1. Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin Savaştığı Cepheler nerelerdir?

1. Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin Savaştığı Cepheler

Topraklarımızda Topraklarımız Dışında
Kafkas (taarruz) Makedonya
Kanal (taarruz) Galiçya
Filistin-Suriye(savunma) Romanya
Irak (savunma)
Çanakkale (savunma)
Hicaz-Yemen(savunma)

Kafkas Cephesi
Doğu Anadolu’nun Ruslar’ın eline geçmesini engellemek, daha önce kaybedilen toprakları geri almak, Kafkaslar’ı ele geçirerek Turan İdealini gerçekleştirmek amaçlanmıştır.Almanlar ise Bakü petrollerini ele geçirmek için Osmanlıyı kışkırtmıştır.

Osmanlı Devleti soğuk, hastalık ve açlık karşısında yaklaşık 100.000 şehit vermiştir. Ruslar ilerleyerek Muş, Bitlis, Van, Erzurum ve Trabzon’a kadar Doğu Anadolu’yu ele geçirmiş, Mustafa Kemal, Muş ve Bitlis’i bizzat kurtarmıştır.1917 Bolşevik ihtilalinin çıması üzerine 3 Mart 1918 Brest-Litowsk Antlaşması ile Rusya savaştan çekilmiş Kafkas cephesi kapanmıştır.Kars, Ardahan Batum Osmanlıya bırakılmıştır.

Kanal Cephesi
Osmanlı’nın Mısır’ı geri alma,İngiltere’nin Uzak Doğu sömürgeleriyle bağlantısını kesme ve Süveyş Kanalı’nı ele geçirme düşüncesiyle açılmıştır.3 şubat 1915 te başlamış Alman desteğiyle iki kez harekat düzenlenmiş,fakat başarılı olunamamıştır.

Suriye-Filistin Cephesi:Osmanlılar İngilizler’in Süveyşten kuzeye ilerleyişini durdurmak istemiş İngilizler Halep’e kadar ilerlemişlerdir.Yıldırım orduları komutanı M.Kemal İngilizleri Halep’in kuzeyinde durdurmuş Misak-ı Millinin Suriye sınırı çizilmişti.

Not:Mustafa Kemal’in I. Dünya Savaşı’ndaki son görevi en son kapanan Suriye Cephesinde Yıldırım Orduları grup komutanlığıdır.

Irak Cephesi
İngiltere Rusya’ya karadan yardım yapmak ve Musul- Kerkük petrol bölgelerini ele geçirmek ve Hint deniz yolunun güvenliğini sağlamak amacıyla taarruza geçmişse de Osmanlı orduları tarafından Kut’ül-Amare bölgesinde durdurulmuşlardır. Fakat yardım alan İngilizler ilerleyerek Bağdat’ı ele geçirmişlerdir.

Çanakkale Cephesi (18 Mart 1915)
İtilaf Devletlerinin;Rusya’ya yardım etmek,Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak,Boğazlar’ı ve İstanbul’u ele geçirerek jeopolitik açıdan avantaj elde etmek, Balkan Devletlerini kendi yanlarında savaşa çekerek yeni cepheler açmak ve savaşı kısa sürede sona erdirmek istemeleri amacıyla açılmıştır.

İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale Boğazı’na saldırmış, savaş başlamıştır (19 Şubat 1915).

Nusret mayın gemisinin başarılı çalışmaları, Türk askerinin kahramanlığı ve topçuların isabetli atışları karşısında İtilaf devletleri gerek denizde gerekse karada mağlup olmuşlardır.

Düşman askerleri sekiz ay sonra savaştan çekilmek zorunda kalmıştır (9 Ocak 1916).
Sonucunda;
-Savaş en az 2 yıl daha uzamıştır.
-Bulgaristan Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa girmiştir.
-İngiltere ve Fransa’nın itibarı sarsılmıştır.
-Rusya’ya yardım yapılamayınca Çarlık Rejimi zor duruma düşmüş ve 1917 Bolşevik ihtilali’ne zemin hazırlamıştır.
-Mustafa Kemal’in Anafartalar, Conkbayırı, Arıburnu ve Kireçtepe’de elde ettiği başarıları, Milli Mücadele’ye lider olmasını sağlamıştır.
-Osmanlı devletinin başarılı olduğu tek cephedir.

Hicaz ve Yemen Cepheleri : . Osmanlı Devleti’nin kutsal yerleri İngilizler’den korumak istemesi üzerine, bu cephelerde İngilizler’le ve onların kandırdıkları Araplar’la mücadele edilmiş ve bu topraklar kaybedilmiştir.
Not1:İslamcılık fikrinin geçerliliğinin kaybedildiği görülmüştür.
Not2: Osmanlılar’dan ayrılan en son topluluk Araplar’dır.

Romanya, Makedonya, Galiçya Cepheleri : Müttefiklerine yardım amacıyla ordular gönderilen bu cephelerde Osmanlı; Rusya, Romanya ve Fransa ile mücadele etmiş, fakat başarılı olamamıştır.

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

sinop ili resimleri, sinop hakkında geniş bilgi ve açıklama, sinop ilimizi tanıyalım haritası resimleri gez ve gör

türkiye şehirleri tanıtımında sinop ilimizi tanıyalım, tarihi coğrafyası haritası resimleri görseller foto galerinin yanı sıra sinop ili ve ilçeleri isimleri adları nereden gelmiştir.

sinop ili ve ilçeleri haritası

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 5.862 km²

Nüfus: 265.153 (1990)

İl Trafik No: 57

Sinop Karadeniz Bölgesinin ortasında Anadolu’nun en kuzeyinde, Boztepe Yarımadasının en dar kesiminde kurulmuştur. Karadeniz’in en güzel tabii limanlarından biridir. Bölgenin en eski şehirlerinden olan il, 3 üncü yüzyıl filozoflarından Diyojen’in doğum yeridir. Ormanlarla iç içe girmiş plajları şehri ziyaret edenlere inanılmaz güzellikler sunar.

İLÇELER:

Sinop ilinin ilçeleri; Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gezde, Saraydüzü ve Türkeli’dir.

Ayancık : İl merkezine 62 km. uzaklıkta, ilin batısında yer alır. Gezip görülecek yerler arasında, İstefan Kaya Mezarları, Ayancık Kilisesi, İstefan Sulu Kilise, Demir Yolu, Çamurca Plajı, Akgöl, Ayancık Çamlığı, Ayancık Çarşı Camii, Yalı Hamamı bulunmaktadır.

Boyabat : İl merkezine 94 km. uzaklıktadır. Gezip görülecek yerler arasında Boyabat Kalesi, Salar Köyü Kaya Mezarı, Göynühören Köyündeki Ambarkaya Mezarı, Dodurga Köyündeki Resimli Kaya, Arımkaya Tüneli ve Kaya Mezarı bulunmaktadır. Kalebağı, Topalçam, Bürnük piknik yerleridir.

Durağan : İl merkezine 121 km. uzaklıktadır. Tarihi itibariyle çok eskilere dayanır. Gezip görülecek yerler arasında, Durakhan (Kervansaray), İsmail Bey Cami, Yağbasan Türbesi, Ambarkaya Mezarı, Terelek Kaya Mezarı, Buzluk Mağarası bulunmaktadır.

Saraydüzü : İl merkezine 115 km. uzaklıktadır. Önceki adı Kızıloğlan ilçenin adı daha sonra Saraydüzü olarak değiştirilmiştir.

NASIL GİDİLİR?

Karayolu: Otobüs Terminali kent merkezindedir.

Otogar Tel : (+90-368) 260 03 04

Denizyolu: Sinop Limanının kent merkezindedir .

Liman Tel : (+90-368) 261 71 55
Deniz Şubesi Tel : (+90-368) 261 59 05

Havayolu: Sinop Havaalanının kent merkezine uzaklığı 8 km.dir. Ulaşım, dolmuş veya taksilerle yapılmaktadır.

Havaalanı Tel : (+90-368) 271 44 55
Türk Hava Yolları Sinop Şubesi Tel +90-368) 260 24 70

GEZİLECEK YERLER

Müzeler

Sinop Müzesi
Adres: Okullar Cad. – Sinop
Tel: (368) 261 19 75

Tarihi Sinop Cezaevi

Sinop Kalesi

M.Ö.7.yy.da Şehri korumak amacıyla yarımadanın üzerinde kurulmuştur. Roma, Bizans ve Selçuklular döneminde onarılarak kullanılmıştır. Günümüzde bir bölümü hâlâ ihtişamını korumaktadır. 2050 m. uzunluğu, 25 m. yüksekliği, 3m. genişliği ve iki ana giriş kapısı bulunmaktadır.

Eski Sinop Cezaevi

Ceza Evinin bulunduğu alan Osmanlıların Karadeniz’deki en büyük tersanesiydi. Ceza Evi iç kalenin içinde eski tersane alanında yapılmıştır. 1887 yılından beri ceza evi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Etrafı yüksek kale bedenleriyle çevrilidir. Bu özelliğinden dolayı mahkumların kaçışını imkansız kılmıştır. Şu anda Kültür Bakanlığına devri yapılmış olup, turizme kazandırılması yolunda çalışmalar devam etmektedir.

Cami, Türbe ve Kiliseler

Alaaddin Cami : Sinop’un fethinden hemen sonra yapılmıştır. Selçuklu dönemi eseridir. Büyük bir avlunun güneyinde yer alır. Dikdörtgen planlı olup, beş kubbelidir. Avlunun ortasında bir şadırvan, bir köşede de İsfendiyaroğulları’nın türbeleri bulunmaktadır.

Sinop’un diğer önemli camileri Kefevi Camisi, Saray Camisi, Mehmet Ağa Camisi, Cezayirli Ali Paşa Camisi, Meydankapı Camisi ve İskele Camisidir.

Seyyit Bilal Hazretleri Türbesi : Seçuklu çağında yapılmıştır. Türbe Hz. Hüseyin soyundan ve Arap orduları komutanlarından Seyyit Bilal’in şehit olduğu yerde yapılmıştır. Sinop’un diğer önemli türbeleri Gazi Çelebi, Sultan Hatun (Aynalı Kadın Türbesi), Hatunlar, Yeşil Türbe, İsfendiyar Oğulları Ve Çeçe Sultan Türbeleridir.

Balatlar Kilisesi : Roma çağında tiyatro ya da hamam olarak kullanıldığı düşünülen bu yapı, 7.yy.da Bizanslılar tarafından kilise olarak kullanılmaya başlanmıştır. İç kısımdaki fresklerin bir bölümü durmaktadır. Mülkiyeti özel şahsa ait arazide bulunmaktadır.

Milli Parklar ve Korunan Alanlar

Sarıkum Tabiatı Koruma Alanı

Sinop Tabiat Anıtları

Yaylalar

Guzfındık – Bozarmut Yaylaları

Ulaşım: Yaylalar Gerze – Çalboğazı Beldesi’nin 35 km. güneybatısında bulunan yaylalara ham toprak yolla ulaşılmaktadır. Ulaşım, Gerze plajlarından araçlarla 45 dakikada sürmektedir.

Özellikler: 1. 350 m. rakımlı yaylalarda altyapı tesisleri yoktur.

Konaklama-Yeme-İçme: Yaylada yapı bulunmamaktadır. Kamp yapacakların çadır ve temel ihtiyaç malzemelerini yanlarında getirmeleri gerekmektedir.

Türkeli Kurugöl Yaylası

Ulaşım: Türkeli ilçesinin 12 Km. kuzeybatısındadır. Yolun ilk 10 kilometresi toprak yol, 2 kilometresi patikadır.

Özellikler: 800 m. rakımlı yayla Karadeniz’in doğal bir manzara seyir terası konumundadır. Su ve elektrikten başka altyapı bulunmamaktadır.

Konaklama-Yeme-İçme: Kamp yapacakların çadır ve temel ihtiyaç malzemelerini yanlarında getirmeleri gerekmektedir.

Ayancık – Akgöl Yaylası

Ulaşım: Ayancık-Boyabat yolunun 44. kilometresinden sağa ayrılan ham toprak yolu takiben 4 km. sonra Akgöl’e ulaşılır.

Özellikler: Akgöl yaylası bozulmamış doğasında bulunan on bin bitki çeşidiyle çangal ormanları, botanik araştırmalar için tercih sebebidir. Yemişli deresinin ağzının kapatılmasıyla oluşturulan yapay gölde kırmızı benekli alabalık üretilmektedir.

Konaklama-Yeme-İçme: Kamp yapacakların çadır ve temel ihtiyaç malzemelerini yanlarında getirmeleri gerekmektedir.

Mağaralar

İnaltı Mağarası

Yeri: Sinop, Ayancık İlçesi

Mağara Sinop İli, Ayancık İlçesine yaklaşık 35 km. uzaklıktaki İnaltı Köyü yanında yer almaktadır. Ulaşım toprak ancak güzel manzaralı bir yolla sağlanmaktadır. İnaltı Köyü ile mağara arasındaki uzaklık yaklaşık 400-450 m. civarında olup eğim oldukça fazladır.

Özellikleri: İnaltı Mağarası geniş ve yüksek bir girişle başlamakta ve gidebildiğimiz 350-400 m. lik kısma kadar bu özelliğini korumaktadır. Mağara 3-6 m. genişliğe, 5-25 m.ye varan yüksekliğe sahip olup büyük bir tünel şeklinde devam etmektedir. İlk 350-400 m.lik bölümde, mağara oluşumları açısından duvarlarda traverten oluşumları ile yer yer küçüklü büyüklü sarkıtlar bulunmaktadır. Mağaranın toplam uzunluğu 700 m. olup, 400 m.den sonrası sulu ve çamurludur.

Kuş Gözlem Alanı

Sarıkum Gölü

Plajlar ve Mesire Yerleri

Hamsilos Koyu: Yemyeşil ormanı, rengarenk çiçekleri ile denizin bir nehir gibi kara içine girdiği Hamsilos Koyunun şehir merkezine uzaklığı 11 km. dir.

Sarıkum: Deniz, Orman ve gölün bir arada bulunduğu eşsiz bir piknik alanıdır. Şehir merkezine 21 km. dir. Çeşitli av hayvanları bulunmaktadır. Tabiatı koruma alanı ilan edilmiştir.

Akliman Mevkii: Şehrin batısındadır. Deniz kenarında kilometrelerce uzunluğunda ve 15-20 metre genişliğinde bir şerit gibi uzanan kumsallığı ile meşhurdur. Orman İşletme Müdürlüğünce düzenlenen Akliman piknik yeri her türlü ihtiyaca cevap verecek niteliktedir. Ayrıca kumsal boyunca motel kamp ve mesire yerleri mevcuttur.

Orman Kampı: Şehrin girişinde iç limana bakan kısımda çam ağaçlarıyla kaplı bir alanda bulunmaktadır. Orman İşletme Müdürlüğünün sosyal tesisleri ile kabinler bulunmaktadır. Bütün yaz boyunca hem piknik yapılabilen hem de denize girilen güzel plajlarımızdandır.

Yuvam Kampı: Orman kampının bitişiğindedir. Plaj ve tesisler Sinop Belediyesine aittir, Güzel bir piknik yeridir. Çadır ve kamp yerleri mevcuttur.

Karakum Yöresi: İç limanda, şehre 1.5 km. uzaklıktaki Özel İdare’ ye ait tesislerde otel, pansiyon, bungalov tipi evler, çadır, kamp yeri bulunmaktadır.

Soğuksu: Sinop-Boyabat karayolunun 47. Kilometresindedir. Çevresi köknar ağaçlarıyla kaplıdır. Orman içinde yer alan içme suyu, şifalı olarak bilinmektedir.

Bektaşağa Köyü ve Göleti: Sinop- Erfelek yolu üzerinde Sinop’a 20 km. uzaklıktadır. Geleneksel şenlikleri, orman ve balık avcılığı yapılan göleti meşhurdur.

Sportif Aktiviteler

Kamp Karavan: İl merkezinde, çadır ve karavan turizmine yönelik altyapısı tamamlanmış olan Gazi Kampı, Karakum Kampı, Yuvam Kampı, Akliman mevkiinde Martı Kamping ile Demirkollar Kampı her türlü ihtiyacı karşılayacak niteliktedir.

Gazi Orman Kampı

Avcılık: Sinop İli ve İlçelerinde çok sayıda yaban domuz bulunmaktadır. Yöre avcıları tarafından avlanmaktadırlar. İlde domuz avcılığı içi altyapı tamamlandığında, avcılık yöre dışına taşacaktır.

Yelkencilik: Sinop İl merkezinde ulusal ve uluslararası düzeyde yelken yarışmaları yapılmaktadır.

COĞRAFYA

Sinop, Karadeniz kıyı şeridinin kuzeye doğru sivrilerek uzanmış bulunan Boztepe Yarımadası üzerinde kurulmuştur. Batı ve Kuzey Karadeniz Bölgeleri arasında bir geçiş noktası konumundadır. Sinop, kuzeyde Karadeniz, batıda Kastamonu, doğuda Samsun güneyde Çorum illeri ile sınırlıdır. İl toprakları orta yükseklikteki dağlık alanlardan oluşmaktadır.

Yağışlı bir bölge olduğundan çay ve dereleri çoktur. Sulamada ve orman ürünlerinin taşınmasında yararlanılan çay ve derelerin hepsi Karadeniz’e dökülür. Mesire ve dinlenme alanlarının bulunduğu önemli yaylaları vardır.

Sinop’ta iklim, yazlar serin, kışlar ılık geçer, Güney ve iç kesimlere inildikçe Karadeniz ikliminin etkisi azalır, yağışlar azalır, sıcaklık düşer. İl, Karadeniz ikliminin özelliği olarak, sık yağış aldığından zengin orman ve bitki örtüsüne   sahiptir. Ormanlar hem zengin hem de çeşitlidir.

TARİHÇE

Sinop yöresi, Hitit, Frig, Lidya, Pers, Büyük İskender, Selevkes, Roma, Bizans, Selçuklu, Candaroğlu ve Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır.

NE YENİR?

Yöreye özgü yemekler; Nohul (üzümlü-cevizli-kıymalı-yoğurtlu), Katlama Pilaki (Hıdırellez yemeği), Mısır Pastası, Kaşık Çıkartması (mamalika), Keşkek Yemeği, Hamsi Dolması, Ayva ve Kestane Yemeği, Kulak Hamuru (içi etli mantı), Islama, Mısır Çorbası, Mısır Tarhanası, Sirkeli Patlıcan ve Sirkeli Pırasa.

NE ALINIR?

Yöre el sanatları yönünden oldukça zengindir. Ayancık İlçesinde keten dokumacılığı yapılmaktadır. Çember de yörede dokunmakta, hem başörtüsü olarak ham de dekoratif amaçlı kullanılmaktadır. Mahrama ve Durağan Bezi, Durağan İlçesinde dokunmaktadır.

İl merkezinde görülen el sanatlarından birisi, halk arasında kotracılık da denilen, gemi modelciliğidir. Ayrıca ilde Özekes ailesinin dört kuşaktır devam ettirdiği el yapımı bıçak üretimi de önemli bir yer tutar.

LİNKLER

Sinop Valiliği http://www.sinop.gov.tr

YAPMADAN DÖNME

Akliman Yöresi, Hamsilos Koyu, Sarıkum Gölü (tabiatı koruma alanı), Ayancık Akgöl, Erfelek Tatlıca Şelalesini ziyaret etmeden,
Sinop Müzesi görmeden,
Mantı, Nokul (kıymalı ve üzümlü), Islama (tavuklu) yemeden,
Dünyaca ünlü hediyelik kotra ve taka maketleri, turistik çelik bıçaklar, keten işlemelerinden almadan,

….Dönmeyin.

TÜRKİYE ŞEHİRLERİ kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

SİVAS İLİ VE İLÇELERİ NASIL GİDİRİLİR, RESİMLERİ GÖRSELLER HARİTASI HAKKINDA BİLGİ

SİVAS İLİMİZİ TANIYALIM, SİVAS İLİ TARİHİ KÜLTÜRÜ RESİMLERİ HARİTASI İL VE İLÇELERİ İSİMLERİ NASIL GİDİLİR GİBİ BİLGİLER AŞAĞIDA YER ALMAKTADIR.

sivas ili ve ilçeleri haritası

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü : 6.001 km²

Nüfus : 830.105 (1990)

İl Trafik No : 58

Sivas İç Anadolu’nun doğusunda yer alan, Anadolu’daki tarihi İpek Yolu güzergahlarının kesiştiği bir yerde konumlanmış ve ünlü Kral Yolunun da geçtiği büyük bir ilimizdir. Sivas tarihi zenginlikleri, doğal güzellikleri, kaplıcaları ile turistlere ilginç tatil olanakları sunmaktadır.

İLÇELER

Sivas ilinin ilçeleri; Akıncılar, Altınyayla, Divriği, Doğanşar, Geremek, Gölova, Gürün, Hafik, İmralı, Kangal, Koyulhisar, Suşehri, Şarkışlı, Ulaş, Yıldızeli ve Zara’dır.

Akıncılar : Sivas’a 210 km uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Hatipoğlu Camii, Bahattin Şeyh Türbesi, Yusuf Şeyh Türbesi, Doğantepe ve Erence köylerinde Bizans dönemine ait olduğu sanılan iki kaledir.

Altınyayla : Sivas’a 80 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Altınyayla Camiidir.

Divriği : Sivas’a karayolu ile 184 km, demiryoluyla 179 km uzaklıktadır. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (ilçe merkezindedir ve UNESCO’nun ”Dünya Mirası” listesinde yer almaktadır), Divriği Kalesi ve Kale Camisi, Kesdoğan Kalesi, edit Paşa Camii, Sitte Melik Kümbeti, Nurettin Salih Kümbeti, Naip (Gazezler) Kümbeti, Sinaniye Hatun Türbesi, Ahi Yusuf Türbesi, Pamuk Han, Burma Han, Mirçinge Hanı, Dipli Han, Aşağı Kilise, Yukarı Kilise, Erşün Kilisesi, Odur Kilisesi, Handere Köprüsü, Hüseyin Gazi Türbesi, Seyit Baba Türbesi ve ahşap işçiliğinin çok güzel örnekleriyle süslenmiş çok sayıda konak görülmeye değer tarihi eserlerdir.

Doğanşar : Sivas’a 95 km. uzaklıktadır. Ulu Camii, Kale Camii, Uzunbelen Hubyar Türbesi bu ilçededir.

Gemerek : Sivas’ın batısında yer almaktadır. Sızır Kasabasında Göksu Çayı üzerinde bulunan Sızır Şelalesi doğal güzelliğe sahiptir. Önemli tarihi eserleri; Merkez Camii, İnkışla Cami, İnkışla Hamzalı Cami, Çepni Cami, Şahruh Köprüsü, Sızır Kasabasında Eskiköy ören yeri, Karacaören ve Dendeliz Ören yeri kalıntılarıdır.

Gölova : Sivas’a 198 km uzaklıktadır. Gölova baraj gölü çevresi ve yaylalarıyla doğal güzelliğe sahiptir. Çobanbaba Türbesi bulunmaktadır.

Gürün : Sivas’ın güneyinde yer alamaktadır.İlçe merkezinde Ulu Camii, Kilise, 50’ye yakın suni mağara, Şuğul Vadisinde de 3 mağara vardır. Kaletepe, Yılanlı, Taşlı, Höyüklüyurt, Davul, İncesu, Böğrüdelik höyükleri tarihi eser tescillidir.

Hafik : Sivas’a 37 km. uzaklıktadır. Hafik Gölü, Lota Gölü, yaylaları ve doğal güzelliği olan yerdir. Önemli tarihi eserleri; Hükümet Konağı, Tuzhisar Kilisesi’dir.

İmranlı : Sivas’a 106 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eseri; Gogi Baba Türbesi’dir.

Kangal : Sivas’ın 86 km. güney-doğusundadır. İlçeye 13 km. uzaklıkta, Kavak Köyü mevkiinde bulunan Balıklı Kaplıca sedef hastalığını tedavi edici özelliği ile sağlık turizmi açısından çok önemli bir yerdir. Alacahan kasabasındaki Alacahan Kervansarayı, Halil Rıfat Paşa Köprüsü, Tekke Köyündeki Samut Baba Kümbeti görülmeye tarihi eserlerdir. İlçede ayrıca Meydan Cami, Kuşçu Köyü Cami, Şeyh İbrahim El Aziz Cami, Demiryurt Cami, Acısu Köprüsü, Şeyh Merzuban Türbesi, Pir Gökçe (Pir Göcek) Türbesi, Demiryurt Mağaraları görülmeye değer yerlerdir. İlçe sınırları içinde Oyuklu Höyüğü, Lafçılar Ağılı Höyüğü, Kültepe ve Tepecik Höyükleri vardır.

Koyulhisar : Sivas’a 180 km. uzaklıktadır. Eğriçimen, Kengercik,Arpacık, Sarıçiçek yaylaları doğal güzelliği olan yerlerdir. Önemli tarihi eserleri; Aşağı Kale (Kale-i Zir), Yukarı Kale (Kale-i Bala), Fatih Camii, Hacı Murat Hanı’dır.

Suşehri : Sivas’a 144 km. uzaklıktadır.Önemli tarihi eserleri; Balhatun Camii (Balkıs Hatun), Köse Süleyman Türbesi’dir.

Şarkışla : Sivas’a 81 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Aşık Veyse Müzesi, Ulu Camii, Hardal Köyü Camii, Kale’dir.

Ulaş : Sivas’a 37 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Acıyurt Köyü Camii, Şeyhderdiyar (Şeyh Mehmet Dede) Türbesi’dir.

Yıldızeli : Sivas’a 45 km. uzaklıktadır. Önemli tarihi eserleri; Şeyh Halil Türbesi, Akcakoca Köyü Türbesi, Banaz Köyü Türbesi, Kümbet Köyü Kalesi, Akçakale Kalesi’dir.

Zara : Sivas’a 72 km. uzaklıktadır. Tödürge Gölü doğal güzelliği olan yöredir. Önemli tarihi eserleri; Meydan Camii (Çarşı Camii), Kuşan Köyü Camii, Şeyh İbrahim El Aziz Camii, Demiryurt Camii, Acısu Köprüsü, Şeyh Merzuban Türbesi, Demiryurt Kaya Mağaraları’dır.

NASIL GİDİLİR?

Karayolu:

Otobüs Terminali: İl Merkezinde olup, minibüs ve Belediye otobüsleriyle ulaşımı sağlanmaktadır.

Otogar Tel : (+90-346) 226 15 90

Demiryolu : Tren İstasyonu il merkezinde olup, minibüs ve belediye otobüsleriyle ulaşımı sağlanmaktadır.

İstasyonun Tel : (+90-346) 221 10 91

GEZİLECEK YERLER

Müzeler

Arkeoloji Müzesi
Adres: Buruciye Medresesi – Sivas
Tel: (346) 221 25 68

Etnografya Müzesi
Adres: Ordu Evi Karşısı – Sivas
Tel: (346) 221 04 46
Faks: (346) 224 40 67

Sivas Arkeoloji Müzesi
Başören Kuşaklı Höyüğü – Altınyayla – Başören

Atatürk ve Kongre Müzesi

Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi

Camiler

Divriği Ulu Camii: UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınan Divriği Ulu Camii, Mengücek Oğullarından hükümdar Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. Camiye, kuzey, doğu ve batı yönünde yer alan ve son derece güzel olan taş süslemelerinin bulunduğu üç kapıdan girilmektedir. Darüşşifası ise, Behram Şah’ın kızı Melike Turan Melek tarafından 1228 tarihinde yaptırılmıştır. Bu eşsiz anıt 768 m2’lik bir alana oturmaktadır. 18.yüzyılda medrese haline getirildiği için Şifaiye Medresesi de denilmektedir.

Ulu Camii: İl merkezindedir. Sivas Müzesinde bulunan kitabesine göre 1196-1197 yılında Kızıl Arslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır.

Şeyh Hasan Bey Kümbeti (Güdük Minare): İl merkezindedir. Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa minareye benzemesinden dolayı halk arasında Güdük Minare adıyla anılmaktadır.

İl Merkezinde; Ahi Emir Ahmet Türbesi, Şemseddin Sivas-i Türbesi, Akbaşbaba Türbesi, Şeyh Erzurum-i Türbesi, Kadı Burhaneddin Türbesi, Süt Evliyası Türbesi, Bum Baba Türbesi, Arap Evliyası Türbesi, Arap Şeyh Türbesi, Meydan Camii, Ali Ağa Camii, Alibaba Camii ve Türbesi, Divriği’de Sitte Melik Türbesi, Kemareddin Türbesi, Nureddin Salih (Kemankeş)Türbesi, Gemerek’de Çepni Cami. Yıldızeli’nde Kemenkeş Kara Mustafa Camii ve Hamamı, Şeyh Halil Türbesi. Zara’da Şeyh Merzuban Türbesi ildeki diğer türbe ve camilerdir.

Medreseler

Şifaiye Medresesi: İl merkezinde Selçuklu parkı içerisinde, Çifte Minareli Medresenin tam karşısındadır. 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu Tıp okullarının ve hastanelerinin en eski ve en büyüklerindendir.1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus, vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas’taki Şifaiye Medresesinin güney eyvanındaki türbede ailesi ile birlikte yatmaktadır.

Çifte Minareli Medrese: İl merkezindedir. İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Medresenin sadece doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır.

Gök Medrese: İl merkezindedir. Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı Gök Medrese adını almıştır. Plastik sanatların şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme kullanılmış olup, taç kapısının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan motifleri vardır. Medreseye girişte sağda mescit, solda ise Dar-ül Hadis bölümü mevcuttur.

Buruciye Medresesi: İl merkezindedir. Taç kapıdaki taş işçiliği ile girişin solunda yer alan türbe çinileri önemlidir.

Hamamlar

İl merkezde Meydan Hamamı, M. Ali Hamamı önemli hamamlardır.

Hanlar

İl merkezindeki Çorapçı Han, Divriği’de Burma Han, Mirçinge Hanı önemli hanlarındandır.

Mağaralar

Demiryurt Mağaraları: Zara ilçesinin Demiryurt Köyünde sayıları elliye yaklaşan mağara bulunmaktadır. Bazıları yan yana, bazıları kat kat mağaralardır. İnsan eliyle yapılmış olan bu mağaraların Hıristiyanlık döneminden önce yerleşim merkezi olduğu, Hıristiyanlığın yayılmasından sonra da kullanıldığı mağaralardaki işaretlerden anlaşılmaktadır.

Kaplıcalar

Kangal Balıklı Kaplıca: Sivas’a 96 km. Kangal İlçesine 13 km. uzaklıkta ve Kangal’ın kuzeydoğusunda Kavak deresi vadisindedir. Kaplıca suyunda en büyüğü 10 cm boyunda olan binlerce küçük balık yaşar. Balıklar vücuttaki sivilce, yara, egzama, sedef gibi cilt hastalıklarının iyileşmelerine, yaraları temizleyerek yardımcı olur. Çermikte yeme-içme ve konaklama tesisleri mevcuttur.

Sıcak Çermik: İl merkezine 31 km uzaklıktadır. Romatizma, sinirsel ve adale rahatsızlıklarıyla, kadın, deri ve böbrek hastalıklarına iyi gelmektedir. Yeme-içme ve konaklama tesisleri mevcuttur.

Soğuk Çermik: İl merkezine 17 km. uzaklıkta olup, suyun sıcaklığı 28 derece civarındadır. Kaplıca suyu içildiğinde mide, bağırsak ve safra kesesi hastalıklarına iyi gelmektedir. Ayrıca romatizma ve sinir hastalıkları tedavisinde de yararlı olmaktadır.

Suşehri, Şarkışla ve Yıldızeli ilçelerinde de yöre halkına hizmet veren kaplıcalar bulunmaktadır.

Yaylalar

Koyulhisar ilçesine 20 km. mesafede çam ormanları ile kaplı Eğriçimen Yaylası’nın dışında Dumanlıca Yaylası, Sarıçiçek Yaylası, Kalınpınar Yaylası, Arpacık Yaylası, Kengercik Yaylası, Topalan Yaylası ve Başyayla önemli yaylalarıdır.

Mesire Yerleri

Sivas merkezinde ve yakınlarında bulunan Paşa Fabrikası, Ethem Bey Parkı, Akdeğirmen Piknik Alanı, il merkezine 27 km mesafedeki Karaçayır, Gemerek ilçesinin Sızır kasabasındaki Sızır Şelalesi (Obruk Şelalesi), İmranlı ilçe merkezine 12 km uzaklıktaki Koyunkaya Mesiresi ve Koyulhisar ilçe merkezine 20 km mesafedeki Eğriçimen Yaylası halkın sıcak yaz günlerinde ve hafta sonlarında rağbet ettiği gözde mesire yerleridir.

Sportif Etkinlikler

Avcılık: Üç coğrafi bölge arasında kalan il topraklarının engebeli ve sarp olması yabani yaşamı çeşitlendirir. İlin birçok yöresinde bol miktarda keklik, bıldırcın, dağ keçisi, tavşan bulunmaktadır.

Olta Balıkçılığı: Hafik, Çukurbelen, Merkez İlçe, Seyfebeli yörelerindeki sazlık ve bataklıklarda yaban ördeği, tüm göllerde yaban kazları, Tödürge Gölündeki iki adacıkta turnalar yaşamaktadır. Kızılırmak ve Yıldızırmak, Çaltı Çayı ve diğer irili-ufaklı akarsular ile Tödürge, Hafik, Lota, Gürün Gökpınar gölleri bolca balık avlanan tatlı sulardır.

Kuş Gözlem Alanı

Kızılırmak Havzası

Tödürge Gölü

İl: Sivas
İlçeler: Hafik, Zara
Yüzölçümü: 750
Rakım: 1295 m
Koruma: yok
Başlıca Özellikleri: hafif tuzlu göl, bataklık

Kuş Türleri: Macar ördeği (40 çift) popülasyonuyla önemli kuş alanları statüsü kazanır.

COĞRAFYA

İç Anadolu’nun yüksek platoları üzerinde başlayan ve doğuya doğru yükselen il alanı; kuzey, doğu ve güneydoğuda dağlık ve sarp bir kesimle son bulmaktadır. Ortalama yükselti 1000 metrenin üzerindedir. İlde Kuzey Anadolu sıradağlarının uzantısı olan Köse Dağları, Torosların kuzey kollarından Tecer Dağları ve İncebel Dağları, Akdağlar, Yama Dağı yer almaktadır. Uzunyayla ve Meraküm platoları, ayrıca Kızılırmak, Kelkit, Çaltı vadileri önemli coğrafi oluşumlardır. Önemli akarsuları Kızılırmak, Kelkit Çayı, Tozanlı Çayı, Çaltı Çayı ve Tohma Çayıdır.

Sivas ilinin büyük bir kesimi yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve karlı geçen karasal İç Anadolu ikliminin etkisinde kalmaktadır. Fakat kuzeyde Karadeniz, doğuda Doğu Anadolu yüksek bölge ikliminin etkileri bulunmaktadır.

TARİHÇE

Yazılı kaynaklara göre, M.Ö.2000 başlarında Hititler Döneminde önemli yerleşim yeri olmuştur. Daha sonra Frig, Lidya, Asur, Roma, Bizans, Selçuklu, Danişment, ilhanlı, Eretna ve Osmanlı hakimiyetlerini yaşamıştır.

4 Eylül 1919’da Ulu Önder Atatürk’ün Başkanlığında toplanan Sivas Kongresi’nde önemli kararlar alınarak, Türkiye Cumhuriyetinin temeli atılmış ve Sivas Şehri Türk tarihinde büyük önem kazanmıştır.

NE YENİR

Sivas yemekleri daha çok tahıl ürünlerine dayanmaktadır. Keş, peskutan, çökelik süt ürünlerinden hazırlanan yiyeceklerdir.

Yazları ayranlı, pancarlı çorba, madımak, evelik, düğürcek aşı; kışları ise tırhıt, sübüra, kelecoş, tarhana, içli köfte, hıngel gibi hamur işi yemekler yenir. Ayrıca Sivas kebabı da ünlüdür. Tandırda kül çöreği, fodla, patates veya peynirle yapılan kömbe, kete, lavaş, yufka yörede yaygın ekmek çeşitlerindendir.

NE ALINIR?

Tamamen yünden ve sık ilmeklerle dokunan halılar, ünlü Sivas kilimleri, tülüce denen dokumadan yapılan yatak örtüsü ve duvar süsü gibi eşyalar, örgü çoraplar, ağaçtan yapılan ağızlıklar, taraklar, çakı ve bıçaklar, bakır işleri ve gümüş takılar Sivas’tan alınabilecek özgün hediyelik eşyalardır.

Alışveriş merkezleri yoğunlukla Atatürk Caddesinde bulunmaktadır. Şifaiye Medresesi, Belediye Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı ve Paşa Camii çevresi alışveriş yapılabilecek yerlerdir.

LİNKLER

Sivas Valiliği www.sivas.gov.tr

Sivas Belediyesi http://www.sivas-bld.gov.tr

Cumhuriyet Üniversitesi http://www.cumhuriyet.edu.tr/

Altınyayla Kaymakamlığı http://www.angelfire.com/band/altinyayla/

www.sivashaber.com

www.sivasonline.net

www.sivastr.net

YAPMADAN DÖNME

Atatürk Kongre ve Etnoğrafya Müzesi gezmeden,[
Gök Medrese ve Çifte Minareli Medreseyi görmeden,

İlçelerde Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ile Divriği Konakları, Kangal Balıklı Kaplıcası, Ulaş Devlet Üretme Çiftliğinde Kangal Köpekleri görmeden,

İl Merkezinde Sivas Kebabı yemeden,

Sivas halı ve kilimi, Sivas gümüş işi, Sivas bıçağı, ağızlık, kalem almadan,

4 Eylül Kültür ve Sanat Festivali izlemeden…

Dönmeyin.

TÜRKİYE ŞEHİRLERİ kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Geç Kalmadan Gecikmek Lazım

Geç Kalmadan Gecikmek Lazım

İkili ilişkilerde erkekler bütün açılardan kadınına yetememekten korkarlar. Maddi olarak duygusal olarak yetmeye çalışırken aynı zamanda cinsel olarak da yetmek zorunda olduklarını fark ederler. Bu yetme zorunda olduğu hissi erkek bireyler üzerinde çok büyük bir etki oluşturur. Bu oluşan stres ile artık cinsel olarak yetememekten korkmasının da etkisi ile erken boşalma ve erken biten karşılıklı zevkin olmadığı cinsel birleşmelere başlar. İlk başlarda kadın tarafından sıkıntı edilmeyen erken boşalma sorunu zamanla kadın tarafından problem edilmeye başlar. Bu sorunlarda geciktirici sprey kullanılmaktadır.

Erken Boşalma Sorunlarında Geciktirici Sprey

Zevk almadığı veya çok kısa sürdüğü için yeterli uyarılmadığı için kadın birey ilişkiye karşı isteğini kaybetmeye başlar. Erkek bu durumda kendi kendine düşündükçe daha çok strese girer ve gittikçe artan stres etkisi ile daha erken boşalmaya başlar. Bu sıkıntıları yaşayan ve kendini çıkmazda hisseden erkelerin imdadına yetişecek cinsel destek sağlayan boşalma süresinin uzatılması konusunda size yardım edecek olan geciktirici sprey eczane ürünleridir.

Geciktirici sprey ürünleri boşalmayı geciktirip size daha uzun sevişme ve karşınızdaki cinsel partnerinizi tatmin etme şansı sunar. Geciktirici etkisi ile üzerinizdeki psikolojik baskıyı alacak bu ürün cinsel yaşamınızda tatmin odaklı birliktelikler sunacaktır. Bu nedenle biten birçok evlilik ve ilişki olduğunu görüyoruz ister çevremizde isterse haberlerde. İkili ilişkilerin en önemli gerekliliklerinden biri olan cinsellik kısmını eksik bırakmayın ki birbirine tutkuyla bağlı her ilişki öncesinde ilk ilişkiymişcesine istekli bir partnerle karşılaşın.

Geciktirici sprey ürünlerine www.geciktiricispreyeczane.org adlı internet sitesinden sahip olabilirsiniz.

GÜNCEL HABERLER kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

cuma namazı vakti 5 aralık 2014 günlük ezan vakitleri namaz saatleri bugün cuma ezanı

türkiye geneli il il imsakiye bilgileri, 05.12.2014 cuma namazı vakitleri ezan saatleri günlük ezan vakitleri tüm şehirler, sabah öğle ikindi akşam yatsı ezanı namazı saati. mübarek cuma günümüz hayırlı olsun, cuma duası cuma namazı cuma mesajları gibi bilgileri sitemizde bulabilirsiniz.

ezan vakitleri - namaz saatlericuma gecesu duası - resimleri (4)

Namaz Vakitleri – 05.12.2014

İl İmsak Güneş Öğlen İkindi Akşam Yatsı
Adana 05:02 06:29 11:36 14:08 16:31 17:51
Adıyaman 04:52 06:20 11:24 13:54 16:17 17:38
Afyon 05:24 06:53 11:55 14:22 16:45 18:07
Ağrı 04:35 06:06 11:05 13:29 15:52 17:16
Aksaray 05:09 06:38 11:41 14:09 16:32 17:54
Amasya 05:05 06:38 11:34 13:55 16:18 17:44
Ankara 05:16 06:47 11:46 14:09 16:32 17:57
Antalya 05:21 06:48 11:55 14:27 16:49 18:09
Ardahan 04:38 06:11 11:07 13:27 15:50 17:15
Artvin 04:42 06:15 11:10 13:30 15:53 17:19
Aydın 05:33 07:02 12:06 14:35 16:58 18:19
Balıkesir 05:36 07:06 12:06 14:30 16:53 18:17
Bartın 05:20 06:55 11:48 14:07 16:29 17:56
Batman 04:40 06:09 11:13 13:42 16:05 17:26
Bayburt 04:47 06:19 11:17 13:39 16:02 17:27
Bilecik 05:28 06:59 11:57 14:20 16:43 18:08
Bingöl 04:44 06:14 11:15 13:42 16:05 17:27
Bitlis 04:37 06:06 11:09 13:37 16:00 17:22
Bolu 05:22 06:55 11:51 14:12 16:35 18:00
Burdur 05:23 06:52 11:56 14:26 16:49 18:10
Bursa 05:32 07:03 12:01 14:24 16:47 18:11
Çanakkale 05:42 07:14 12:12 14:35 16:58 18:22
Çankırı 05:14 06:46 11:43 14:04 16:27 17:53
Çorum 05:09 06:41 11:38 13:59 16:22 17:47
Denizli 05:28 06:57 12:01 14:31 16:53 18:15
Diyarbakır 04:44 06:12 11:17 13:46 16:09 17:30
Düzce 05:24 06:57 11:53 14:14 16:37 18:02
Edirne 05:44 07:18 12:11 14:30 16:52 18:19
Elazığ 04:49 06:18 11:21 13:48 16:11 17:33
Erzincan 04:49 06:20 11:19 13:43 16:06 17:30
Erzurum 04:42 06:14 11:12 13:36 15:59 17:23
Eskişehir 05:25 06:56 11:55 14:19 16:42 18:06
Gaziantep 04:54 06:21 11:28 13:59 16:22 17:42
Giresun 04:55 06:28 11:24 13:44 16:07 17:33
Gümüşhane 04:50 06:22 11:20 13:41 16:04 17:29
Hakkari 04:29 05:57 11:02 13:32 15:55 17:16
Hatay 04:58 06:24 11:33 14:06 16:29 17:49
İçel 05:05 06:32 11:39 14:11 16:34 17:54
Iğdır 04:31 06:03 11:01 13:25 15:48 17:12
Isparta 05:22 06:51 11:55 14:25 16:48 18:09
İstanbul 05:33 07:06 12:02 14:22 16:45 18:10
İzmir 05:37 07:06 12:09 14:37 16:59 18:21
Karabük 05:19 06:52 11:47 14:07 16:30 17:56
Karaman 05:11 06:38 11:45 14:16 16:39 17:59
Kars 04:36 06:08 11:05 13:27 15:50 17:15
Kastamonu 05:14 06:48 11:42 14:01 16:24 17:51
Kayseri 05:04 06:33 11:35 14:02 16:25 17:48
Kilis 04:55 06:22 11:29 14:01 16:24 17:44
Kırıkkale 05:13 06:45 11:43 14:07 16:30 17:54
Kırklareli 05:41 07:15 12:09 14:27 16:50 18:16
Kırşehir 05:10 06:40 11:41 14:07 16:29 17:52
Kmaraş 04:57 06:25 11:30 14:00 16:23 17:43
Kocaeli 05:29 07:02 11:58 14:19 16:42 18:07
Konya 05:15 06:43 11:47 14:17 16:40 18:01
Kütahya 05:27 06:57 11:58 14:22 16:45 18:09
Malatya 04:52 06:21 11:24 13:52 16:15 17:37
Manisa 05:36 07:05 12:08 14:35 16:58 18:20
Mardin 04:41 06:09 11:14 13:45 16:08 17:29
Muğla 05:30 06:58 12:04 14:35 16:58 18:18
Muş 04:40 06:09 11:11 13:38 16:01 17:24
Nevşehir 05:07 06:36 11:39 14:06 16:29 17:51
Niğde 05:06 06:35 11:39 14:08 16:31 17:52
Ordu 04:57 06:30 11:26 13:46 16:09 17:35
Osmaniye 04:59 06:26 11:32 14:04 16:27 17:47
Rize 04:47 06:20 11:15 13:36 15:59 17:24
Sakarya 05:27 07:00 11:56 14:17 16:40 18:05
Samsun 05:04 06:38 11:32 13:52 16:15 17:41
Şanlıurfa 04:49 06:16 11:22 13:53 16:16 17:37
Siirt 04:37 06:05 11:10 13:39 16:02 17:23
Sinop 05:10 06:44 11:37 13:54 16:17 17:44
Şırnak 04:34 06:02 11:08 13:38 16:01 17:21
Sivas 04:59 06:30 11:29 13:53 16:16 17:40
Tekirdağ 05:39 07:12 12:07 14:28 16:51 18:16
Tokat 05:02 06:34 11:31 13:54 16:16 17:41
Trabzon 04:50 06:23 11:19 13:39 16:02 17:28
Tunceli 04:48 06:18 11:19 13:45 16:08 17:31
Uşak 05:28 06:58 12:00 14:27 16:50 18:12
Van 04:32 06:01 11:04 13:31 15:54 17:16
Yalova 05:31 07:04 12:00 14:22 16:45 18:10
Yozgat 05:08 06:39 11:38 14:02 16:25 17:49
Zonguldak 05:22—- 06:56—– 11:50—– 14:09—- 16:32—- 17:59

Kaynak: diyanet.gov.tr

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Cum’a günü okunacak duâlar, cuma mesajları örnekleri, mübarek cumanın önemi fazileti

Cum’a günü okunacak duâlar

cuma gecesu duası - resimleri (4)

“Cuma günü sabah namazından önce, “Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh” okuyanın, deniz köpüğü kadar da olsa günahları affolur.”
(Bir şey okumakla böyle büyük mükâfat verilebilmesi için, o kişinin, düzgün itikada sahip olması, kul hakkını, kazaya kalan farzlarını ödemesi ve haramlardan vazgeçmesi şarttır.)

“Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, belâdan, kötü işlerden korur.” (İhlas. Kul hüvallahü ehaddır. Muavvizeteyn, kul euzülerdir.)

“Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.” “Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir.”

“Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur.”

“Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın, günahları affedilir.”

“Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Ayet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, beni rüyada görür.”

“Kim Âl-i İmrân sûresini cuma günü okursa, güneş batıncaya kadar ona Allahü teâlâ rahmet, melekler de istigfâr ederler.”

cuma4

En güzel cuma mesajları, en güzel sözler en güzel cuma mesajları, Cuma Günü için cep telefonu mesajları.. Bugün günlerden Cuma günlerin en faziletli günü. Allah’ım, Sen benim Rabbimsin; Senden başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın; ben Senin kulunum ve gücüm yettiğince Sana olan ahdime ve vaadime bağlıyım… İşlediğim kötülüklerin şerrinden Sana sığınırım. Üzerimdeki nimetlerini itiraf eder; günahlarımı da ikrar ederim… Beni bağışla, zira günahları bağışlayan ancak sensin… Cumamız Mübarek olsun… Allah’ım; bizleri rahmetinin o engin lütfunla bağışla, bize merhamet et… Bize hidayet ver ve sırat-ı müstakimden ayırma… Hayırlı Cumalar… Allah’ım; inancımızdan ötürü bizi zillete düşürmeye gayret edenlere fırsat verme… Bizleri İslam yolundan ayırma… Hayırlı Cumalar… Allah’ın nuruyla, ümmetini selamlayan gül yüzlü nur Peygamberimizin (sav) şefaati üzerinize olsun… Hayırlı Cumalar… Anlatmaya dilde lisan yetmiyor, utancından durdu kalem gitmiyor, ne yapsak da bizde kusur bitmiyor; olmuşuz bir kere isyana tabi, kurtar bizi Yarabbi… Cumanız hayırlı ve mübarek olsun… Bildirdiğin ve gizlediğin tüm isimlerini ve Kur’an-ı Kerim’i, kalbimizin baharı, gönlümüzün nuru, sıkıntımızın ilacı yap… Hayırlı Cumalar… Bu dünya fani sakın güvenme, giden gelmez, gelen durmaz, Allah sevgisi gönülden çıkmaz… Gönlünüz iman mekanınız cennet olsun, hayırlı Cumalar…

Cum’a günü okunacak duâlar

“Cuma günü sabah namazından önce, “Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh” okuyanın, deniz köpüğü kadar da olsa günahları affolur.”
(Bir şey okumakla böyle büyük mükâfat verilebilmesi için, o kişinin, düzgün itikada sahip olması, kul hakkını, kazaya kalan farzlarını ödemesi ve haramlardan vazgeçmesi şarttır.)

“Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, belâdan, kötü işlerden korur.” (İhlas. Kul hüvallahü ehaddır. Muavvizeteyn, kul euzülerdir.)

“Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.” “Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir.”

“Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur.”

“Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın, günahları affedilir.”

“Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Ayet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, beni rüyada görür.”

“Kim Âl-i İmrân sûresini cuma günü okursa, güneş batıncaya kadar ona Allahü teâlâ rahmet, melekler de istigfâr ederler.”

Cumâ namazından sonra şu düâyı okumak müstehabdır: Allahümme yâ ganiyyü, yâ hamîdü, yâ mübdiü, yâ mu’îdü, yâ rahîmü, yâ vedûd. Eğninî bihalâlike an harâmike ve bifadlike ammen sivâke. Ey Ganî, Hamîd, Mübdi, mu’îd, Rahîm, Vedûd olan Allahım. Beni halâl ettiklerinle iktifâ ettir, haramlara düşürme. Fadlınla, ihsân ederek beni Senden netgazete başkasına muhtâc etme! demektir.

Bu düâya devam edenleri Allahü teâlâ başkalarına muhtâc etmez ve ummadığı yerden rızıklandırır . Abdullah bin Ömer buyurdu ki: Hâceti olan bir kimse çarşamba, Perşembe ve Cum’a günleri oruç tutsun. Cum’a günü temizlenip namaza gitsin. Az veya çok sadaka versin. Namazdan sonra şu düâyı okursa Allahü teâlâ’nın izni ile düâsı kabûl olur.

Allahümme innî es’elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hû. Âlimül ğaybi veşşehâdeti hüverrahmânürrahîm. Ve es’elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Ellezî meleet azametühüsse-mâvâti vel arde. Ve es’elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hüve ve anet lehül vücûhü ve haşe’at lehül ebsâru ve veciletil kulûbü min haşyetihi en tusalliye alâ Muhammedin ve en tu’tînî hâcetî diyerek hâcetini söylemelidir.

Cumâ günü namazdan önce abdestli, elbisesi temiz ve kalbinden dünyâ düşüncelerini çıkarmış olarak iki yüz kerre “Yâ Allahü el-mahmûdü fî fiâlihi” derse, Allahü teâlâ onun hastalığına şifâ verir.

Sual: Cuma günü bir müslümanın yapması gereken işler nelerdir?
CEVAP
Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldir. (Dürr-ül-muhtar)
Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (Ebuş-şeyh)

Perşembe günü de tırnak kesilebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ya Ali, tırnak Perşembe günü kesilir. Cuma günü de, koku sür ve yeni elbise giy.) [Deylemi]

(Cumaya perşembe gününden hazırlanın!) [Hatib]

(Her müslüman, Cuma günü yıkanmalı, misvaklanmalı ve güzel koku sürünmelidir.) [Buhari]

Cuma günleri şunları da yapmak iyi olur:

1- Cumayı perşembeden karşılamalı. Perşembe ikindiden sonra istiğfar etmeli. Kur’an-ı kerim ve Yasin suresini okumalı. Bir hadis-i şerifte, (Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın günahları affedilir) buyurulmaktadır. (İsfehani)

2- Cuma gecesi ehli ile gusletmeli. Peygamber efendimiz, (Cuma günü gusledenin günahları affolur) buyurmaktadır. (Taberani)

3- Cuma namazına erken gitmeli, ilk safta yer almalı. Namaz kılanın önünden geçmemeli. Hatip minbere çıkınca, konuşmamalı.

4- Az da olsa sadaka vermeli. Çoluk çocuğunun nafakasını bol vermeli.

5- Cuma günü duanın kabul olduğu vakti bulmak için hep ibadet etmeli.

6- Cuma günü çok salevat-ı şerife getirmeli. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni]

7- Ana babanın ve evliyanın kabirlerini ziyaret etmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ana-babasının kabrini, Cuma günleri ziyaret edenin günahları affolur. Haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]

8- Cuma günü sevinmek, herhangi bir müslümanın Cumasını tebrik etmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Cuma günü, kuşlar ve vahşi hayvanlar birbirine “Selamün aleyküm, bugün Cuma günüdür” derler.) [Deylemi]

9- Cuma günleri ve her gün şu (istiğfar duası)nı çok okumalıdır:
(Allahümmagfir li ve li abai ve ümmehati ve li ebnai ve benati ve li ihveti ve ehavati ve li-amami ve ammati ve li-ahvali ve halati ve li-zevceti ve ebeveyha ve li-esatizeti ve lil-müminine vel-müminat vel hamdü-lillahi Rabbilalemin!)
Kadın okursa, zevceti yerine zevci ve ebeveyha yerine, ebeveyhi demelidir.

10- İkindiden sonra, seccade üzerinde elinden geldiği kadar, (ya Allah, ya Rahman, ya Rahim, ya Kavi, ya Kadir) demeli, sonra dua etmelidir.

CUMA MESAJLARI

cuma gecesu duası - resimleri (3)

İSLAM ALEMİNİN MÜBAREK GÜNÜ OLAN CUMA GÜNLERİNE ÖZEL EŞ, DOST,AKRABA VE SEVDİKLERİNİZE GÖNDEREBİLECEĞİNİZ ENGÜZEL CUMA GÜNÜ MESAJLARI. AYRICA TELEFONDAN GÖNDERMEK İÇİN GÜZEL CUMA SMS MESAJLARI.. Bugün bayram olsun Hüzünler dönüşsün sevince. Rabbim yaralarımızı sarsın Rauf adıyla Kalbimizdeki marazları gidersin Şafi namıyla,Cumanız mübarek olsun! Ey Allahım! Yaptığımız işlerde muvaffakiyetler ihsan et bizlere. Kötü yollara geçenleri gittikleri yoldan geri çevir. Evlerimize mutluluk ihsan eyle. Taşımakta zorlanacağımız yüklerle bizleri sınavdan geçirme. Darda ve muhtaç koyma. Amin.
Rabbim, yarar getirmeyen bilgiden, korkmayan kalpten, duyulmayan duadan, doymak bilmeyen nefisten, açlıktan ki o kötü bir arkadaştır hıyanettenki o ne kötü sırdaştır tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, kocamaktan, ezel-i ömre döndürülmekten, Deccal fitnesinden kötülüğünden, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden Sana sığınırım. Ey Rabbim! Dinimizden dolayı bizi zillete düşürmeye çaba sarf edenlere fırsat verme. Bizleri İslamın yolundan ayırma. Amin..Hayırlı cumalar

Bütün güzeliklerin kilidini kendinde bulunduran “Rabbim” Hakkımızda en hayırlı kilitleri aç…netgazete Amin. Cumamız bayram tadında olsun inşaALLAH…

“Günlerin en değerlisi cuma dır. Cuma günü Bayramlardan ve Aşure gününden daha değerlidir. Cuma günü dünyada ve Ahirette müminlerin bayramıdır.” Cumanız Mübarek Olsun.

Mübarek Cuma günü yapılacak ibadetlere, diğer günlerde yapılanların, en az iki katı verilmektedir. Buna karşılık ise ,Cuma günü yapılan günahlar da iki kat yazılmaktadır. Cuma gününü en hayırlısı ile geçirmek dileğiyle cumanız mübarek olsun.

Cuma Mesajları

Ey insanlar! gaflet uykusundan uyanın!bekliyor bizi bu dehşeti günler… tevbe edin kardeşler… ALLAH BELKİ AFFEDER..hayırlı cumalar

DOSTSUZ DÜNYA OLMAZ İMİŞ,DOST DUASIZ KALMAZ İMİŞ.DOSTUN DUASINI ALANIN SIRTI YERE GELMEZ İMİŞ.DUANIZDA BULUNABİLMEK ÜMİDİYLE HAYIRLI CUMALAR…

ELLERİNİZ AÇIK ,KALBİNİZ SEVGİ DOLU OLSUN GÖZLERİNİZDE İKİ DAMLA YAŞ OLSUN SAĞNAK SAĞNAK Yağan RAHMET DERGAHINDAN BİR DAMLA DA SİZE NASİP OLSUN KARDEŞLİĞİN EN GÜZELİ DUADIR KARDEŞLER DUALARINIZ KARDEŞLERİNİZ İÇİN OLSUN CUMANIZ GİBİ BÜTÜN GÜNLERİNİZ RAHMET OLSUN

“Ey Rabbimiz! Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibâdet usûllerimizi göster, tevbemizi kabul et. Zîrâ, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olan ancak Sen’sin.” (Bakara, 128) Alemlerin efendisine selatu selam(a.s.m) ile … Hayırlı Cumalarr Dua ile…

Kalpler imanla, gönüller huzurla dolsun. saadetler hepimizin olsun. ne kurulan bağlar bozulsun, nede dostlar unutulsun. cumanız mübarek olsun.

Rabbim sen kalbi kırıkların sığınağı, yolda kalmışların yoldaşı, sen yalnızlığıma arkadaş olan ve tüm gönüllerin dert ortağısın. beni benden uzağa at, senden uzağa atma. cumanız mübarek olsun.

Kimi zamanlar vardır en muhabbetli en uhuvvetli ve en güzel, en içten müminin bayramıdır böyle zamanlar. en güzel günün cuma bayramın olsun. duayla

Önce yollar uzanır hakka yürümek için, tomurcuklar güller açar onu görmek için, dua eden biri var senin için. sende dua et ALLAH için. cumanız mübarek olsun

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Türkiyenin en büyük online ilahi dinleme ve tanıtım sitesi

ilahiler indir dinle ilahi sözleri sitemiz.

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda müzik piyasasının yanı sıra ilahi sektörüde her geçen gün artmakta ve gelişmektedir, her gün yeni ilahi sanatçıları piyasaya çıkmakta ve her gün yeni ilahi siteleri açılmakta ve çoğalmaktadır, bizde bu sektöre hizmet vermek amacıyla ilahi indir adresli web sitemizle sevilen ilahileri dinlemek ve dinletmek için siz değerli ziyaretçilerimizin aradığı ilahi sanatçısının tüm eserlerini ve ilahi albümleri ve ilahi sözlerinden oluşan eserleri online yeni ilahiler için sitemize http://www.ilahiindir.info adresinden ulaşarak yüzlerce ilahi sanatçısının binlerce eserlerinden oluşan en güzel ilahilerini dinleme fırsatı bulabilirsiniz. Abdurrahman önül, ali ercan gibi en çok aranan sanatçıların tüm albümlerini ilahiler indir me linki bulunmamakta olup, tanıtım amaçlı dinlemek için sitemizi sizlere tavsiye ediyoruz.

ilahi indir

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Şanlıurfa ilimizi tanıyalım, şanlıurfa ili ve ilçeleri resimleri, şanlıurfa resimleri foto galeri görseller hakkında bilgi

şanlıurfa ilimiz hakkında geniş bilgi ve resimlerin yanı sıra şanlıurfa ilçeleri görseller ve diğer bilgiler hakkında açıklamalar sayfamızda yer almaktadır.

şanlıurfa ili ve ilçeleri haritası

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 18.584 km²

Nüfus: 1.001.455 (1990)

İl Trafik No: 63

Şanlıurfa, tarihi geçmişi 9 bin yıl öncesine dayanan, Hz. İbrahim’in doğduğu, Hz. Eyyüb’ün yaşadığı, Hz. İsa tarafından kutsanan kent adeta bir müze şehir görünümündedir. Harran’ ı gezerken 4000 yıl öncesinin solunduğunu hissetmemek, Atatürk Barajının suladığı Harran Ovası’nda ise yaratılan bolluk ve bereketi gözlemlememek mümkün değildir.

Urfa ilinin ilçeleri; Akçakale, Birecik, Bozova, Ceylanpınar, Halfeti, Harran, Hilvan, Siverek, Suruç ve Viran şehirdir.

NASIL GİDİLİR?

Karayolu: Şanlıurfa yurdumuzun güneydoğu sınırlarında ve Arap ülkelerine geçişte yer alması ve GAP’ın merkezi oluşu nedeniyle karayolu ulaşımda önemli rol oynamaktadır.

Havayolu: Kentte havalimanı bulunmaktadır.

Havaalanı Tel : 247 03 43

GEZİLECEK YERLER

Müzeler ve Örenyerleri

Şanlıurfa Müzesi

Şanlıurfa Müzesi’nde; Harran’daki kazı çalışmalarından elde edilen eserlerin yanı sıra, yöredeki diğer höyüklerde ve eski iskan yerlerindeki çalışmalar sonucu ortaya çıkarılan kültür varlıkları kronolojik sıralama ile teşhir edilmektedir. Giriş katındaki ilk salon Asur, Babil ve Hitit çağlarına ait eserlere ayrılmıştır.

Harran

Şanlı Urfa’nın 44 kilometre güneydoğusundadır. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran Kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde kurulmuştur.

Tevrat’ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söylenilir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamberin torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamberin kardeşi Aran’a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazmaktadır. Bu nedenle Harran’a Hz. İbrahim’in kenti de denildiğini, Harran’da İbrahim Peygamberin evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söylemektedir.

Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari’de bulunan M.Ö. II. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde “Har-ra-na” veya “Ha-ra-na” şeklinde rastlanılmaktadır. Kuzey Suriye’de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran’dan “Ha-ra-na” olarak bahsedilmektedir. M.Ö. II. binin ortalarına ait Hitit Tabletlerinde, Hitit’lerle Mitanni’ler arasında yapılan bir anlaşmaya Harran’daki Ay Tanrısının (Sin) ve Güneş Tanrısının şahit tutulduğu belirtilmektedir.

Harran, Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu’dan Mezopotamya’ya Mezopotamya’dan da Anadolu’ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran’da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir.

Urfa’nın Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran’da süre gelen Sabiizm varlığını M.S. 11. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi “Harran ekolü”dür.

Bugün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan, Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları, geceleyin gök yüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ovasına akıtılacak olan Fırat Nehri, Harran’ı tarihteki yeşil ve verimli günlerine kavuşturacaktır.

Şuayb Şehri

Şanlıurfa’dan 88 km uzaklıktaki Özkent köyü adıyla anılan tarihi harabelerdir. Geniş bir alana yayılan ören yerinin surlarla çevrili olduğu ve Roma devrinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Halk arasında Şuayb Peygamberin bu kentte yaşadığına inanılır. Burada Peygamber Makamı olarak ziyaret edilen bir de mağara bulunmaktadır.

Sogmatar

Şanlıurfa’ya 73 km uzaklıktaki kent bugün Yağmurlu köyü adıyla anılmaktadır. M.S.1 ve 2’nci yüzyıllarda Süryaniler tarafından iskan edilmiştir. Kökü Harran Sin Kültürüne dayanan Sabiizm ve Baş tanrı Marilaha’nın kültür merkezi olduğu bilinen Sogmatar ören yerinin Baş tanrıya ve gezegenlere ibadet edilen ve kurban kesilen açık hava mabedi en önemli kalıntılarından biridir. Mabedin duvarlarında Süryanice yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri işlenmiştir. Ayrıca Kalenin batısında bulunan tepedeki kayalara da tanrıları tasvir eden rölyefler ve Süryanice yazılar işlenmiştir.

Nevali Çori

Nevali Çori adıyla tanınan antik yerleşme yeri, Şanlıurfa ili Hilvan ilçesine bağlı Kantara köyünün sınırları içerisinde Fırat nehrinin sağ tarafında ve onun bir kolu olan Katara Deresinin yanında yer almaktadır.

Kazane

Şanlıurfa merkeze bağlı Kazane (Uğurcuk) yerleşim alanının tarihi MÖ 5000-3000’e dayanmaktadır. Çalışmalar sırasında mimari buluntular, evler, sokaklar ve bu döneme ait eserler bulunmuştur. Bu yerleşim alanında höyüğün tepesinde su deposu inşa edilmiştir. Ayrıca Sümerce’yi Akadça’ya çeviren bir alfabe bulunmuştur.

Balıklı Göl

(Aynzeliha Ve Halil-Ür Rahman Gölleri ) Urfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Urfa’nın en çok ziyaretçi çeken yerleridir.

İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe “Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. Hz. İbrahim’in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut’un kızı Zeliha da İbrahim’e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha’nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.

Camiler ve Kiliseler

İnanç Turizminin önemli merkezlerinden olan Urfa’da Ulu Cami , Hasan Padişah Cami, Halil-Ür Rahman Cami, İbrahim Peygamber’in Doğduğu Mağara Ve Mevlid-İ Halil Cami, Eyyüp Peygamber Makamı Ve Kuyusu görülebilecek Camilerdir. İsa Kilisesi, Der Yakup Kilisesi Urfa’nın önemli kiliseleridir.

Ulu Cami (Merkez): Urfa merkezindeki camilerin en eskilerindendir. Eski bir sinagog iken M.S. 435-436’da ölen Piskopos Rabula tarafından St. Stephon Kilisesi’ne dönüştürülmüştür. Kırmızı renkteki mermer sütunların çok olması nedeni ile “Kızıl Kilise” olarak da adlandırılan yapının yerine, 1170-1175 yıllarında Nurettin Zengi tarafından inşa edilmiştir.

Anadolu’daki çok ayaklı camiler grubunda olup, payeler üzerinde kıble duvarına paralel üç sıra çapraz tonozlarla örtülü, yatık dikdörtgen planlıdır. On dört sivri kemerli avluya açılan ve payeler üzerine duran çapraz tonozlarla örtülü son cemaat yeri, Anadolu’da ilk kez Şanlıurfa Ulu Cami’nde kullanılmıştır. Yapının sekizgen çan kulesi bugün minare olarak kullanılmaktadır.

Hz. İbrahim’in Doğduğu Mağara Ve Mevlid-İ Halil Cami (Merkez): Hz. İbrahim, Mevlid-i Halil Cami avlusunun güneyinde bulunan mağarada doğmuştur. Rivayete göre devrin hükümdarı Nemrut, bir rüya görür. Sabah rüyasında gördüklerini müneccimlerine anlatır. Müneccimlerin “Bu yıl doğacak bir çocuk senin saltanatına son verecektir” demesi üzerine Nemrut, halkına emir salarak o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini ister.

Sarayın putçusu Azer’in hanımı bu mağarada gizlice Hz. İbrahim’i dünyaya getirir. Hz. İbrahim 7 yaşına kadar bu mağarada yaşamıştır. Hz. İbrahim’in doğduğu mağaranın içerisinde bulunan suyun, şifalı olduğuna ve bir çok hastalığı iyileştirdiğine inanılır.

Balıklı Göl (Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha Gölü-Merkez): Şehir merkezinde olup, içindeki balıklar, etrafındaki asırlık çınar ve söğüt ağaçları ile tabii bir akvaryum görünümündedir. Göller, Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür Rahman olmak üzere iki tanedir. Hz. İbrahim Peygamber’in, devrin hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye ve onları kırıp parçalayarak tek tanrı fikrini savunmaya başlaması üzerine Nemrut tarafından bugünkü Şanlıurfa Kalesi’nden ateşe atılır. Bu esnada Allah tarafından “Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” emri üzerine ateş suya, odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim’in düştüğü yere “Halil-ür Rahman Gölü” denilir. Nemrut’un evlatlığı Zeliha da, Hz. İbrahim Peygamber’e aşık olur. Hz. İbrahim Peygamber için babalığı Nemrut’a yalvarır. Hz. İbrahim’in ateşe düştüğünü görünce Zeliha da kendini ateşe atar. Zeliha’nın düştüğü yere de Ayn-ı Zeliha Gölü denir.

Hz. Eyyüp Peygamber ve Makamı (Merkez): Hz. Eyyüp peygamberin, M.Ö. 2100 yılında Suriye’de Şam ile Ramla arasında üst diyarı denilen ülkenin Desniye köyünde dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. Cüzzam hastalığına tutulan Eyyüp Peygamber, Rahime adlı karısı ile mağarada çile çekmeye devam ederek Allah’a ibadetten vazgeçmez. Bütün ıstıraplarına rağmen Allah’a asi olmaz. Sonunda, Eyyüp Peygamber imtihanı kazanır, Allah tarafından belirtilen şifalı su ile yıkanarak iyileşir, hanımı ile kendisine mal ve evlat ihsan edilerek daha sonra uzun müddet yaşar. Şanlıurfa merkezinde bulunan Hz. Eyyüp peygamberin çile çektiği mağara, Eyyüp Peygamber Makamı olarak ziyaret edilmektedir.

Eski Ömeriye Cami (Merkez): Şanlıurfa merkezinde bulunan bu caminin, mevcut kitabeleri onarım devrine ait olduğundan inşa tarihi bilinmemektedir. Halk arasında adına dayanılarak caminin Hz. Ömer tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Son cemaat yerinin doğu duvarında yer alan kitabede caminin 1301 tarihinde Muhammed Ağa tarafından tamir edildiği yazılıdır. Bu kitabedeki tarih Ömeriye Caminin Urfa’nın en eski camilerinden biri olduğunu göstermektedir.

Halil-Ür Rahman Cami (Döşeme Cami-Makam Cami-Merkez): Halil-ür Rahman Gölünün güneybatı köşesinde yer alan cami, medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim’in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelen bir külliye halindedir. Cami, M.S. 504 tarihinde (Bizans dönemi) Urbisyus’un maddi yardımlarıyla monofistler adına yaptırılan Meryem Ana Kilisesi üzerine XIII. yy.da Eyyübiler devrinde inşa edilmiştir. Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede, Eyyübilerden Melik Eşref Muzafferiddin Musa’nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

Rızvaniye Cami (Zulumiye Cami-Merkez): Halil-ür Rahman Gölünün kuzey kenarında yer alan cami, Bizans devrine ait St. Thomas Kilisesi’nin yerine Osmanlıların Rakka Valisi Rızvan Ahmet Paşa tarafından 1716 yılında yaptırılmıştır.

Hz. Eyyüp, Hz. Elyasa ve Rahime Hatun Türbeleri (Eyyüp Nebi Köyü-Viranşehir): Hz. Eyyüp Peygamberin mezarının, Viranşehir ilçesinden 12 km uzaklıkta Eyyüp Nebi Köyü’nde olduğu rivayet edilmektedir. Hz. Eyyüp 7 yıl çile çektikten sonra kendisine Allah tarafından nail olunan şifalı su ile yıkanıp yaralarından kurtulur. Daha sonra eşi Rahime Hatunla birlikte Eyyüp Nebi Köyünde yaşar. Her ikisinin türbesi de bu köyde bulunmaktadır.

Eyyüp Peygamberi görmek için 3 ay yol yürüyen ve çok yakınına geldiği halde göremeden ölen Hz. Elyasa’nın kabri de aynı köydedir. Rivayete göre; IV. Murat Bağdat seferinde iken Eyyüp Nebi Köyünde mola verip bir gece konaklar. Rüyasında birisi kendisine “Kaldığın yer Eyyüp Peygamberin makamıdır. Sabah kalktığında atının kişneyerek ayağını üç defa vurduğu yere bir cami ile türbe yaptır.” der.

Yine özellikle yöre halkı tarafından anlatılan başka bir rivayete göre Eyyüp Peygamberin sırtını sürdüğü kutsal bir kaya kütlesi de bu köyde bulunmaktadır. Hz. Eyyüp Peygamberi ziyarete gelenler önce Hz. Elyasa’yı (Hz. Eyyüp, “Beni ziyarete gelenler önce Hz. Elyasa’nın türbesini ziyaret etsin” demiştir.) sonra Hz. Eyyüp’ün türbesini, daha sonra Rahime Hatunu ve en son da sırtını sürdüğü kutsal taşı ziyaret etmektedir.

Şuayb Şehri (Harran): Harran’a 45 km mesafede, bir ören yeri olup mevcut kalıntılar Roma Devrine aittir. Yüzlerce kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir. Bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Şuayb şehri harabeleri arasında bir mağara, Şuayb Peygamberin makamı olarak bilinmektedir.

Ulu Cami (Harran): Harran Höyüğünün kuzeydoğu eteğinde yer alan Ulu Cami, 744-750 yıllarında Emevi Hükümdarı II. Mervan tarafından yaptırılmıştır. Ünlü medresesi, hamamı, hastanesi ile bir külliye halinde olduğu tahmin edilmektedir. Anadolu’nun en eski ve en büyük camisi olması bakımından önem arz eden caminin Selçuklu dönemindeki onarımlarından kalma mimari parçaları, taş süsleme sanatının son derece güzel örneklerindendir.

Der-Yakup Kilisesi (Nemrut’un Tahtı-Merkez): Urfa Kalesinin batısında Damlacık sırtlarında kurulmuş olan bu yapının Hıristiyanlık dininin doğuşundan sonra yaptırılan ilk kiliselerden olduğu bilinmektedir. M.S. 38 yılında Hıristiyan olan Süryaniler tarafından kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Buraya Nemrut’un tahtı da diyenler olduğu gibi Nemrut’un mezarı diyenler de vardır. Halk arasında Apgarın Dağı da denir. Süryaniler buraya Deyro D’Nalşotho (Ruhların Manastırı) demişlerdir.

Deyr-i Mesih (İsa Kilisesi-Merkez): Bu kilise Tılfındır Mahallesindedir. Hıristiyanlık tarihinin ilk kiliselerinden olup M.S. 38 yılında Süryaniler tarafından yapılmıştır. Evliya Çelebi Hz. İsa’nın Urfa’ya geldiğini ve bu kiliseyi ziyaret ettiğini, bu nedenle buraya Deyr-i Mesih (İsa Kilisesi) denildiğini yazmaktadır.

Harran (Harran): Din ve dilleriyle en eski milletlerden biri sayılan İbraniler, tek tanrıya inanan bir din anlayışını ilk gerçekleştiren kavimdir. Kutsal kitaplarda anlatılan Sami asıllı Yahudi kavmi, Tevrat’a göre Yehova İbranilerini yöneten İbrahim Peygambere “Kabileni al ve baba evini (Ur şehri şimdiki Urfa) bırak, göstereceğim ülkeye git. Orada kavmini büyük bir millet yapacağım.” denmiştir. Yine Tevrat’ta “Abram Harran’dan gittiği vakit, 75 yaşında idi” denilmektedir. Hz. İbrahim’in evinin kentin ortasında bulunan höyüğün kuzey eteklerindeki kalıntılar arasında bulunduğu bilim çevrelerince iddia edilmektedir.

Köprüler ve Su Kemerleri

Karakoyun Deresi

Karakoyun deresinin tarihteki adı Deysan Irmağıdır. Urfa’nın batısından doğan, şehir içersinden geçerek Harran Ovası’nda Cüllap Irmağıyla birleşen bu dere günümüzde kurumuş bir durumdadır. Karakoyun Deresi üzerinde batıdan başlamak üzere doğuya doğru; Hızmalı Köprü, Millet Köprüsü, Jünstinyen Su Kemeri, Samsat Köprüsü (Eski Köprü), Hacı Kamil Köprüsü, Beg Kapısı Köprüsü (Kısas Köprüsü) ve Demir Köprü bulunmaktadır.

Karakoyun Su Kemeri

Millet Köprüsü ile Samsat Köprüsü arasındadır. Bizans imparatoru Jünstinyen tarafından 525 senesinde yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

Urfa Kalesi

Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha Göllerinin güneyindeki Damlacık Dağı üzerindedir. Doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrili, kuzey tarafı ise sarp kayalıktır.

Çeşmeler

Firuz Bey Çeşmesi

Ulu Caminin doğusuna bitişik olan Eyyübi Medresesinin güney duvarında yeralan çeşme 1781 tarihinde Firuz Bey tarafından yaptırılmıştır. Medreseden günümüze sadece 1191 tarihli kitabesi kalmıştır. Aynı yerde bugün görülen tek eyvanlı medrese, Eyyübiler Devri medresesinin üzerine 1781 tarihinde Nakibzade Hacı İbrahim Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Hamamlar

Urfa’da Osmanlı Dönemi’nden kalma 8 hamam bulunmaktadır. Bunlar; Cıncıklı, Vezir, Şaban, Velibey, Eski Arasa, Serçe ve Sultan hamamlarıdır.

Hanlar ve Çarşılar

Urfa’da Osmanlı Dönemi’nden kalma çok sayıdaki hanın en güzel örnekleri Gümrük Hanı, Hacı Kamil Hanı, Mençek Hanı, Topçu Hanı, Bican Ağa Hanı, Millet Hanı ve Barutçu Han’dır.

Şanlıurfa’nın Osmanlı döneminden kalma iş hanları ve çarşılarından oluşan eski ticaret merkezi Gümrük Hanı civarında yoğunluk göstermektedir. Kazaz Pazarı (Bedesten), Sipahi Pazarı, Koltukçu Pazarı, Pamukçu Pazarı, Oturakçı Pazarı, Kınacı Pazarı, Bıçakçı Pazarı, Kazancı Pazarı, Neccar Pazarı, İsotçu Pazarı, Demirci Pazarı, Çulcu Pazarı, Çadırcı Pazarı, Saraç Pazarı, Attar Pazarı, Tenekeci Pazarı, Kürkçü Pazarı, Eskici Pazarı, Keçeci Pazarı, Kokacı (Kovacı) Pazarı, Kasap Pazarı, Boyahane Çarşısı, Kavafhane Çarşısı, Hanönü Çarşısı, Hüseyniye Çarşıları Gümrük Hanı civarında yer alan ve günümüzde de tarihi özelliklerini koruyan önemli alış veriş yerleridir.

Ornitoloji

Dünyada soyu tükenmekte olan ve Türkiye’de yalnızca Birecik’te yaşayan Kelaynaklar Şanlıurfa yöresindeki hayvan türlerinden en ilgincidir. İbidae soyundan olan Kelaynaklar baş ve gerdanları tüysüz olduğundan bu adla anılmaktadır. Birecik’ten başka Fas ve Cezayir’de yaşayan Kelaynaklar kış aylarında Etiyopya ve Madagaskar’a göç ederler ve şubat ortasından başlayarak Birecik’e gelirler. Kayalık yamaçlarda yuva kurar, yumurtlama döneminden sonra temmuz ayı ortalarında geri dönerler. Birecik’te her yıl Kelaynak Festivali düzenlenmektedir.

Geleneksel Urfa Evleri

Urfa evleri genellikle harem (halk harem der) ve “oda” denilen selâmlık kısmı olmak üzere iki bölümden oluşurlar. Bazen bu iki bölüm, aralarından bir duvarla ayrılmış ve sokak tarafından ayrı birer kapıları olan müstakil iki ev görünümünü verdikleri gibi, bazen de tek kapıyla girilen selâmlık bölümünden sonra ikinci bir kapıyla harem bölümüne geçilen bir plan gösterirler.

Hacı Hafızlar Evi

Kara Meydan semtindedir. Postahanenin güneyine bitişik olan bu ev, harem ve selâmlık bölümlü olup geleneksel Urfa evlerinin birçok özelliğini üzerinde toplamaktadır. 1888 yılında inşa edilen bu tarihi ev Kültür Bakanlığı’nca restore edilerek Devlet Güzel Sanatlar Galerisi haline getirilmiştir.

Sakıbın Köşkü

1796-1876 yılları arasında yaşayan Şair Sakıp Efendi tarafından yaptırılan bu konak Halepli Bahçe içerisinde bulunur. Nedim Efendi Konağı gibi harem ve selâmlık olarak geniş bir alana yayılır. 1985 yılında Şanlı Urfa Belediyesi’nce tamir ettirilmiştir.

Küçük Hacı Mustafa Hacıkamiloğlu Konağı

(Vilayet Konukevi) : Şanlı Urfa Merkezinde, Vali Fuat Caddesi’nin (Büyükyol) Balıklıgöl’e yakın kesiminde Selahattin Eyyubi Caminin batısındadır. Bu tarihi konak 19. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir (1890 yılları). Harem ve selamlık bölümleri vardır. Konakta inşaat malzemesi olarak ünlü Urfa Taşı kullanılmıştır.

COĞRAFYA

Karacadağ Şanlıurfa’ nın en yüksek noktasını teşkil eder. Güney yarısında ovalar yer alır. Şanlı Urfa’nın etrafında çok sayıda mağara; sarnıç; polye; dolin bulunmaktadır. (Kanlı Mağara; Dedenin Sarnıcı vb.)

Batıdan doğuya doğru Suruç; Harran; Viranşehir-Ceylanpınar; Halfeti; Hilvan ve Bozova Ovaları en önemli ovaları, Karacadağ; Tektek; Takırtukur; Susuz; Germuş; Nemrut; Şebeke; Arat dağları en önemli dağları, Fırat Nehri; Culap Suyu; Habur Nehri en önemli nehirleri ve Atatürk Baraj Gölü; Halil-ür Rahman Gölü; Aynzeliha Gölü de en önemli gölleridir.

Şanlıurfa iklimi karasal iklim özelliği gösterir. Yazları çok sıcak ve kurak; kışları bol yağışlı ve nispeten ılıman geçmektedir.

TARİHÇE

Şanlıurfa tarihinin Paleolotik çağa kadar uzandığı tespit olunmuştur. Kazılarda Neolitik çağ Kalkolitik çağ ve İlk Tunç çağına ait çok sayıda değerli eserler ele geçirilmiştir.

Bölge, Arami, Part, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Selahattin Eyyubi, Moğol, Memlük ve Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır.

NE YENİR

Yemek kültürü oldukça zengin olan Şanliurfa’da Ayran çorbasi, çagala aşi, pakla aşi, hitti bastirmasi, sarimsak aşi, isot çömlegi, erik tavasi, semsek, has (marul) dolmasi, mimbar, acir bastirmasi, masluka, lebeni, borani, duvakli pilav, etli köfte (çig köfte), haş haş kebabi, kemeli kebap, tike kebabi, tepsi kebabi, frenkli (domatesli) kebap, kemeli cacik, bostana, koruk salatasi, katmer, aşir aşi, paliza, şillik, haside, kuymak, zingil, paliza geleneksel yöresel yemekler arasinda sayilabilir.

NE ALINIR

Şanlıurfa’da tarihi çarşı ve pazarlarda el dokumacılığı, tarakçılık, ağaç oymacılığı, saraçlık (dericilik), kürkçülük, bakırcılık, kuyumculuk ve taş süslemeciliği ürünleri bulunmaktadır.


YAPMADAN DÖNME

Çiğ köfte tatmadan,

Harran’ı görmeden,

Urfa’nın acı kahvesini (mırra) içmeden,

Atatürk Barajını gezmeden,

Balıklı Gölü gezmeden,

Kelaynakları gözlemeden,

Kapalı çarşıdan alışveriş yapmadan,

….Dönmeyin.

TÜRKİYE ŞEHİRLERİ kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Şırnak ilimizi tanıyalım – şırnak ili ve ilçeleri hakkında bilgiler resimler görseller haritası

türkiye şehirlerinden şırnak ilimiz hakkında geniş bilgi ve kaynak, şırnak haritası resimleri ilçeleri isimleri ve diğer bilgiler.

şırnak ili ve ilçeleri haritası

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 6.904 km²

Nüfus: 264.220 (1990 geçici sonuç)

İl Trafik No: 73

Şırnak, Güneydoğu Anadolu bölgesinde Suriye ve Irak sınırlarındadır. Cudi Dağı antik kent ve Mağrası görülmeye değer yerlerdendir.

İLÇELER:

Şırnak ilinin ilçeleri; Beytüşşebap, Cizre, Güçlükonak, İdil, Silopi ve Uludere’dir.

Cizre: İnanç Turizmi bakımından en zengin ilçedir. Hz. Nuh Türbesi ve Mem-u Zin Türbesinin ilçe merkezinde olması ilçenin önemini bir kat daha artırmıştır.

İdil: Geçmiş zamanlarda halkın çoğunluğu Hıristiyan ve süryaniler oluşturmaktaydı. Halen bir kaç Süryani Köyü olup Kiliseler mevcuttur.

NASIL GİDİLİR?

Türkiye’nin her yerinden karayolu ile ulaşım mümkündür.

GEZİLECEK YERLER

Cudi dağı, Kasrık Boğazı ve Cizre ilçesindeki Hz. Nuh Türbesi, Mem-u Zin Türbeleri görülebilecek yerlerdir.

COĞRAFYA

İlin, Suriye-Irak sınırlarına yakın olan kesimleri hariç, hemen hemen tamamı dağlarla kaplıdır. Dağlık kesimlerinde gür bir bitki örtüsü yoktur. Vadi yamaçlarından başlayarak 2000 m yükseltiye dek, yer yer meşe ağaçlarının hakim olduğu görülmektedir. Orman kuşağı 2000 m yükselti kuşağından sonra da bodur ağaçlar ve otsu bitkilerle kaplı, 3000 m kuşağında ise, karlarla kaplı kuşak gelmektedir. Doğal yapısı nedeniyle çok fazla yabani hayvan çeşidine rastlanmaktadır.

Şırnak ilinde iklim yörelere göre farklılık göstermektedir. İlin yüksek kesimlerinde, Doğu Anadolu’nun sert kara iklimi, diğer kesimlerde ise karasal iklim hakimdir.

TARİHÇE

Osmanlı döneminde köy olan Şırnak, 1927 yılında Siirt’e bağlı ilçe, 1990 yılında ise il olmuştur.

YAPMADAN DÖNME

Cudi dağını görmeden,

Hz. Nuh Türbesi ve Mem-u Zin Türbesini ziyaret etmeden

Kasrik Boğazını görmeden

….Dönmeyin.

TÜRKİYE ŞEHİRLERİ kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

EKMEK VEREN ELİ KIRAN BABA – DİNİ HİKAYELER

EKMEK VEREN ELİ KIRAN BABA

Bağdat’ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın biri:
– Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.
Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına uzattı. “Ver şu adama” dedi. Kızcağız ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala.
Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikazı durdurdu onu:
– Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?
Geriye bakıp eliyle işaret etti:
– İşte şu evden.
Adam kızgın şekilde salladı başını:
– Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru ilerledi.
Kapıyı açar açmaz da sordu:
– Kim verdi ekmeği hamala?
Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya kızına acır, bir şey yapmaz diye düşünmüştü. Halbuki adamın şükürsüzlük ve cimrilik içine işlemişti. Elindeki sopayı hızla havaya kaldırdı, kızının ekmek veren eline öyle bir indirdi ki bilek zedelenip burkuldu, el çarpık kaldı. Söyleniyordu kendi kendine:
– Ben herkese ekmek versem bu evde ekmek kalır mı? diye.
Halbuki nimet şükür isterdi. Şükürsüzlük nimetin gitmesine sebepti. Nitekim bu şükürsüzlüğün akibeti de öyle olacaktı. Olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri bozuldu, çarşının en işlek yerindeki dükkanını satması da onun bozulan işlerini. Bir ara o hale geldi ki, evine ekmek alamaz duruma bile düştü. Nitekim bir akşam eve gelmiş, kızcağızına da acı sözü söylemişti;
– Artık benden ümidinizi kesin. Çünkü bu akşam ekmek alacak kadar da olsa elime para geçmedi. Çarşıya in, ekmek parası iste.
Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları dükkanın karşısına geçerek bir tanıdık görürüm diye beklemeye başlamıştı. Kendisini gören dükkandaki adam hemen yanına gelerek:
– Sen masum birine benziyorsun, ne bekliyorsun burada? diye sormuştu. O da anlatmıştı gerçek durumu:
– Ekmek alacak paramız kalmadı, bir tanıdıktan ekmek parası istemek üzere bekliyorum burada.
Hemen elini cebine attı adam. Hatırı sayılır bir miktar parayı uzatarak “Al” dedi. “Bununla istediğin kadar ekmek alabilirsin. Ben de nimetin şükrünü eda etmiş olurum böylece.”
Kızcağız elinin birini arkasına saklamış, ötekiyle parayı alırken adamın dikkatin çekti bu saklayış;
– Elinde bir yara bere varsa tedavi ettireyim, niçin saklıyorsun? Allah bana nimet verdi, şükrünü eda etmek için iyilik yapmam gerek, dedi.
Kızcağız önce açıklamak istememişse de adamın ısrarı üzerine anlattı elinin durumunu:
– Ben bir yoksula ekmek vermiştim. Babam yolda rastlayıp sormuş, o da evi gösterip ‘İşte oradan aldım’ demiş, bizi haber vermiş. Babam eve gelince elindeki sopayla ekmek veren elime öylesine bir darbe indirdi ki, elim böylece çarpık kaldı. Göstermekten utanır oldum. Bu yüzden de evde kaldım.
Bu açıklamayı dinleyen adam bağırmaya başlar:
– Komşular! Çabuk buraya gelin, ben hayalimdeki altın kalpli kızı buldum, hayat arkadaşım işte karşımda, siz de şahit olun… diyerek başlar anlatmaya:
– Ekmeği isteyen fakir bendim. Ben o gün bir hamaldım. Demek ki elinin çarpık kalmasına ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım hem de seni bu halinle baş başa bırakayım. Buna Allah razı olmaz. Seni görünce içimden bir sevgi selinin koptuğunu anladım, bana ekmek veren kıza ne kadar da benziyor diye düşünmüştüm. Yanılmamışım. Baban şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını elinden alıp bana nasip eyledi. Şimdi ise imtihan sırası bana geldi, ben de aynı şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi gel, nikahımızı yaptırıp birlikte babanı sıkıntıdan kurtaralım.
Yola koyulurlar, ekmek veren eli sakatlayan şükürsüz babaya doğru…
“Şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz elinizden alır şükredene veririm. Şükürsüze de azabım şiddetli olur…” (Kur’an-ı Kerim, 14/7)

KAYNAK: Ahmed Şahin, Yaşanmış Örnekleriyle Aradığımız İslam, Zaman Cep Kitapları 3, Feza Gazetecilik, İstanbul 2001

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dini Hikayeler – Elini Değil, Ayağını Uzatmış

Elini Değil, Ayağını Uzatmış

İbrahim Paşa, Şam’da bulunduğu bir gün, Emeviyye Câmii’ne girdi. O sırada içerde Şam’ın büyük âlimi Şeyh Saîd el-Halebî (rh.), cemaate ders anlatıyordu. İbrahim Paşa gelip Şeyh Saîd’in yanına oturdu. Ayaklarını uzatmış olan Şeyh, Paşa gelmesine rağmen hiç aldırış etmedi. Bu vaziyet İbrahim Paşa’yı çok kızdırdı ve hemen câmiden ayrıldı.

Paşa köşküne geldiğinde, dalkavuklar etrafını çevirerek onu şeyhe karşı kışkırtırlar. Onların sözlerinin tesirinde kalan Paşa, Şeyh’in hemen yakalanıp kendisine getirilmesini emreder. Fakat askerleri gönderdikten biraz sonra da, yaptığı bu işten pişman olur. Çünkü bu hareketinin, başına birçok gâileler açacağını düşünür ve o kararından vaz geçer. Kendi kendine, onu yakalatmak yerine, ona hediyeler göndermeyi düşünür. Eğer Şeyh bu hediyeleri kabul ederse, bir taşla iki kuş birden vurmuş olacaktır. Kısacası hem Şeyhi kendine bağlamış olacak, hem de onun halk nazarındaki itibarını düşürecek; böylece, Müslümanlar arasındaki nüfûz ve tesirini yok edecektir.

Paşa bu düşüncesini tahakkuk ettirmek için, Şeyh’e hemen 1000 altın gönderir. Vezirine, bu paraları Şeyh’e, talebelerinin ve müritlerinin görüp duyabileceği bir zaman ve zeminde vermesini tenbih eder. 1000 altını alan vezir, doğruca Emeviyye Câmii’nin yolunu tutar. Şeyhin talebelerine ders okuttuğunu görünce, kolladığı ânı yakalamanın sevinciyle onlara selâm verir ve yüksek sesle:

-Şu 1000 altını, Paşa hazretleri, ihtiyaçlarınızı görmeniz için size gönderdi, der.

Şeyh, şefkatle vezirin yüzüne bakar ve sâkin bir edâ ile şöyle cevap verir:

-Evlâdım! der. Efendinin paralarını geri götür ve ona de ki: ‘O sana ayakalarını uzatmış, ellerini değil!.
Emanet Fare

Yûsuf adında gezgin bir zât, Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin İsm-i âzamı bildiğini öğrenince, Mısır’a gitti. Huzûruna varınca, önceleri iltifat görmedi. Sonra huzûra kabûl edildi ve Zünnûn-i Mısrî hazretlerine bir sene hizmet etti. Bir gün ona;
– Ey üstâd, sana bir sene hizmet ettim, artık hakkımı vermen gerekir. Senin İsm-i âzamı bildiğini söylediler. Onu, benden iyi emânet edeceğin bir başka kimse olmayacağını bilirsin,dedi. Sükût etti. Ona cevap vermedi. Altı ay sonra bir tabağa konmuş ve bir mendile sarılmış bir şey çıkardı. Ona;
– Fustat’ta bulunan falan dostumuzu bilirsin değil mi?” diye sorunca;
– Evet, dedi.
Zünnûn hazretleri ona;
– İşte bunu ona götür. dedi.
O da sarılı tabağı aldı, giderken;
– Zünnûn-i Mısrî gibi bir zât hediye gönderiyor. Acabâ nedir, ne kadar kıymetlidir? diye düşündü. Merakını yenemeyerek tabağı açtı. İçinden bir fare fırladı ve kaçıp kayboldu. Bu duruma kızarak, Zünnûn-i Mısrî’nin yanına geldi. Zünnûn-i Mısrî ona;
– Biz seni denedik. Sana bir fâre emânet ettik, ona hıyânet ettin. Hiç sana İsm-i âzamı güvenip teslim edebilir miyim? dedi.

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

CUM’A NAMAZI ve CUM`A GÜNÜ HAKKINDA DİNİ VE İSLAMİ BİLGİLER AÇIKLAMALAR

CUM’A NAMAZI ve CUM`A GÜNÜ

Cum’a günü öğlen namazı vakti içinde bir hutbeden sonra
cemaatle ve cehren kılınan iki rekat farz-ı ayn namaz. Cum’a Arapça bir isim
olup, “toplanma, bir araya gelme, toplu dostluk” anlamlarına gelir. Sözlükte
cumua ve cumea şeklinde de okunur. Bir terim olarak perşembe günü ile cumartesi
arasındaki günün adı olduğu gibi, aynı gün öğle vaktinde kılınan iki rekat farz
namazın da adıdır. Cum’a gününe, müslümanların ibadet için mescidde toplanmaları
sebebiyle bu isim verilmiştir (Zebidî, Tâcu’l-Arüs, V, 306; Kurtubî, el-Câmi’li
Ahkâmi’l-Kur’ân, XVIII, 97, 98).

Hafta günlerine İslâm’dan önce verilen isimler
şimdiki isimler olmayıp cum’a gününe “yevmu’l-arube” denirdi (Kurtubî, Tefsir,
XVIII, 99). Süheylî’ye göre bu isim süryânîce olup “rahmet” manasına
gelmektedir. Cum’a’dan sonraki günler de “şeyar: cumartesi”, “evvel: pazar”,
“ehven: pazartesi”, “cebar: salı”, “debar: çarşamba”, “mûnes: perşembe” idi.
Araplar’da günlerin bu eski isimlerinin ne zaman değiştirildiği konusunda şu
bilgiler vardır; Arûbe yerine cum’a adını veren, bir rivayete göre Hz.
Peygamber’in (s.a.s.) dedelerinden Ka’b İbn Lüeyy’dir. İbn Sîrîn’den gelen bir
başka rivayete göre de bu ad cum’a namazı henüz farz kılınmadan evvel Medine’de
bulunan müslümanlar tarafından verilmiştir. İbn Sîrîn’in rivayeti şöyledir: “Hz.
Peygamber (s.a.s.) Medine’ye hicret etmeden ve cum’a ayeti nazil olmadan önce
Medineliler cum’a namazı kılmışlardı.” Ensâr: “Yahudilerin bir günü var, her
yedi günde biraraya toplanıyorlar, hristiyanların da öyle. Bizim de bir toplanma
günümüz olsun, o günde Allah’ı zikredelim; şükredelim.” dediler.

Bunun üzerine:
“sebt: cumartesi günü yahudilerin, ahad: pazar günü hristiyanların, o halde bunu
arube: günü yapalım.” demişlerdi. Bu suretle Es’ad İbn Zürâre’nin yanında
toplandılar, Es’ad b. Zürâre (r.a.) onlara iki rekat namaz kıldırdı ve vaaz
etti. Toplandıkları ana “cum’a” adını verdiler. O da onlara bir koyun kesti,
ondan kuşluk ve akşam vakti yediler. Daha sonraları da cum’a ayeti nazil oldu (Cum’a
Suresi, 62/9) İbn Hazm da: “Cum’a ismi, İslâmî olup, İslâm’dan evvelki günlerde
kullanılmazdı. Câhiliyye devrinde o güne arube denilirdi. İslâm döneminde o gün
namaz için toplanıldığından “cum’a” ismi verilmiştir.” der.

İbn Huzeyme’nin
Selmân-ı Fârisî’den yaptığı bir rivayete göre, bir defa Peygamberimiz (s.a.s.)
Selmân’a: “Selmân, sen Cum’ayı ne zannediyorsun?” diye sorunca o da: “Allah ve
Rasûlü daha iyi bilir.” der. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s.) “Senin atan Âdem
(a.s.)’in yaratılışı işte o gün oldu, yani vücudunun bütün parçaları o gün bir
araya getirildi.” buyurmuştur. Ebu Hüreyre’den rivayet edilen başka bir hadiste
de: “Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı Cum’a günüdür: Âdem (a.s.) o gün
yaratıldı, o gün Cennet’e girdi, yine o gün Cennet’ten çıkarıldı. Bir de kıyamet
Cum’a günü kopacaktır.” buyurulmuştur. (Müslim, Cumua, 5)

Diğer bir rivayette
de, yukardaki sözlere ilâveten şu cümleler yer almıştır: “..O gün tövbesi kabul
olundu ve o gün vefat etti. Kıyamet de o gün kopacaktır. İns ve Cin’den başka
hiçbir mahluk yoktur ki, Cum’a günü tan yeri ağardıktan gün doğuncaya kadar
-kıyamet belki bu gün kopar korkusu ile- kulak kabartmasın. Bir de o günün
içinde öyle bir saat vardır ki, hiçbir müslüman kul tesadüfen o esnada namaz
kılıp Allah’tan bir hacetini dilemez ki, onu Allah O’na vermesin. ” İbn Hacer’e
göre Cum’a Mekke’de farz olmuştur. Fakat müslümanların azlığı ve açıktan namaz
kılacak derecede güçlü olmamaları nedeniyle Mekke’de Cum’a kılmak mümkün
olmamıştır. Ancak şartlar tahakkuk etmeden Cum’anın farz kılınması garip
görünmektedir. Bu nedenle diğer âlimler, Mekke’de Cum’a için sadece izin
verilmiş olabileceği kanaatindedirler.

İbn Abbas’ın şu rivayeti de bu görüşü
desteklemektedir: “Rasûlullah (s.a.s.), hicret etmeden önce Cum’a namazının
kılınması için izin verilmiştir. Fakat Mekke’de Cum’a kıldırmaya gücü olmadı.
Onun için, daha önce Medine’deki müslümanlara İslâm’ı öğretmek için gönderilmiş
olan Mus’ab İbn Umeyr’e mektup yazarak: “Yahudilerin açıktan Zebur okudukları
güne bak, siz de kadınlarınızı ve oğullarınızı toplayın da zeval vaktinden sonra
Allah’a iki rekat (namaz) ile takarrub edin.” Bu emir üzerine Mus’ab, Medine’de
ilk Cum’a kıldıran kişi olmuştur. Bu görevi Peygamber Medine’ye gelinceye kadar
sürdürmüştür.” (Suyütî, ed-Dürru’l-Mensûr, VI, 218, Dâre Kutnî’den naklen: İbn
Sa’d, Tabakat, III, 118). Mus’ab (r.a.)’ın Cum’a namazı kıldırdığı ilk cemaatin
sayısı, oniki idi.

İbn Hacer’in Cum’a namazının Mekke’de farz kılındığı halde,
orada kılınmayışını sayı azlığına bağlanmasının geçerli olabilmesi ihtimali
uzaktır. Çünkü Cum’a namazının kılınabilmesi için kırk kişinin varlığı gerekecek
olsa bile, bu sayıda müslüman o tarihlerde bir araya rahatlıkla gelebilirdi.
Ancak Cum’a namazının açık kılınması gereği ve Rasûlullah ile müslümanların o
sıralarda gizlenmiş bulunmaları nedeniyle kılamamış olmaları düşünülebilir.
Kanaatimize göre bu, sıradan bir izin olarak da değerlendirilemez. Çünkü Yüce
Allah’ın ve Rasûlü’nün izinleri bile emir gibi uyulması gerekli hükümlerdir.
Özellikle bu konu ibadetlerle ilgili olursa emir durumu daha güçlüdür. Bu konuda
cihada izin veren (el-Hacc, 22/39) ayetini gözönünde bulundurabiliriz. Diğer
taraftan Cum’a namazının farziyetini bildiren ayet (Cumâ, 62/9-11) bilindiği
gibi Medine’de ve Hicret’ten sonraki yıllarda nazil olmuştur. Bu durum ise
bizlere abdestin farziyeti ile ilgili ayetin nüzulünü hatırlatmaktadır.

Namaz
için abdest almak bilindiği gibi peygamberliğin ilk dönemlerinde farz kılındığı
halde, ilgili âyet daha sonraları Medine’de nazil olmuştur. Demek oluyor ki bazı
hükümler teşrî edilirken, ilgili olan âyet, daha sonra inmiş olabilir. Bu, hükmü
pekiştirmek için olabildiği gibi, nüzül için gerektirici bir münasebete kadar
bekletilmesi ve böylece daha etkileyici bir hal alması hikmetine de dayalı
olabilir. Cum’a’yı ilk kıldıranların Es’ad İbn Zürâre ile Mus’ab İbn Umeyr
oldukları hakkındaki rivâyetlerin arasını birleştirmek gerekirse; Mus’ab’ın,
Medine’nin merkezinde ve Peygamber’in (s.a.s.) emri üzerine Cum’a namazı
kıldırdığı; Es’ad’ın ise Medine yakınında bir yerde ve Peygamber’in (s.a.s.)
emri gelmeden kıldırdığı söylenebilir.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kıldırdığı ilk
Cum’a namazı, Ranuna’ denilen yerde Sâlim İbn Avf mescidindedir. Hz. Peygamber
(s.a.s.) Medine’ye hicret buyurduğunda ilk olarak Kuba’da Amr İbn Avfoğullarına
misafir oldu. Orada pazartesi, salı, çarşamba ve perşembe günleri kalıp, Kuba
Mescidi*nin temelini attı; sonra Cum’a günü Medine’ye gitmek için yola çıktı.
Benu Sâlim yurduna gelince Cum’a namazı vakti girmişti. Orada hutbe okuyup ilk
defa Cum’a namazını kıldırdı. Bu, Hz. Peygamber’in kıldırdığı ilk Cum’a
namazıdır. Cum’a’yı farz kılan âyet bundan önce nâzil olmuştur. Medine haricinde
ilk Cum’a namazı kılınan yer de Bahreyn’de “Cevâsa” da Abdi Kays Mescidi’dir.
İslâm’da Cum’a gününün dünyanın başlangıcına, sonuna ve âhirete kadar uzanan bir
yeri ve değeri vardır. Diğer semâvi dinlerde de Cum’a gününe dikkat çekilmiş,
fakat onlar bunu terkederek başka günlere yönelmişlerdir.

Ebû Hüreyre’den Allah
Rasûlû’nün şöyle dediği nakledilmiştir: “Bizler, bizden önce kitap verilenlere
göre en sonuncusuyuz. Kıyâmette ise en öne geçeceğiz. Onlar, Allah’ın
kendilerine farz kıldığı bu Cum’a gününde ihtilafa düştüler. Allah onu bize
gösterdi. Diğer insanlar bu konuda bize uyuyorlar. Ertesi gün yahudilerin, daha
ertesi gün ise hristiyanlarındır. ” (Buhârî, Cum’a, 1; Müslim, Cum’a hadis no:
856. Müslim’in lafzı az farklıdır). Yine Ebû Hüreyre’den şöyle dediği rivâyet
edilmiştir: “Rasûlullah (s.a.s.)’a Cum’a gününe niçin bu adın verildiği
sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir: “Babanız Âdem’in yaratılışı o günde oldu.
Kıyâmet o günde kopacak, yeniden dirilme ve insanların hesap için yakalanması o
günde olacaktır.

Cum’a gününün üç saatinin sonunda öyle bir an vardır ki, o anda
dua edenin duası kabul olunur. ” (Ahmed b. Hanbel, İstanbul 1981, II, 311) “Her
kim Cum’a günü, cenâbetten gusül eder gibi güzelce gusleder, sonra da ilk saatte
yola çıkarsa bir deve kurban etmiş gibi olur. İkinci saatte yola çıkarsa bir
sığır kurban etmiş gibi olur. Üçüncü saatte yola çıkarsa bir koç kurban etmiş
gibi olur. Dördüncü saatte yola çıkarsa bir tavuk kurban etmiş gibi olur.
Beşinci saatte yola çıkarsa bir yumurta tasadduk etmiş gibi olur. İmam Cum’a
namazı için iftitah tekbiri alınca melekler hazır olur, okunan Kur’ân-ı
dinlerler. ” (Müslim, Cumua, 2, hadis no: 850)

Cum’a namazını terk edenler için
de hadis-i şeriflerde şu tehditler varid olmuştur: “Birtakım insanlar ya Cum’a
namazını terk etmeyi bırakırlar, yahutta Allah onların kalplerini mühürler artık
gafillerden olurlar. ” (Müslim, Cumua, 12, hadis no: 865) “Her kim önemsemediği
için üç Cum’a yı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler. ” (Ebû Davûd, Salât
210) “Bir kimse Cum’a günü gusleder, elinden geldiği kadar temizlenir, yağ veya
koku sürünür, sonra mescide gider bulduğu yere oturur ve namazını kılar, hutbeyi
dinlerse; geçen Cum’a’dan o Cum’a ya kadar işlemiş olduğu günahları affolunur. ”
(Buhârî, Cumua, 6) Cum’a namazının farziyyeti Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile
sabittir. Cum’a sûresinin dokuzuncu âyetinde

Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler, Cum’a günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah’ı anmağa
koşun; alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. ” İbn
Mâce’de mevcut Hz. Câbir (r.a.)’den rivâyet edilen şu hadis, Cum’a’nın
farziyyetinin sünnetle delilidir: “Ey insanlar, ölmeden önce Allah’a tövbe
ediniz. (Başka işlerle) meşgul olmadan önce de sâlih ameller işlemeye çalışınız.
Allah’ı çokça zikretmek ve gizli ve açık olarak çokça sadaka vermek suretiyle
sizin ile Rabbiniz arasındaki bağı güçlendiriniz. (Böyle yaparsanız) hem
rızıklanırsınız. hem de (Allah tarafından) hatırınız hoş tutulur. Şunu biliniz
ki: Yüce Allah şu bulunduğum makamda, şu günümde, şu ayımda ve şu yılımda
sizlere Cum’a’yı farz kılmış bulunuyor. Ve bu kıyâmete kadar böylece devam
edecek. Benim hayatımda, ya da benden sonra adaletli yahutta zâlim bir imamı
bulunduğu halde, onu hafife alarak yahut ta inkâr ederek kim terkederse; Allah,
onun iki yakasını bir araya getirmesin, hiç bir işini mübarek kılmasın.
Haberiniz olsun, böyle bir kimsenin ne namazı vardır ne zekâtı, ne haccı, ne
orucu ve ne de iyiliği Tâ ki tövbe edinceye kadar. Artık kim tövbe ederse,
Allah, onun tövbesini kabul etsin. Şunu da biliniz ki: Hiç bir kadın bir erkeğe
imam olmasın. (Okuması düzgün olmayan bir bedevî) Arap, bir muhacirin önüne
geçip imam olmasın. Fâcir bir kimse de, kılıcından ya da copundan korktuğu bir
zorbanın kendisini zorlaması hali dışında da mü’min bir kimseye imam olmasın. ”
(İbn Mâce, Sünen, İstanbul 1401, I, 343, Hadis no: 1081).

Hz. Peygamber’in Benu
Sâlim yurdunda kıldırdığı ilk Cum’a namazında cemaatin kırk veya yüz kişi olduğu
söylenir. Bu mescide sonradan “Mescid-i Cum’a” adı verilmiştir. Cum’a âyetinin
Mekke’de nâzil olduğu da ihtimal dahilindedir. Peygamber (s.a.s.) Cum’a hutbesi
için bir hurma kütüğü edinmiş, ensârdan bir kadının aynı zamanda marangoz olan
kölesinin ılgın ağacından yaptığı üç ayaklı minber, mescide konuncaya kadar onun
üzerinde Cum’a hutbelerini okumuştur. Yeni minber gelip de Peygamber (s.a.s.)
hutbe için üzerine çıkınca eski hurma kütüğünden deve iniltisi gibi bir ses
çıkmış, Peygamber de inerek elini üzerine koyunca susmuştur.

Bu hâdise Hz.
Peygamber’in bir mucizesi olarak “Cizu’n-nahle” adıyla meşhur olmuştur.
Peygamber (s.a.s.) camiye girince, cemaata selam verir; minbere çıkınca, onlara
döner ve ikinci bir selamdan sonra otururdu. Bu oturuşa “Celsetu’l-istiraha”
denir. Bilâl ezan okumağa başlar; bitirince, Peygamber (s.a.s.) kalkarak hamd ve
senâdan sonra, vaaz ve nasihatı muhtevî bir hutbe okurdu. Bir müddet oturduktan
sonra tekrar kalkıp, ikinci hutbeyi de okur ve minberden inerdi. Kamet
getirildikten sonra iki rek’at olarak Cum’a namazını kıldırırdı. Cum’a namazının
ilk rek’atında ekseriyetle Cumu’a sûresini ve ikinci rek’atta da Münâfıkun
sûresini yüksek sesle okurdu. Cemaat en fazla Cum’a namazında toplandığı için,
Cumu’a sûresini okumakla, onlara cum’a’nın âdâb ve erkânını öğretmiş ve
Münâfıkûn sûresini okumakla da, münâfıklardan sakınmaları lüzumunu ihtar etmiş
oluyordu. Sonraları ilk rek’atta A’lâ ve ikincide de Câşiye sûrelerini okuduğu
rivâyet edilmiştir. Halife Hz. Ebû Bekir ve sonra Hz. Ömer (r.a.) zamanında bu
şekilde Cum’a namazı kılındı ise de; Halife Hz. Osman (r.a.) zamanında şehrin
nüfusunun arttığı ve halkın câmiden uzak yerlerde ikâmet ettiği gözönünde
tutularak, namaz vaktinin geldiğini ilân için mescidin dışında bir ezan
okutturulmağa başlandı.

Bu ezan Zavra’da okunuyordu. Hz. Osman’ın okuttuğu bu
ezan (dış ezan) diğer memleketlerde de okunmağa başlandı. Kendisinden seksen
sene sonra Hişam b. Abdu’l-Melik de bu dış ezanın hariçte, mesela Medine’nin
Zavra’sı gibi şehrin ortasında okunacak yerde, camiin minaresinde okunmasını
emretti. Böylece kitap, sünnet ve icmai ümmet ile sabit olan Cum’a namazı gücü
yeten ve şartları kendinde bulunan her mükellef müslümana farz-ı ayındır. İki
rek’at olan Cum’a namazını herhangi bir sebepten kılamamış olanlar, öğle
namazını dört rek’at olarak kılarlar. Bütün namazlarda şart olan İslâm, akıl,
büluğ, tahâret şartlarından başka Cum’a namazının farziyet ve edâsının şartları
vardır. Cum’a Namazının Farz Olmasının Şartları Cum’a namazı; namaz, oruç, hac,
zekât kelimeleri gibi, fıkıh usulü açısından “kapalı anlatım (mücmel)” özelliği
olan bir terimdir. Bu yüzden onun kılınış şekil ve şartları âyet, hadis ve
sahabe açıklamalarına ihtiyaç gösterir. Çünkü Allah elçisi “Namazı benim
kıldığım gibi kılınız” (Buhârî, Ezan, 18; Edeb, 27) buyurmuştur.

Câbir b.
Abdullah’ın naklettiği bir hadiste şartlar şöyle belirlenmişti: “Allah’a ve
âhiret gününe inananlara Cum’a namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın
ve hastalar bundan müstesnadır” (Ebû Dâvud, I, 644, H. No: 1067; Dârakutnî, II,
3; Bağavî, Şerhu’s-Sünne, I, 225) Bu istisnaların dışında kalan her müslüman
erkek bu namazla yükümlü demektir. Buna göre şartlar şöyledir: A) Erkek olmak:
Cum’a namazı kadınlara farz değildir. Ancak namazı cemaatle kılarlarsa bu
yeterli olup, öğle namazını kılmaları gerekmez (es-Serahsî, II, 22, 23; İbn
Abidin, Reddü’l-Muhtâr, I, 591, 851-852). B)

Hür olmak: Hürriyetten yoksun
bulunan esir ve kölelerle, ceza evindeki hükümlülere, Cum’a günü öğle namazını
kılmaları yeterlidir. Cum’a namazı farz değildir. Ancak anlaşmalı (mükâteb)
kölelerle, kısmen azad edilmiş kölelere farzdır. Kendisine Cum’a namazı farz
olmayan köle esir veya mahkumlar her ne sûretle olursa olsun, Cum’a’yı kılmış
olsalar, sahih olur. C) Mukîm olmak: Yolcuya Cum’a namazı farz değildir. Çünkü
o, yolda ve gittiği yerlerde genel olarak güçlüklerle karşılaşır. Eşyasını
koyacak yer bulamaz veya yol arkadaşlarını kaybedebilir. Bu sebeple ona bazı
kolaylıklar getirilmiştir. D) Hasta olmamak veya bazı özürler bulunmamak: Namaza
gidince hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimselere Cum’a farz
olmaz. Yine, hasta bakıcı, aciz ihtiyar, gözü görmeyen, ayaksız, kötürüm ve
müslümanlar Cum’a’yı kılarken onların güvenliğini sağlamakla görevli olan
emniyet nöbetçisi gibi özrü bulunanlar, vakit bulunca öğle namazı kılmakla
yetinirler. Ancak bu kimseler cemaatle Cum’a namazına katılırlarsa yeterli olur
(es-Serahsî, II, 22, 23; İbnü’l-Humam, Fethu’l-Kadir, I, 417) Ayrıca, düşman
korkusu, şiddetli yağmur ve çamur, ağır bir hastaya bakma gibi özürler de Cum’a
namazını kılmamayı mübah kılan özürlerdir. Körün, elinden tutup camiye götürecek
kimsesi olursa, Cum’a’yı kılması İmam Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre farz olur.
Üzerlerine Cum’a namazı kılması farı olmayan müslüman kimseler, Cum’a’yı kılmaya
imkan bularak kılsalar, vaktin farzını eda etmiş olurlar, artık o günün öğle
namazını kılmaları gerekmez. Cum’a namazı kılmaları farz olmayan kimseler,
bulundukları bölgede Cum’a namazı kılınıyor ise, öğle namazını cemaatle değil,
yalnız başlarına kılarlar.

Bulundukları bölgede Cum’a namazı kılınmıyor ise,
öğle namazlarını cemaatle kılabilirler. Cum’a namazının sahih olması için
gerekli şartlar (edasının şartları) Kılınan bir Cum’a namazının geçerli olması
için aşağıdaki şartların bulunması gerekir: A) Cum’a Kılınacak Yerin Şehir veya
Şehir Hükmünde Olması Bu şart, bazı nakillere ve sahabe uygulamalarına dayanır.
Hz. Ali’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Cum’a namazı, teşrik tekbirleri,
Ramazan ve Kurban Bayramı namazları, yalnız kalabalık şehir veya kasabalarda eda
edilir. İbn Hazm (ö. 456/1063) bu naklin sağlam olduğunu ortaya koymuş,
Abdurrezzak aynı hadisi Ebû Abdirrahman es-Sülemî aracılığı ile Hz. Ali’den
rivâyet etmiştir. Hz. Ali’nin sözü İslâm hukukçularınca bu konuda yeterli bir
delil sayılmıştır.(Abdurrezzak, el-Musannef, III,167-168, H. No: 5175, 5177; İbn
Ebi Şeybe bunu Abbad b. el-Avvâm’dan, benzerini Hasan el-Basrî, İbn Sîrîn ve
İbrahim en-Nehâî’den nakletmiştir; İbnu’l-Hümam, a.g.e., I, 409). Bu konuda
rivâyet edilen nakillerde geçen “kalabalık şehir” sözü İslâm hukukçularınca
şöyle tarif edilmiştir: Ebû Hanife (ö. 150/767)’ye göre valisi, hâkimi, sokak,
çarşı ve mahalleleri olan yerleşim merkezleri “kalabalık şehir” niteliğindedir.
Ebû Yusuf (ö. 182/798), halkı en büyük mescide sığmayacak kadar kalabalık olan
yerleri şehir sayarken İmam Muhammed (ö. 189/805), yöneticilerin şehir olarak
kabul ettikleri yerleri şehir kabul eder.

İmam Şâfiî (ö. 204/819) ve Ahmed İbn
Hanbel (ö. 241/855) bu konuda nüfus sayısı kriterini getirir. Onlara göre, kırk
adet akıllı, ergin, hür ve mukîm erkeğin yaz kış başka beldeye göç etmeksizin
oturdukları yerleşim merkezleri şehir sayılır ve kendilerine Cum’a namazı farz
olur (es-Serahsî, a.g.e. II, 24, 25; el-Kâsânî, I, 259; el-Cezerî, Kitabü’l-Fıkh
ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa, Mısır (t.y.) I, 378, 379; Abdurrahman el-Mavsılî,
el-İhtiyâr, Kahire (t.y.) I, 81). İmam Mâlik (ö. 179/795)’e göre, mescidi ve
çarşısı olan her yerleşim merkezi şehir sayılır.

Köy ve şehir kelimeleri eş
anlamlıdır. Nüfuz az olsun çok olsun hüküm değişmez. Cum’a namazının küçük
yerleşim merkezlerinde de kılınabileceğini söyleyenlerin dayandığı deliller
şunlardır: 1) Ebû Hüreyre (ö. 58/677), Bahreyn’de görevli iken Hz. Ömer’e Cum’a
namazının durumunu sormuş, Hz. Ömer kendisine; “Nerede olursanız olunuz, Cum’a
namazını kılınız” şeklinde cevap vermiştir. 2) Ömer b. Abdülazîz (ö. 101/720),
komutanı Adiy b. Adiy’e yazdığı mektupta, (ahalisi) “çadırda yaşamayan herhangi
bir köye gelince: orasının halkına Cum’a namazı kıldıracak bir görevli tayin et”
demiştir. 3) İmam Mâlik, ashâb-ı kirâmın Mekke ile Medine arasında su başlarında
Cum’a namazını kıldıklarını nakleder ve o yörelerde herhangi bir şehir
bulunmadığını belirtir (es-Serahsî, a.g.e., II, 23, Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih
Terc. ve Şerhi, III, 45, 46). 4) İbn Abbas, Medine’deki Peygamber mescidinden
sonra ilk Cum’a namazının Bahreyn’de “Cuvâsâ” denilen bir köy (karye) de
kılındığını söylemiştir (Buhârî, Cum’a, II, (I. s. 215); Bağavî, a.g.e., IV,
218; İbnü’l-Hümâm, a.g.e., I, 409)

Cum’a namazının büyük yerleşim merkezlerinde
kılınacağı görüşünde olan İslâm hukukçuları yukarıdaki delilleri şöyle
değerlendirmişlerdir: 1) Hz. Ömer’in sözü, ashâb-ı kirâm arasında çöllerde ve
sahralarda Cum’a namazı kılınamayacağı bilindiği için, “hangi şehirde
bulunursanız bulunun, Cum’a namazı kılın” şeklinde anlaşılmıştır. 2) Ömer b.
Abdülaziz’in sözü, kişisel bir görüş olduğu için delil sayılmamıştır. 3)
Kendilerinde Cum’a kılındığı bildirilen “Eyle”, Bahr-ı Kulzüm üzerinde önemli
bir iskele, “Cuvasâ” da Bahreyn’de Abdulkays’a ait bir kaledir. Buraları “köy
(karye)” olsalar bile, devletçe tayin edilen yöneticileri ve zabıta kuvvetleri
bulunduğu için şehir hükmünde sayılırlar (Ahmed Naim, a.g.e., III, 46).

İbn
Abbas’ın sözünde, Cüvâsâ için, “köy” denilmesi, o devirlerde buranın “şehir”
sayılmasına engel değildir. Çünkü onların dilinde karye kelimesi şehir anlamında
da kullanılıyordu. Kur’ân-ı Kerîm’de de bu anlamda kullanılmıştır. Bu Kur’ân,
iki köyden ulu bir adama indirilmeli değil miydi?” (Zuhruf, 43/31). Âyetteki
“iki köy (karye)” den maksat Mekke ile Tâif’dir.

Diğer yandan Mekke şehrine “Ümmü’l-Kura
(köylerin anası)” adı verilmiştir (Şürâ, 42/7). Mekke’nin şehir olduğunda şüphe
yoktur. Cuvâsa da bir kale olduğuna göre: hâkimi, yöneticisi ve âlimi vardır. Bu
yüzden es-Serahsî (ö. 490/1097), Cuvâsâ için eş anlamlısı olan “şehir (mısr)”
kelimesini kullanır (es-Serahsî, a.g.e, II, 23) Abdurrezzak, Hz. Ali’nin Basra,
Kûfe, Medine, Bahreyn, Mısır, Şam, Cezire ve belki Yemen’le Yemâme’yi şehir (mısr)
kabul ettiğini belirtir (Abdurrezzak, a.g.e., III, 167) Ebû Bekir el-Cassâs (ö.
370/980), “Eğer Cum’a, köylerde câiz olsaydı, şehir hakkında olduğu gibi,
insanların ihtiyacı yüzünden, bu da tevatüren nakledilirdi” der ve Hasan’dan,
Haccac’ın şehirlerde Cum’a’yı terkedip, köylerde ikâme ettiğini nakleder. (el-Cassâs,
Akhâmu’l-Kur’ân V, 237, 238) İbn Ömer (ö. 74/693), “Şehire yakın olan yerler,
şehir hükmündedir” derken, Enes b. Mâlik (ö. 91/717), Irak’ta bulunduğu sırada
Basra’ya dört fersah uzaklıktaki bir yerde ikâmet eder ve Cum’a namazına kimi
zaman gelirken kimi zaman da gelmezdi.

Bu durum onların Cum’a’yı yalnız şehir
merkezlerinde câiz gördüklerine delâlet eder. (el-Cassâs, aynı yer) Uygulama
örnekleri: a) Allah elçisi hayatta bulunduğu sürece, Cum’a namazı yalnız Medine
şehir merkezinde kılınmış ve çevrede bulunanlar da namaz için merkeze
gelmişlerdir. Hz. Âişe (ö. 57/676)’den, şöyle dediği nakledilmiştir:
“Müslümanlar Hz. Peygamber devrinde Medine’ye Cum’a namazı için yakın menzil ve
avâlilerden nöbetleşe gelirlerdi” Menzil, Medine çevresindeki bağ-bahçe evi de
mektir. Avâlî ise, Medine civarında, Necid tarafında, Medine’ye yaklaşık 2-8 mil
uzaklıktaki küçük yerleşim merkezleridir. Ashâb-ı Kirâm bu yerlerden nöbetleşe
Cum’a namazına geldiklerine göre kendilerine Cum’a namazı farz değildi. Aksi
halde kendi yörelerinde Cum’a namazını cemaatle kılmaları veya hepsinin
Medine’ye gelmesi gerekirdi. Diğer yandan Allah elçisinin Kubalılar’a, Medine’de
Cum’a namazında hazır bulunmalarını emrettiği nakledilir. Kuba, o devirde
Medine’ye iki mil uzaklıktadır.

b) Hulefâ-i râşidîn döneminde bir takım ülkeler
fethedilince, Cum’a’lar yalnız şehir merkezlerinde kılınmıştır. Bu uygulama,
onların “şehir (büyük yerleşim merkezi)” olmayı Cum’a’nın sıhhat şartı
saydıklarını gösterir. Öğle namazı farz olduğu için, onun Cum’a namazı sebebiyle
terkedilmesi kesin bir nass (âyet-hadis) ile mümkün olabilir. Kesin nass ise,
Cum’a’nın şehir merkezlerinde kılınması şeklinde gelmiştir. Cum’a İslâmî prensip
ve emirin en büyüklerindendir. Bu da en iyi, şehirlerde gerçekleşir. (es-Serahsî,
a.g.e., II, 23; el-Kâsânî, a.g.e., l, 259; İbnü’l-Hümâm, a.g.e., II, 51)

Kaynaklarda verilen bu bilgiler ışığında konuyu aşağıdaki şekilde netleştirmek
mümkündür. a) Şehir ve kasabalar: Valisi, müftüsü, İslâmî hükümleri icra edecek
ve hadleri infâz edecek güce sahip hâkimi (kadı) ile güvenliği sağlayacak
zabıtası bulunan her yerleşim merkezi “şehir”dir. Sonraki İslâm hukukçularının
eserlerinde” yolları, köyleri, çarşı ve pazarları bulunma” özelliği üzerinde
durulmamıştır. Çünkü bir şehir veya kasabada bu özellikler zaten vardır. Böyle
bir kasabanın gerek mescidinde ve gerekse “musallâ (namazgâh)” denen yerlerinde
Cum’a namazı kılınabilir. Bunda görüş birliği vardır (İbn Âbidin, a.g.e., I,
546, 547 vd.) Bu tarife göre, vilâyet ve kaza merkezleri şehir sayılır. Bunların
durumu, şehir olduklarında şüphe bulunmayan Mekke ile Medine’nin durumuna
benzer. b) Şehir hükmünde olan yerler: En büyük mescidi, Cum’a namazı ile
yükümlü olanları almayacak kadar kalabalık olan yerleşim merkezleri de “şehir”
hükmündedir.

Bu, Ebû Yûsuf’un şehir tarifine uygundur. Sonraki İslâm
hukukçularının çoğu, bu görüşü izlemişlerdir. Bu yerler resmi bir görevli
bulununca, İmam Muhammed’in şehir tarifine de uygun düşer (es-Serahsî, a.g.e.,
II, 23, 24; el-Kâsânî, a.g.e., 259, 260; el-Mavsılî, a.g.e., I, 81; el-Cezirî,
a.g.e., I, 378, 379). Bu ölçüye göre, nâhiye merkezleri ile pek çok büyük köyler
de şehir hükmünde olur. B) Devletin İzninin Bulunması Cum’a namazının sahih
olması için “devlet temsilcisinin izni” problemi de İslâm hukukçularınca
tartışılmıştır. Bu iznin gerekli olduğunu söyleyenler olduğu gibi aksini
savunanlar da bulunmuştur. Biz aşağıda her iki görüşü ve delillerini vererek,
konuyu değerlendirmeye çalışacağız. 1) Hanefilerin görüşü: Hanefi hukukçularına
göre, Cum’a namazı için izin gereklidir. Dayandıkları delil Câbir b. Abdullah ve
İbn Ömer’den nakledilen ve yukarıda da daha uzun bir şekilde kaydettiğimiz şu
hadistir: “Kim Cum’a namazını ben hayatta iken veya benden sonra adaletli ve
câir (zâlim) bir imamı (önderi varken, onu küçümseyerek veya inkâr ederek
terkederse Allah iki yakasını bir araya getirmesin ve işini bitirmesin” (İbn
Mâce, İkâme, 78) İbn Mâce bu hadisin senedinde bulunan Ali b. Zeyd ve Abdullah
b. Muhammed el-Adevî sebebiyle isnâdı zayıf sayar. Heysemî, hadisin benzerini
naklettikten sonra şöyle der:

Bu hadisi Taberanî, el-Evsat’ında nakletmiştir.
Oradaki senedde Musa b. Atıyye el-Bâhilî vardır. O’nun biyografisini bulamadım.
Geri kalan râviler güvenilir. (Mecmau’z-Zevâid, II, 169, 170) Bu hadiste,
Cum’a’nın farzolması için adaletli veya adaletsiz bir yöneticinin bulunması
öngörülmüştür. Cum’a namazı büyük cemaatle kılınacağı ve hutbede topluma hitap
edileceği için onun toplum düzeni ile yakından ilgisi vardır. Devletten izin
alma şartı aranmazsa fitne çıkabilir. Cum’a kıldırmak ve hutbe okumak bir şeref
vesilesi sayılarak rekabet doğabilir. Bazı kimselerin çekişme ve ihtirasları
cemaatin namazını engelleyebilir. Camide bulunan her grubun namaz kıldırmak
istemesi, Cum’a’dan beklenen faydayı yok eder. Bir grup kılarak, diğerleri
çekilse yine amaca ulaşılmaz. Kısaca hikmet ve toplum psikolojisi bakımından da
Cum’a’nın İslâm devletinin kontrolünde kılınması gereklidir. Ancak yöneticiler
Cum’a’ya ilgisiz kalır ve önemli bir sebep olmaksızın müslümanları namaz
kılmaktan alıkoymak isterse, onların bir imamın arkasında toplanarak Cum’a
namazı kılmaları mümkündür. İmam Muhammed, bu konuda şu delili zikreder: Hz.
Osman, Medine’de kuşatma altında iken, dışarıda bulunan sahabiler Hz. Ali’nin
arkasında toplanmış ve o da Cum’a namazını kıldırmıştır. (el-Kâsânî, a.g.e., I,
261; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I,146; İbn Âbidin, a.g.e., I, 540)

Bilmen, bunun
dâru’l-harpte mümkün ve câiz olduğunu belirtir (Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm
İlmihali, İstanbul 1985, s. 162) Devlet başkanı veya valilerin bizzat Cum’a
namazı kıldırmaları gerekli midir?. İbnü’l-Münzir şöyle der: “Öteden beri Cum’a
namazını, devlet başkanı veya onun emriyle kıldıracak bir kimsenin kıldırması
şeklinde uygulama yapılmıştır. Bunlar bulunmazsa, halk öğle namazı kılar” (Ahmed
Naîm Tecrid-i Sarih Tercümesi, III, s. 48)

Burada şunu belirtelim ki, yukarıda
kaydettiğimiz hadisten imam ya da müslümanların halifesi yoksa, Cum’a namazı
kılınamaz, diye bir hüküm çıkarmak mümkün değildir. Bu hadisin ilgili
bölümlerinin anlattığı, “ister adil, isterse de zâlim olsun bir imamın varlığına
rağmen” Cum’a terk edilecek olursa, belirtilen tehditlerle karşı karşıya
kalınacağından ibarettir. Çünkü hadis, “imam yoksa Cum’a namazı kılamazsınız”
demiyor, olduğu halde kılınmazsa, son derece tehlikeli tehditlerde bulunuyor.
İmamın yokluğu halinde kılınmayacak olursa o takdirde bu hadisten, olsa olsa
tehditlerin daha hafif olacağı sonucuna varılabilir. O da en müsamahalı bir
istidlâl olur. İçtihada dayalı olarak ileri sürülmüş gerekçelerin dışında, Cum’a
namazının kılınması için şart kabul edilen ve eda şartları arasında sayılan
imamın varlığı şartının nakli bir delili yoktur.

Ayrıca bu şart, yalnızca Hanefî
mezhebinde öngörülmüş bir şarttır. Dolayısıyla terki halinde terettüp edeceği
bildirilen bir takım tehditlere maruz kalmamak için, en azından ihtiyaten böyle
bir şartı öngörmeyen diğer mezhep imamlarının görüşlerine uyularak kılınması
gerekir. Diğer taraftan kaynaklarda hadis diye belirtilen: “Dört şey vardır ki,
veliyyul emirlere aittir: Cihad’tan elde edilen ganimetlerin paylaştırılması
zekât’ın toplanması, hudut (şer’i cezaların tatbiki) ve Cum’a’ları kıldırmak.”
ifadeleri ise hadis değildir. Fethu’l-Kadir’de (II, 412) bunun İmam Hasan el-Basrî’ye
ait bir söz olduğu belirtilmiştir. Son asır alimlerinden Seyyid Sâbık da “Fıkhu’s-Sünne”
adlı esrinde (1, 306) bunun aynı şekilde Hasan’ü’l Basrî’ye ait bir söz olduğunu
kaydetmektedir. O halde böyle bir şartın öngörülmesi için dayanak teşkil
edebilecek nakli bir detil elde mevcut değildir.

Bu konuda ileri sürülen bu
şartın sebebi, yalnızca karışıklık çıkma ihtimaline dayalı bulunmaktadır.
Veliyyü’l-Emr yoksa Veliyyü’l-Emr ve izn-i sultânî diye belirtilen hususun
gerçekleşebilmesi için, müslümanların başında en azından zâlim de olsa- bir
yöneticinin bulunması zorunludur. Başa geçmiş bulunan yöneticinin, İslâm’ı kabul
etmesi ise onun, müslümanların veliyyü’l-emr’i olarak görülmesinin asgarî
şartıdır. Yani müslümanların İslâmî olmayan yönetimlerin tahakkümü altında
yaşamaları halinde, haliyle böyle bir şartın varlığından söz etmek imkânı
olamaz. Bu durum günümüzün müslümanlarına; İslâm’ın öngördüğü mânâsıyla bir
yöneticiye sahip olmadığımıza göre, kıldığımız Cum’a namazının hükmü nedir? Diye
başlayan ve onun etrafında dönüp dolaşan diğer bir takım soruları daha
sordurmaktadır. Şunu da belirtelim ki, bu durumu şu anda bir vakıa olarak
yaşıyan bizleri, İslâm fakihleri de düşünmüş ve böyle bir durum halinde
müslümanların ne şekilde davranabileceklerini, daha doğrusu davranması
gerektiğini belirtmişlerdir. Şimdi bu konuda onların neler söylediklerine kısaca
bir göz atalım:

Bu konuda İbn Nüceym der ki: “Şayet hiç bir şekilde kadı veya
ölmüş olan halifenin (yerine geçmiş) halifesi yoksa, âmme de bir kişinin (Cumu’a
namazını kıldırmak üzere) öne geçirilmesi üzerinde ictimâ edecek olsalar,
zaruret dolayısıyla caizdir.” (İbn Nuceym, el-Bahrü’r-Râik, II, I55). Buradaki:
“zaruret dolayısıyla caizdir” ifadesi üzerinde kısaca duralım: Anlaşılıyor ki,
Cum’a namazı, herhangi bir şartının eksik olması dolayısıyla terk edilmesi
tavsiye edilen bir durum değildir. Aksine bu gibi durumlarda -bu şartların
gerçekleşme imkânı bulunmadığından- zaruret hükümleri ile amel etmek söz
konusudur. İşte halifesiz ve İslâm hükümlerini tatbik eden mahkemelerin
varolmaması hallerinde de bu zaruretlerle amel etmeyi engelleyecek herhangi bir
durum yoktur. Çünkü bilindiği gibi kadı (yani İslâm hükümlerini tatbik eden
hâkim) ile halifenin varlığı, İslâmî hükümlerin yürürlükte olmasının en belirgin
gerekleri ve dışa yansıyan yönleridir.

Bunların varolmamaları halinde, İslâmî
hükümlerin devlet düzeyinde uygulanabilmeleri sözkonusu değildir. Şayet bu
durum, Cum’a namazını kılmamayı gerektirecek bir hal olsaydı, İbn Nüceym gibi
eşsiz fıkıh çalışmaları olan bir âlim: “Zaruret dolayısıyla caizdir” gibi bir
ifade kullanmaz, “Cum’a namazı sâkıt olur” demesi gerekirdi. O zaman da konunun
gereğinden, İslâmî olmayan yönetimlerin çatısı altında bulunulan hallerde söz
edilmezdi.

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın