çıkıp gelir.
Yükü ağır olduğundan, deve hasta gibi inler. Mezarcı bakar ki, devenin yularından tutan da yoktur.
Deve doğru mezara gelir. Deveden iki çuval indirilir. Biri yılan, biri de akreple doludur. Mezarın içine Kudretten dökerler.
Mezarcı adam, korkudan ağlamaya başlar. Cemaat, cenazeyi getirip, mezara defneder. Cemaat ayrıldıktan sonra, mezarcı; yılan ve akrep dolu mezara mevtayı defnettiniz. Tevbeler olsun, ben bir daha zengin mezarı kazmam diyerek fakir mezarları kazacağını
söyler.
Mezarcıya haber gelir. Fukaradan biri vefat etti. Mezarını kazarmısın diye.
Mezarcı, memnunen mezarı kazıp, tekmil edince; bir deve zahir olup, mezara doğru gelir. Mezarcı korkudan donup kalır.
Kudretten devenin yükünü indirirler. İki çuval, birinde beyaz gül, birinde kırmızı gül; mezarın içine dökerler.
Fukara mevtayı, dört kişi yüklenmiş gelirler. Mezarcı adam, mesruren “Rahmetullah ya abid-i muhlis” diyerek, mevtayı mezarın içine indirir. Üzerine toprak dökerken iki deve gelir.
Devenin biri, zengin adamın kabrine katran döker. Fukara mezarına gelen deve, bir tulum gül yağı döker.
Mezarcı adam, merakla bu iki kişinin hallerini öğrenmek için hanelerine giderek sual eder.
Zengin adam, iman ve inançtan yoksun, ömrünü para, nam ve şöhret için harcamış; tevbe edip, Allah’a yönelmeden ölmüştür.
Fukara ise, ilim öğrenmiş, beş vakit namazını kılan, imanlı ve inançlı olup; medrese köşesinde cüz yazarak helal yoldan geçinen biriymiş.

ÇİVİLİ TAHTA

Arkadaşlarıyla sürekli kavga eden bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
Baba “arkadaşlarınla tartışıp, kavga ettiğinde, her seferinde bu tahta perdeye bir çivi çak” demiş.
Genç, ilk gün tahta perdeye kırk çivi çakmış. Sonraki günlerde kendi kendini kotrol etmeye çalışmış. Zaman içersinde çaktığı çivi sayısı azalmış. Nihayet bir gün gelmiş ki tahta çiviye hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş.
Babası onu yeniden tahta perdenin yanına getirmiş. Oğluna “bugünden başlayarak tartışmayıp, kavga etmediğin her gün için tahta perdeden bir çivi çıkar.” demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki, her çivi tahta perdeden çıkartılmış.
Babası oğluna “Aferin, iyi davrandın. Bu tahta perdeye iyi bak. Birçok delik var. Artık hiçbir şey geçmişteki gibi güzel olmayacak. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü sözler söylenir. Her kötü kelime, bir yara yani delik bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin. Bu delikler aynen kalacak ve kapanmayacak. Bir arkadaş, ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür, yüreklendirir. Sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur, dinler. Sana yüreğini açar.”

ŞERİAT, TARİKAT, HAKİKAT, MARİFET

Bir mürid, şeyhine sormuş; aşık, miskin, şeriat, tarikat, hakikat, marifet nedir? Şeyh Hazretleri, der ki; şu kapıyı aç. İçerde bir abid var. Seccade üzerindedir. Ensesine bir tokat vur ki, Şeriat ne demektir. bilesin.
Derviş gidip boynuna bir sille vurmasıyla, abid yerinden kalkıp dervişe bir tokat vurur.
İşte şeriat, makam-ı kısastır. Bir sille vurana bir sille vururlar. Ve çok kelam söylerler. dedi. Şeyh
Ey derviş, ikinci kapıyı aç. Seccade üzerinde bir Zahid var. Başına bir sille vur. Tarikat ne demektir bilesin.
Derviş gidip zahidin başına bir sille vurdu. Zahid, dervişe; ne edepsiz adamsın deyip, sayısız kelam söyledi.
Şeyh dedi ki; işte tarikat kal ( konuşma) mülküdür. Bir sille vurana, kıyl ve kaal çok söylerler.
Üçüncü kapıyı aç. İçinde aşık vardır. Seccade üstündedir. Derya-i muhabbette müstağraktır. Bir sille vur, derviş gidip şiddetli bir sille vurdu. Aşık, yüzünü dervişe çevirip baktı, hiçbir kelam söylemedi. Yine muhabbette mahv oldu.
Şeyh; işte hakikat bu demektir. Ey derviş, her şeyi Hak’dan bilip, yine Hakka havale kılmaktır. Ve aynı ibretten, ibarettir.
Dördüncü kapıyı aç. İçinde bir Arif-i Billah vardır ki, makam-ı marifette, nar-ı muhabbetle yanıp vücudu kül olmuştur. Seccade de dir. Ve humur-ı marifette sekr-i la ya’kıl dır. Git arkasına tekme vur, tekrar tekrar vur.
Derviş söyleneni yapar. Gider tekme atar, tekrar tekrar atar. Arif, ölü gibi durur. Bir zerre seda söylemez.
Şeyh; ey derviş marifet bu demektir. El-insan sirru sirri ve ene sirruhu sırr-ı marifettir.

ÇİÇEKLE SU

Bir gün çiçekle su arkadaş olur. Bir süre sonra çiçek suya aşık olduğunu anlar. Aşık çiçek etrafa kokular saçar “sırf senin hatırın için su” diye.
Artık su da çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, aşıktır ama su ilk defa aşık oluyordur.
Aylar geçer. Çiçek “su beni seviyormu? Diye düşünür. Su, pek ilgilenmez çiçekle. Halbuki çiçek alışkın değildir böyle sevgiye. Suya “seni seviyorum”der. Su, “bende seni seviyorum”der.
Aradan zaman geçer. Çiçek yine suya “seni seviyorum” der. Su, yine “ben de” der. Çiçek bekler. Çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya “seni seviyorum” der. Su da ona “söyledim ya ben de seni seviyorum”der.
Gün gelir çiçek yataklara düşer. Çiçeğin rengi solar. Su da başında bekler yardımcı olmak için sevdiğine. Bellidir ki çiçek artık ölecektir. Son kez zorlukla başını döndürüp suya “ben, gerçekten seviyorum” der. Çok hüzünlenir su bu duruma.
Doktor çağrılır, doktor gelir ve muayene eder ve şöyle der: “Elimizden bir şey gelmez”
Su, sevgilisinin hastalığını merak eder. Doktor, şöyle bakar suya ve “çiçeğin bir hastalığı yok dostum. Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der.
Anlamıştır artık su, sevgiliye sadece “seni seviyorum” demek yetmemektedir.

HZ.MUSA VE İBLİS

İblis, Hz.Musa ile karşılaştı. O’nu şaşırtmak ve kandırmak için şöyle dedi:
Ey Musa ! Allah seni peygamberliğe seçti ve seninle konuştu. Ben Allah’ın yarattıklarından biriyim, günah işledim tevbe etmek istiyorum, ne olur şefaat ette Rabbim tevbemi kabul etsin.
Bunun üzerine Hz.Musa, Allah’a dua etti. Kendisine şöyle denildi:
Ey Musa duan kabul edildi.
Sonra Hz.Musa, iblise şöyle dedi: Hz Adem’in kabrine secde edersen, Allah senin tevbeni kabul edecek.
İblis bu teklife karşı kibirlendi ve sinirlenerekşöyle dedi:
Ben Onun dirisine secde etmedim de ölüsüne mi secde edeceğim.
Sonra İblis devam etti:
Rabbinin katında benim için aracı olduğundan dolayı bir hakkın geçti. O yüzden üç şeyde beni hatırlayıp dikkatli olman için, sana üç şeyi tavsiye edeceğim.
1)Kızdığın zaman beni hatırla; çünkü ben kalbinde bir işaretim, gözüm gözünde olup senin kanının aktığı yerde dolaşırım.
2)Düşmanla karşılaştığın zaman beni hatırla. Çünkü ben Ademoğluna, düşmanla karşılaştığında gelirim; çocuğunu, karısını, tüm ailesini, malını, mülkünü hatırlatırım. O da bunları düşünüp savaştan kaçar.
3)Sakın mahremin olmayan kadınla yalnız kalma, yanında oturma; çünkü ben ondan sana, senden ona bir elçiyim.

HZ.İSA VE İBLİS

Hz. İsa dağ başında namaz kılıyordu. İblis gelerek, O’na şöyle dedi:
Şüphesiz ki kaza ve kadere inanıyorsun. Değil mi?
Hz. İsa; “evet” dedi.
İblis; “madem öyle tepeden aşağıya kendini at, sana ancak Allah’ın takdir ettiği şey isabet eder”.
Hz İsa şöyle diyerek İblisi rezil etti:
Rab, kulunu dener ve imtihan eder ama kulun Rabbini denemesi gerekmez ve böyle bir şey küfürdür.

HZ ÖMER VE ÇOCUK

Hz.Ömer’in adetlerinden biri de erkenden camiye gitmektir. Bir gün yine böyle erkenden camiye giderken, bir çocuğun camiye doğru koştuğunu görür. Çocuğun telaşlı hali ve namaz için bu kadar acele edişi dikkatini çeker.
Çocuğa “yavrum nedir bu telaşın, bu aceleyle nereye koşuyorsun?” diye sorar.
Çocuk saygı içinde “namaza gidiyorum efendim. Namaz vakti yaklaştı. Benim abdestim yok. Abdest alacağım. Ezan okunmadan abdestimi alıp, namaz vaktini bekleyeceğim. Onun için acele ediyorum” diye cevap verir.
Hz.Ömer “yavrum, sen daha çok küçüksün. Sana daha namaz bile farz olmamıştır. Çünkü senin yaşın çok küçük gibi geliyor bana. Baksana ufacık yavrusun” der.
Küçük çocuk” ama efendim, bu işin küçüğü, büyüğü olur mu? Dün mahallemizde benden daha küçük bir çocuk vefat etti. Peki benden daha küçük olan bu çocuk neden öldü? Demek ki bu işin küçüğü, büyüğü olmaz” diye cevap verir.

ANNE KALBİ

Delikanlı,katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti. Ancak kız,korkunç bir şart ileri sürerek:
-Senin sevgini ölçmek istiyorum,dedi.Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin.
Delikanlı,tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti. Annesi,belki de durumu farkettiği için oğluna fazla direnmedi. Ve çocuk,annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu. Delikanlı,kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken,ayağı bir taşa takıldı. Kendisi bir tarafa,mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı. Canının acısından,ağzından ister istemez “Ah anacığım!” sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

-Canım yavrum,bir yerin acıdı mı?

EN İYİ ARKADAŞIM

Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır.

Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar. Tokadı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar
>
> ‘BUGÜN EN IYI ARKADASIM BANA BIR TOKAT ATTI.’
>
Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler.Tokadı yiyen yıkanırken bir batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam kurtulduktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:
>
> ‘BUGÜN EN IYI ARKADASIM BENIM HAYATIMI KURTARDI.’
>
> Tokadı vuran ve sonra arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona şöyle der; senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya kazıyorsun.
>
> NEDEN?
>
> Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir:’Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize İYİ bir şey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.’
>
> ‘INCINMELERINIZI KUMA, GÖRDÜGÜNÜZ IYLIKLERI KAYALARA KAZIMAYI ÖGRENIN.’
>
> Denilir ki özel birini bulmak bir dakikanızı alır,onu değerlendirmeniz bir saat içinde olur,onu sevmek için bir gün yeter ama sonra onu unutabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir.
>
> Bu sözleri hiç unutamayacağınız kişilere gönderiniz ve bu sözleri size gönderen kişiye de göndermeyi unutmayınız. Bu onları asla unutmayacağınızı bilmelerini sağlayan bir mesajdır.
>
> Eğer kimseye göndermediyseniz bu demektir ki telaş içindesiniz ve dostlarınızı zaten unutmuşsundur.

Ne mutlu, isimlerini Taşlara kazıtmayı başaran doslara..

Bu haber 14 Aralık 2011 tarihinde tarafından İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisi altına yazılmış. defa okunmuş ve Yorum yapılmamış

Yorum yapılmamış


Yorum yapın


Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.