İstanbul Hakkında Bilgiler

-- --

İstanbul Hakkında Bilgiler

İstanbul Türkiye’nin en büyük şehri olup tarihi bir şehirdir ve 1950’lerde başlayan hızlı sanayileşme süreciyle birlikte 15 milyonu geçen nüfusu ulaşmış olmasına rağmen halen gün geçtikçe büyümeye devam etmektedir. Bunun yanı sıra sanat hayatı, eğlence yaşamı, müzik ve eğitim konularında Türkiye’nin elçisi olmuş, ülkenin en yoğun ve en zengin finans merkezi haline gelmiştir.

İstanbul, Asya ile Avrupa kıtalarının birleştiği bir noktada; Karadeniz ve Marmara denizlerinin dar bir geçit olan “Boğaziçi” ile ayrıldığı yerde, dünya üzerinde iki kıtanın birleştiği yerde kurulu olan tek şehirdir. Bulunduğu coğrafi konum nedeni ile Balkanlar’dan Anadolu’ya, Karadeniz ve Akdeniz’e uzanan geniş kültürleri içinde barındırmaktadır. Dünyanın neresinde bir kıtadan diğerine 15 dakikada geçebildiğiniz vapur seferi yapabilme fırsatını yakalayabilirsiniz ki? Sahip olduğu bu coğrafi koşullar İstanbul’un tarih boyunca da önemli bir role sahip olmasını sağlamıştır. Her medeniyet kendinden öncekilere eklenerek medeniyetler üstü bir yapı ortaya çıkmış ve her kültür kendinden bir miras bırakarak modern Türkiye’ye katkıda bulunmuştur. Tüm bu öğeler İstanbul’u büyülü ve gizemli bir şehir haline getirmekle kalmamış, bir kere ziyaret edenlerin de bir daha unutamayacağı bir şehir haline getirmiştir.

İmparator Constantine tarafından başkent yapılan İstanbul, 4.yy’dan Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923 yılında kurulmasıyla birlikte Ankara başkent ilan edilene kadar Roma İmparatorluğu’na (330-395), Bizans İmparatorluğu’na (395-1453) ve Osmanlı İmparatorluğu’na (1453-1922) başkentlik yapmıştır. İstanbul tarihte birçok farklı isim ile anılmaktadır, Byzantinium ve Constantinople bunlar arasında en çok bilinenlerdir. Şehrin antik kısmı yedi tepe üzerine kurulmuş olduğu için Yedi Tepeli Şehir olarak da adlandırılmaktadır. UNESCO 1985 yılında bu kısmı Dünya Mirası listesine dahil etmiştir.

İstanbul’un tarihi, şehrin fethinden önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Çalkantılar ve karmaşalarla dolu İstanbul tarihine kısa bir göz atarak devam edelim.

İstanbul’un fethinden önce

İstanbul’un varoluşu MÖ 7. yüzyıla dayanır. M.Ö. 680 yılında Yunanlılar bu toprakları istila etmişlerdir. M.Ö.403 yılında şehir Yunanlılara karşı ayaklanmış; ancak Büyük İskender önderliğindeki Spartalılara M.Ö. 334 yılında teslim olmuştur. Makedonya’nın kışkırtması ve devam eden karışıklıklar sonucunda güçsüzleşen şehir kendi istediği ile Roma İmparatorluğu egemenliğine M.Ö. 146 yılında girmiştir. M.S. 330 yılında İmparator Constantine, Byztantium şehrini başkent ilan ederek şehrin adını Konstantinopolis olarak değiştirmiştir. Batı Roma İmparatorluğu’nun 476 yılında yıkılması sonucunda Konstantinopolis Bizans İmparatorluğunun başkenti ilan edilmiştir. Hristiyanlığı getirerek şehri Ortodoks başkenti ilan eden İmparator Jüstinyen devrinde, Ayasoyfa inşa edilmiştir. 543 yılında başlayan ve nüfusun çoğunluğunun ölümüne sebep olan veba salgını , daha sonra Persler, Macarlar ve Müslüman Araplar tarafından yapılan sayısız işgaller ile şehrin kaderini etkileyen felaket dolu bir dönem başlamıştır. Yaşanan bu felaketlerin en kötüsü 1096 yılında başlayan Haçlı Seferleri sırasında meydana gelen işgaller olmuştur. 1204 yılına kadar 1. Haçlı seferi ile başlayan ve iki Haçlı Seferinin daha yaşandığı bu dönemde, yerli halk kılıçtan geçirilmiş tüm şehir yağmalanmış bir halde kaderine terk edilmiştir. Orta Çağ’da iyice fakirleşen şehir adeta bir enkaz haline gelmiştir.

Kuşatmanın başlaması
6 Nisan 1453′de barış şartları kabul edilmeyince kuşatma, Topkapı’dan (Sen Rumen) başladı.12 Nisan’da sürekli bombardıman başladı. 17-18 Nisan’da ise prens adaları Baltaoğlu Süleyman Paşa tarafından fethedildi. 20 Nisan’da Bizans’a yardıma gelen 5 tane Rum ve Latin gemisi osmanlı donanması’nı geçerek haliç’e girdi. Bu olay, Baltaoğlu Süleyman Paşa’nın azline sebep oldu. kaptanı derya Hamza Bey oldu. (1456′ya kadar) Sultan Mehmet ve kumandanlar tarafından donanmanın nasıl haliç’i aşabileceği görüşülmeye başlandı. Osmanlı ordusu kuşatmanın uzaması ve surların bir türlü aşılamamış olması ile birlikte çelişkiye düştüler. II. Mehmed bu olay üzerine Akşemsettin Hocayı çagırttı. Akşemsettin Hoca 3 gün fetih için iştihareye yattıgını belirtti ve rüyasına Şeyda Sultan’nin teşfik ettiğini, fetih müjdesini kısmen verdiğini ve II. Mehmed Han’ın Kabrine gelmesini istediğini belirtti. Bunun üzerine II. Mehmed tekrar orduyu toplayarak fetihin gerçekleşeceğini sabırlı olmaları gerektiğini beyan etmiştir. istanbul her yıl ziyaretçılerı artmakta olup yerlı yabancı turıstlerın yerı olmuştur

Bu haber 10 Aralık 2012 tarihinde tarafından HAKKINDA BİLGİLER kategorisi altına yazılmış. defa okunmuş ve Yorum yapılmamış

Etiketler: , ,

Yorum yapılmamış


Yorum yapın


Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.