Askeri Rütbelerin Sıralaması Nasıldır, Türk Silahlı Kuvvetleri Rütbeleri Sıralaması, Askeri Rütbeler, Askeri rütbeler sıralaması resimli, Askeri Rütbeler Resimli Tanıtım, Askeri Rütbeler en üstten en alta kadar, Türk Silahlı kuvvetleri rütbeleri resi

Türk Silahlı Kuvvetleri Rütbeleri
Askeri Rütbeler, Askeri Rütbe Sıralaması Resimli ,Askeri Rütbeler Resimli Tanitim, Askeri Rütbe Sıralaması Resimli

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İslamiyete Göre Evlat Edinmek, İslamiyette Evlat Edinme Hakkında Bilgiler, Dinimizce Evlat edinmek Nasıl oluyor, Dinimizce çocuk Evlat edinme Hakkında, Dinimizce Evlat edinmeyle illgili bilgiler, İslamiyete göre çocuk evlat edinme hakkında bilgi, din

İslamiyette Evlat Edinmek
İslamiyette Evlat Edinme Hakkında Bilgi

Evlat edinme, bir başkasının çocuğunu kendi ailesi içine katma âdeti, tarihin her devrinde tatbik edilen bir husustur. Bilhassa İslâmdan önceki Cahiliye Devrinde bu âdet daha yaygındı. İsteyen kimse, seçtiği herhangi bir kimseyi öz çocukları arasına katarak onu evlatlık aldığını ilân ederdi. Aldığı çocuğa “Sen benim oğlumsun, ben sana vârisim, sen de bana vârissin” diyordu. Böylece, o çocuk öz oğlu sayılıyordu. Ailenin bir ferdi olduğu gibi, aynı zamanda aile fertlerinin sahip olduğu hak ve vazifelere de ortakoluyor, ailenin ismini alıyordu. Evlatlık edinen kimse bu çocuğun babası sayılıyordu. Evlât edinenin hanımı da, çocuğun annesi yerine geçiyordu. Oğlanın hanımı da bu babanın gelini kabul ediliyor, dolayısıyla, boşandıktan sonra gelini ile evlenmesi mümkün olmuyordu.

İslâm’da çocuk, prensip olarak kadının evli bulunduğu erkeğe nisbet edilir. Doğuran kadın, annesi; nikâhlı koca da babası olur. Bu yüzden, evlâtlık anlamına gelen Arapça “da’y” tâbiri, nesebi başkasına ait olan çocuğu bir başkasına nisbet etmek anlamına gelir.

İslâm’dan önce Araplar arasında evlât edinme anlayışı vardı. Bizzat Allah Resulu de Zeyd’i evlât edinmişti. Bu, şöyle olmuştu: Zeyd bin Hârise çocukken Esir edilmiş, onu Hakim b. Hizâm, teyzesi Hatice için satın almıştı. Hz. Hatice Allah Resulu ile evlenince, onu kendisine hediye etmişti. Daha sonra babası ve amcası Zeyd’i isteyince Resulullah (s.a.s.) onu muhayyer bıraktı. O da Peygamberimizi tercih etti.

Bu konunun üç önemli özelliği vardır

1- Evlat edindiğimiz çocuk kız olursa babalığa, erkek olursa analığa mahrem olacağı için beraber yalnız kalma ihtimaline göre caiz değildir. Bu konu süt emzirmekle çözülebilir. Bir bayan iğne yaptırarak göğsünden süt getirtirse bu sütü bebeğe içirerek süt anne olabilir. Ancak kocası süt baba olamaz. Bu sebeple bir bebeği evlatlık olarak almayı düşünenler, başka da çocuğu yoksa evlat edineceği bu çocuğun erkek olması isabetli bir karar olacaktır. Kız olursa mahremiyetten doğan sıkıntılar oluşur.

2- Evlatlık alanlar, çocuğun esas anne ve babasının vereceği şefkat ve göstereceği merhameti gösteremeyebilirler. Bu açıdan çocuğun gerçek anne ve babasından mahrum bırakma sorumluluğu vardır. Bu da çocuk açısından önemli bir durumdur. Ancak kimsesiz çocuklar için bu sakınca olmayabilir.

3- Evlat edinen ailelerin kalacak mirasları bu çocuğun olacaktır. Halbuki, o miraslar akrabalara kalması gerekirdi. Bu da başkasının hakkının evlatlığa verilmesi demektir ki caiz değildir. Bu konuda bir çözüm olarak gerçek mirasçılarla helalleşilir ya da evlatlık mirastan kanunen mahrum bırakılarak çözüm aranabilir.

Bu üç sebepten dolayı evlat edinmenin doğru olmadığını söyleyebiliriz. Bu üç engeli de dini açıdan çözebilirsek evlat edinmek inşallah haram olmaz..
alıntıdır

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yuvadan Çocuk alma Şartları, Bebak Evlat edinmede Şartlar nelerdir, Yuvadan çocuk Nasıl alınır, Yuvadan evlat Edinmek istiyorum, Evlat Edinme koşulları, Evlat edinme nasıl olur, Nasıl Çocuk Evlat edinilir, Çocuk evlat edinmek istiyorum, Yuvadan çocuk

evlat edinme şartları,bebek evlat edinmede şartları,Evlat Edinme Koşulları,Evlat Edinme Nasıl Olur, Evlat Edinme Çeşitleri,Nasıl Çocuk Evlat Edinilir,evlat edinme şartları nelerdir

Evlat edinme; bir çocukla, durumu evlat edinmeye uygun bir kişi arasında hukuki bağlar sağlanarak çocukile ebeveyn ilişkisinin kurulmasıdır.

Evlat edinme temel olarak iki yolla mümkündür.

A- Sosyal Hizmetler Ve çocuk Esirgeme Kurumuna Bağlı Organlara müracaat ile
B- Çocuğun kendi ailesinden veya vasisinden

Çocuğun kendi ailesinden evlat edinmek

Eğer çocuk kendi ailesinden veya vasisinden evlatlık olarak alınacak ise doğrudan Aile Mahkemesine ya da Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesinde açılacak bir dava ve bu davada yapılan tahkikat neticesi verilecek bir kararla mümkün olacaktır. Bu davada sadece çocuğun aile veya vasisinin evlat edinme işlemine izin vermesi yeterli değildir. Ayrıca mahkemece Çocuk Esirgeme Kurumundan taraflar hakkında araştırma yapmasını isteyecektir. Kurum; hazırladığı kanaatini bildirir raporunu mahkemeye sunar. Bu tahkikat neticesi hakim kararını verir.

Sosyal Hizmetler Ve Çocuk Esirgeme Kurumundan Evlat Edinmek

Evlat Edinme Koşulları

Evli ise; en az 5 yıllık evli olmak
Bekar ise;30 yaşını doldurmuş olmak
Evlat edinecek kişi ile evlatlık arasında en az 18 yaş fark bulunması
Tutarlı, dengeli, çocuğa yeterli sevgi verebilecek kişilik yapısında olması
Çocuğun bakım ve eğitimini sağlayabilecek yeterli gelir düzeyine, sosyal güvenlik hakkına, uygun çevre ve yaşam koşullarına sahip olmak
En az ilkokul mezunu olmak (Anayasal zorunluluk )
Herhangi bir yüz kızartıcı suçtan mahkum edilmemiş olmak
Bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinilen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır. Buna “Koruyucu Aile Statüsü” deniyor.

Koruyucu aile nedir?

Koruyucu Aile: T.C Vatandaşı, Okuryazar, Türkiye’de ikamet eden herkes koruyucu aile olmak için müracaat edebilir.

Kaç tane evlatlık alınabilir?

Evlat edinecek kişiler, isterlerse aynı anda veya değişik zamanlarda birden fazla çocuğu evlat edinebilirler.

Eşler ayrı ayrı evlat edinebilirler mi?

Eşler ancak birlikte evlat edinebilirler.

Evli olmayanlar birlikte evlat edinebilirler mi?

Evli olmayanlar birlikte evlat edinemezler.

Eşler birbirlerinin çocuklarını evlat edinebilirler mi?

Eşlerden biri en az iki yıldır evli olmak veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşulu ile diğerinin çocuğunu evlat edinebilirler.

Evlat edinme başvurusu üzerine yapılacak olanlar nelerdir?

Başvuruyu takiben, SOSYAL ÇALIŞMACI gerekli araştırma ve incelemeleri yapar. Başvuruları sıraya koyar. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından yılda ortalama 500 çocuğun evlat edinilme işlemleri tamamlanmaktadır. Çocukların iyi ailelerin yanına yerleştirilmeleri konusunda sorumluluk Çocuk Esirgeme Kurumuna aittir.

Hangi çocuğun aile tarafından evlat edinileceği nasıl belirlenir?

Sosyal çalışmacı; aile ile çocuğu teke tek buluşturur. Karşılıklı olumlu iletişim dikkate alınır.

Evlat edinme ile çocuğun kazandığı haklar nelerdir?

Evlat edinilmiş çocuklar, o ailenin öz çocuklarının sahip olduğu tüm haklara sahip olurlar.
Evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur.
Evlatlık küçük ise evlat edinenin soyadını alır.
Evlat edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir.

Gizlilik

Evlat edinme ile ilgili işlemler mahkeme kararı olmadan asla açıklanamaz.

Evlat edinilen öz anne-babasını bulmak-tanımak isterse

Bu uluslararası sözleşmelerle de korunan bir haktır. Herkesin öz anne ve babasını arayıp, bulma hakkı vardır. Evlat edinilmiş kişiler kendileri isterse Çocuk Esirgeme Kurumuna müracaatla biyolojik anne babalarını araştırabilirler.

Evlat edinme işlemleri için gerekli olan evrakların detaylarını Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun resmi web sitesinden temin etmek mümkün.

Avukat Burcu Mutlugil

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kına Nedir, Kına Neden Yakılır, Kınanın Tarihi, Kına Hangi Hastalıklara İyi gelir, Manzar ve Egzema nasıl geçer, Kına osmanlıda Nasıl Kullanılır, Kına anadoluda Nasıl kullanılır, Kına hakkında bilgiler, kina ile ilgili yazılar,

kına nedir?
Tarihte, Orta Asya’lı kadınlar kınayı süslenmek ve kendilerini diğer kadınlardan ayırd etmek için kullanırlarmış. Ayrıca törenle birbirlerini boyarlarmış. Günümüzde ise yapılan kına gecelerinin tarihi oldukça eski yıllara dayanıyor. Ülkemizde kadınlar evlenmeden önce bol göz yaşı döktükleri keyifli kına geceleri düzenlerler. Kına geceleri geleneği Hindistan’da da oldukça yaygın. Hatta kına yakılan kadın, kınanın vücudundan yok olmasına kadar kesinlikle hiç bir işte çalıştırılmazmış. Kına yapan ve yaptıran kutsal sayılırmış. Ayrıca bazı ülkelerde bol şans getirdiğine de inanırlarmış.

Bu ülkelerin ileri gelenleri vücutlarına özel modeller çizdirip geleneksel bir biçimde kuşaktan kuşağa aktarır ve gizli bir sembol olarak taşırlarmış. Uzun yıllar sonra kına bazı kültürler aracılığıyle batıya da taşınmış. 1970’lerde modacıların yaptıkları defilelerin ayrılmaz bir parçası olmuş.
İnsanlar “Kına Sanatı”nı, vücutlarını boyayarak günümüze kadar taşımışlar. Vücut örtmek, giyinmek icad olduğun da bile, insanoğlu bedenini bitki yapraklarından yaptığı boyalar ile boyarlarmış. “Kına Sanatı” nın desenleri bir çok kültürün parçası olmuş. Vücudu kına ile boyamak sadece süs amaçlı değil şans getirdiği inancı da oldukça yaygınlaşmış. Budizm inancına göre ellere yapılan kınanın çakraları bile açtığı söylenir. Araplar ise çölde yürüdükten sonra ayaklarını serinletmek için kına yapraklarıyla doldurulmuş suyun içinde bekletirlermiş. Daha sonra yaprakları ezip macun yapıp ayaklarına sürerlermiş
Aynı zamanda bir tedavi aracı;
Araplar, yaptıkları macunu ayaklarına devamlı sürerek mantar, egzema gibi rahatsızlıkların oluşmadığını farketmişler. Sonra bu macunları belli başlı yöresel desenlerle şekillendirerek sürmeye başlamışlar. Osmanlı döneminde ise cariyeler süslü kınalar yakarlarmış. Anadolu’nun yöresel bölgelerinde kına, geleneksel amaçlı saç, tırnak boyanmasında da kullanılıyor.
Kınanın bıraktığı iz aslında koyu kızıldır ama kişinin pigment yapısına göre açıkkızıl, kızılkahve ve hafif turuncu da olabilir. Bizim doğal kınamız kesinlikle siyah renkte değildir. Kınanın özünde siyah, kahverengi ya da kumral yoktur. Geçici dövme kınası diye yapılan kına aktarlardan alınan siyah, kumral, kahverengi saçlar için hazırlanmış kimyasal karışımlı tozlardır. Bu karışım bazı tenler için oldukça tehlikelidir. Doğal olanı kullanmakta fayda vardır,,,

alıntıdır,

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Troit Hastalığı Nedir, Troit Hastalığının Belirtileri Nelerdir, Troit Hastalğının Tedavisi Nasıl Yapılır, Troit Hastalığı Neden olur, Troit in Çok Çalışması, Troit in Az Çalışması, Hasimato Hastalğı Ne Demektir, Hasimato Hastalığının Tedavisi,

Tiroidin fazla çalışması ( hipertiroidizm; tirotoksikoz ya da zehirli guatr )

Eğer tiroit fazla çalışıyorsa, diğer bir deyişle T3 ve T4 hormonlarını çok miktarda üretip kana salıyorsa hipertiroidizm ( toksik guatr ya da zehirli guatr ) adı verilen diğer önemli bir çalışma bozukluğu ortaya çıkar. En önemli bulguları;
Ellerde titreme
Sinirlilik
Huzursuzluk
Sıcağa dayanıksızlık
Çarpıntı
Kas zayıflığı ve çabuk yorulma
Artmış barsak hareketleri ve bazen ishal
Diyet yapmaksızın kilo kaybetme
Saç dökülmesi
Deride incelme ve tırnakta kırılmadır
Özellikle yaşli hastalarda, standart tedaviye dirençli kalp yetmezligi gelişebilir.
Hipertiroidizme yol açan durumlar nelerdir ?

Tiroidin fazla çalışması, vücudun bağışıklık sistemindeki bir sapmaya bağlı olarak tiroidin aşırı uyarılması sonucu ortaya çıkmışsa Graves ya da Basedow hastalığı adını alır ve tiroit genellikle düzgün büyümüştür. Bu da otoimmün bir hastalıktır. Bu hastalarda yukarda sayılan belirtilere ilaveten ciddi göz bulguları saptanır. Bunlar:
Göz kürelerinin öne doğru fırlaması
Gözde ağrı ve kızarıklık , göz kapağında şişme
Göz kapakları arasında açıklık kalmasıdır. Bu hastalığın çok şiddetli olması ve erken tedavi edilmemesi durumunda körlük bile gelişebilir.
Yine tiroitte varolan bir nodülün kendi kendine, diğer bir deyişle vücudun denetim mekanizmalarından kaçarak fazla çalışması sonucu toksik nodüler guatr adı verilen durum ortaya çıkabilir. Bazen bunun nedeni özellikle yaşlı hastalarda fazla iyot alınması olabilir.
Çok ender olarak beyindeki hipofiz bezinden fazla TSH salınmasına yol açan hastalıklar da tiroidin fazla çalışmasına neden olabilir. Çünkü TSH, hem tiroidi büyütebilen hem de tiroit hormonlarının yapımını sağlayan bir hormondur. Dolayısıyla TSH artınca tiroit hormonlarının yapımı da artacaktır.
Bunların dışında amiodaron adlı kalp ilacını kullananlarda, tiroidin iltihabi hastalıklarının erken devresinde tiroidin fazla çalışmasına benzer bir durum ortaya çıkabilmektedir.
Tiroit çok kısa bir zaman diliminde örneğin bir gecede gözle görülebilir bir şekilde büyüyebilir mi ?

İki ayrı hastalık için geçerli olabilir. Bunlardan ilki tiroitte var olan bir nodülün içine kanama olmasıdır. Nodül daha önceden bilinen bir nodül olmayabilir. İkinci durum daha ziyade gribal bir enfeksiyonu takip eden dönemde ortaya çıkabilir. Tiroit tek veya iki taraflı şişmiştir. Subakut tiroidit denilen bu hastalıkta veya nodül içine kanamada en önemli yakınma boyunda ve tiroit bölgesinde hissedilen ve çoğu zaman şiddetli olan ağrıdır. Bu gibi durumlarda hekime başvurulmalıdır. Çünkü tanıları kolay konur ve tedavileri fazla karmaşık değildir.

Tiroit Hastalığı

Tiroit bezinin aşırı çalışarak fazla miktarda tiroit hormonu üretmesi (hyperthyreose) vücut dengelerini sarsar.

Hastalık belirtileri arasında ruhsal değişkenlik, huzursuzluk, sıkıntı, sinirlilik, fazla terleme, sıcağa karşı tahammülsüzlük, kilo kaybı,saç dökülmesi, yorgunluk, kas zayıflığı, kalp ritim bozukluğu ve kalbin hızlı çarpması sayılabilir.

Hastalığın başlangıcında bitkisel ilaçlar başarıyla uygulanmaktadır. Hastalığın ilerlemiş halinde nedenlerin araştırılması için hekim kontrolü şarttır.

Huzursuzluk, sinirlilik ve uykusuzluk gibi şikayetlerde kurtayağı otu kullanılmaktadır. Tiroit hormonunun fazla üretilmesine bağlı kalp şikayetlerinde aslankuyruğu otu faydalı olmaktadır. Her iki bitkisel ilaç birlikte kullanılabilir.

Uzun dönemde enzim ve hormon dengelerinin sağlanması için çörekotu ve
sarımsak kullanılır. Çörekotu yılda 8-10 ay sarımsak 2-3 ay kullanılabilir.

Dahilen Kullanılan Bitkisel İlaçlar:

Aslankuyruğu otu: Kalp çarpma sayısını hafif azaltır, kan basıncını hafif düşürür ve sakinleştiricidir. İnce kıyılmış 1-2 çay kaşığı ot fincana konur, üzerine 150 ml kaynar su ilave edilir, 10 dakika demlenir, süzülerek içilir. Çayı taze hazırlanarak günde 2-3 defa içilebilir. 2-4 haftadan uzun süre kullanılmaz. İlave olarak biberiye çayı kullanılabilir.

Kurtayağı otu: sinirsel rahatsızlıkların eşlik ettiği tiroit bezinin aşırı çalışması halinde kullanılır.
İnce kıyılmış 1 çay kaşığı ot fincana konur, üzerine 150 ml kaynar su ilave edilir, 10 dakika demlenip süzülerek içilir. Günde 1 fincan çay sabah içilir, fazla gelirse miktar azaltılır. Şikayetlerin hafiflediği ölçüde miktar giderek azaltılarak kullanıma son verilir. Ani olarak kullanıma son verilmemelidir. Hamilelik ve emzirme döneminde kullanılmaz.

Sarımsak: Günde 4 gr sarımsak ( Diş), bir defada 1 gr olmak üzere 4 defada yenir. Sarımsak havanda dövüldükten sonra, 4-5 dakika havanda bekletilir, yoğurda veya yemeğe katılarak yenir.
Sarımsak kokusunu bastırmak için maydanoz yenir, kakule çiğnenir, naneli sakız veya şeker kullanılır. Eşinize kokuyorsa yemesini öneriniz.

Çörekotu: Günde toplam olarak 15 gr çörekotu yenir. Bu miktar 2 veya 3 e bölünerek yemeklerden 30 dakika önce öğütülüp, az suyla yenir. Rendelenmiş bir elma veya armuda öğütülmüş çörekotu katılarak da yenebilir. Şeker hastası olmayanlar, pratik olması açısından haftalık kullanım miktarını öğütüp bekletmeden tahin-pekmeze ( 100 gr yeni öğütülmüş çörekotu, 100-150 gr pekmez ve 200-250 gr tahine karıştırılabilir, kişiler tat algısına göre miktarlarda değişiklik yapılabilir) karıştırarak yiyebilirler. Dişleri sağlam olanlar çiğneyerek yerlerse diş eti bakımı da yapılmış olur.Öğütülmüş olarak hazır satılan çörekotu alınmamalıdır, çok zararlıdır.

Not: Çörekotu hamilelik döneminde yenmemelidir. Doğuma bir hafta kala başlanıp emzirme süresince yenirse anne ve çocuk sağlığı açısından çok faydalıdır.
Çörekotu yeterli miktarda omega-3 ihtiva eder, ilave olarak omega-3 takviyeli gıdalar yenmemelidir.

Kaynaklar:
1- Dr. Ahmet Toptaş, Alman kanunlarına göre düzenlenip izin verilen BİTKİLERLE MODERN TEDAVİ, Gonca Yayınevi, İstanbul 2009, ISBN: 978-9944-790-31-4, (0212) 5285076-5286005.
2- Dr. Ahmet Toptaş, ÇÖREKOTU Tepeden tırnağa şifa deryası, Gonca Yayınevi, İstanbul 2008, ISBN: 978-9944-62-613-2,
(0212) 5285076-5286005.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Vampirlik Varmıdır, Vampir nasıl olunur, Vampir Olmanın Bilimsel Acıklaması Nedir, Vampirlerin Özellikleri Nelerdir, Vampirler Kan İle Nasıl Beslenirler, Vampirler Nasıl Ayırt Edilir, Vampirler Ne İle Beslenirler, Vampirler Kanı Nasıl bulurlar,

Vampirler hakkında kısa açıklama;

Milattan önce binli yıllara dayanan vampirizm efsanesi, günümüzün popüler kültürü ile yeniden hayatımızda önemli bir yer tutmaya başladı. Lakin vampirizm gün geçtikçe ve popüler kültürün etkisinde kaldıkça bozulmaya ve mutasyon geçirmeye başladı. CERN yardımları ve BSHG’ nin araştırmaları ile gerçek vampirizm, dört yıl süren uzun ve bilimsel araştırmalar sonucunda bazı tanımlar kazandı. İşte bu araştırmalar ve sonuçları:

Öncelikle vampirler ölü değildir. VC17 virüsünün vücuttaki sindirim, sinir ve kas hücreleri üzerinde gerçekleştirdiği mutasyondan ortaya çıkmış bir hastalıktır vampirlik.

VC17 virüsünün oluşum zamanı milattan önceki yıllara dayanıyor, özellikle ortaçağ da Avrupa’da yaygınlaşan bu virüs, halk tarafından hastalıklı kişinin şeytan ele geçirmiş gibi görülmesine sebep olmuş ve abartılı vampir efsaneleri ortaya çıkmıştır. Toplumda yanlış bilinen vampir özelliklerinden bazıları ve doğruları şunlardır:

– Vampirler güneş ışığına çıkabilir, güneş ışığına sadece alerjik boyutta duyarlılıkları vardır. Güneş ışığının vampir genli birine yapabileceği en büyük zarar deride dökülme veya kızarmalar ile nefes darlığı olacaktır.
– Sarımsak veya gümüşün vampirler üzerine herhangi bir etkisi yoktur.
– Pentagram ve diğer pagan işaretlerinden hoşlanmazlar. Pentagram bilindiği gibi bir pagan işaretidir ve kilise tarafından pagan dinine saldırı amacı ile pagan sembollerine şeytanı anlamlar yüklenmiştir. Vampirizm doğaya karşıt bir durum olduğundan, vampirler pentagramı asla kullanmazlar.
– Köpek dişleri dikkat çekici uzunlukta değildir.
– Tenleri soluk değildir. Her ırktan vampir olabilir ( siyahî ve Asyalı dâhil ).
– Ölümsüz değildirler, maksimum ömürleri 600 yıl, ortalama ise 120 yıldır.
– Temel besin kaynakları kandır ama yemekte yiyebilirler. Kan ihtiyaçlarını genellikle hayvanlardan temin ederler ayrıca hayvansal kanda yeterince şeker bulunmadığı için gerekli şeker miktarı için bolca tatlı içerikli besin tüketirler.

Şimdi de doğru bilinen vampir özelliklerine bakalım:

– Karanlıkta görme yetileri insanlara oranla çok daha fazladır.
– 5 duyu organları oldukça hassastır. Çok iyi koku alabilir, çok kısık sesleri bile duyabilir ve çok uzakları görebilirler.
– Saf kan olanları altıncı hisse sahiptir. Buradaki altıncı his, karşısında bulunan insanın düşüncelerini ve duygularını hissetmektir.
– Fiziksel güçleri insanlara göre daha fazladır.
– Yaraları hızla iyileşebilir, yüksek rejenerasyona sahiptirler.

Vampirler kan ile nasıl beslenir ve nasıl daha güçlüdürler?

VC17 vücuda girdiği anda ilk olarak mide genlerinde değişime yol açar. Kısa bir süre içinde mide kan ile diğer maddeleri kolayca ayırt etmeye ve kanı direk olarak sindirmeden bağırsaklara göndermeye başlar. Mutasyona uğramış bağırsaklar ise gelen kanı hiç bir oynama yapmadan direk olarak vücuda verir. Yüzde yüz alınan kanın vücuda katkısı ile kişi yüksek miktarda enerjiye sahip olur. İnsanlarda alınan besinin çok çok küçük bir kısmı ancak kana dönüştürülebilir.
Vampir vücudunda serbestçe gezen iyonik kan sayesinde, kişi yüksek miktarda rejenerasyon yeteneğine sahip olur. Normal bir insanda 3 günde iyileşecek bir yara vampirde 5-6 saat sürer.
Kaslarda meydana gelen değişimle, laktik asit sentezi çok büyük oranda durur ve kişinin yorulma isteği azalır, kaslardaki sınır varyansının da kalkması ile kişi ortalama bir insandan dört ila 7 katlık bir güç fazlalığına sahip olur.

Vampirleri nasıl ayırt edebiliriz?

– Güneş ışığını sevmezler, zorunlu olmadıkça gün içerisinde dışarıda dolaşmazlar ya da gölge alanları tercih ederler.

– Karanlıktan hoşlanırlar, özellikle florasan ışıktan nefret ederler.

– Gündüz uyumayı, gece yaşamayı tercih ederler.

– Gündelik işlere ve yaşam tarzına ilgili değildirler.

– Bol miktarda tatlı besin tüketirler.

– Akan kan gördüklerinde tepkileri farklılaşır.

– Kana olan tutkuları nedeniyle sıklıkla dillerini ve dudaklarını dişleri ile kanatırlar, dudaklarında soyulmalar görülebilir.

– Kendilerinin bir yeri kanadığında mutlaka kanı az miktarda da olsa emerler.

– Gündüz ile gece arasında büyük karakter farklılığına sahiptirler. Gündüzleri oldukça sessiz, sakin ve asosyal görünen vampir, geceleri tam tersi özellikler kazanır.

– Yaşam tarzları oldukça farklıdır bu yüzden onların hakkında özel bir soru sorduğunuzda bu sorulardan kaçış eğilimi gösterebilirler.

– Birçoğu geleneksel toplantılara uyum sağlamak amacıyla az miktarda Latince bilmektedir.

– Herhangi bir politik görüşün veya dinin aşırı fanatiği değillerdir.

– Cinsel istekleri fazladır. Cinsel ilişkileri kan beslenmesi ve geleneksel olarak iki şekilde olur. İlişki sırasında, doğal tepki nedeni ile ısırma, kanatma veya emme, ve bunun gibi alışılmadık davranışlar sergileyebilirler.

– Hayvanlar ile araları çok kötüdür, hemen hemen bütün hayvanlardan nefret ederler. Özellikle kedi, köpek, fare, kuş ve böceklerden hoşlanmazlar.

– Vücutlarında güneş etkisiyle oluşan kızarmalar veya dökülmeler görülebilir. Bu genelde güneşe maruz kalan yüz bölgesinde, yanaklarda, alında ve ağız çevresinde olmaktadır.

– Göz bebekleri genellikle koyu tonlara sahiptir (koyu mavi, kahverengi, siyahımsı ve yeşil ). Ayrıca melez vampirlerin göz çevrelerinde sarılıklar görülebilir.

– Safkan vampirlerin saçları gençken beyazlamış olabilir.

– İnsanların gözlerine direk bakmaktan hoşlanmazlar, gözlerini sık sık kaçırabilirler, bunun nedeni ise gözlerin vampiri kan için teşvik etmesidir. Ayrıca bu nedenle aynaya bakmaktan da hoşlanmazlar.

– Çoğu vampir şiddet dolu yapısını bastırmak için klasik veya yavaş senfonik müzik dinlemektedir. Sanılanın aksine vampirler siyah giyinerek, death metal dinleyen ve kendinden geçen tipler değillerdir.

– Sudan hoşlanmazlar.

– Kesinlikle kol saati veya künye takmazlar. Metalik yapi, VC17 etkisindeki deriye zarar vermektedir. Deri bileklikler ise sorun teşkil etmemektedir.

– Loş ışık hariç her türlü ışıktan nefret ederler, özellikle tam üstlerinde duran ışık oldukça rahatsız edicidir.

– Altıncı hisleri gelişmiş olduğundan çevreleriyle ilgilidirler, bir vampiri bir çok kez size bakarken yakalayabilirsiniz.

– Hız ve güç olarak insandan üstündürler.

– Zeka ve bilgi düzeyleri ise yaşları ile orantılıdır.

– Bir vampir asla vampir olduğunu söylemez, bu konu katı kurallarla yasaklanmıştır.

– Hastalıkları çok kısa sürer, yaraları çabuk iyileşir.

– Soğuğa dayanıklı fakat sıcağa oldukça hassastırlar.

– Sanılanın aksine sürekli koyu tonlarını tercih eden, sert imajlı ve sessiz değildirler. Her davranışa sahip vampir olabilir. Unutulmaması gereken vampirizm bir yaşam biçimi değil, bir hastalıktır.

– Hayal güçleri aşırı biçimde geniştir.

– En açık üç vampir hareketini sık sık yaparlar. Birincisi iki elin başparmaklarının eller bitişikken aynı anda burna yaklaştırılması. Bu davranış kana olan isteği azaltmaktadır. İkinci davranış ise, kulakların oynatılmasıdır. Bu davranış istemsizdir, amacı yoktur. Üçüncü davranış, dilin dişlere sürtülmesidir. Bir vampirin dişleri genetik yapısından dolayı kanla maruz kalmadığı sürece acımaktadır.

– Perdeleme sistemine sahiptir. Bir vampir perdeleme yaptığında ( genellikle güneşli havalarda gözlerini korumak için yapar ) etrafında sadece gideceği yer kadarki bir kısma odaklanır. Bu da tanıdığı biri yanından geçse bile farketmemesine neden olur. Ancak perdeleme yokken vampirlerin göz bebekleri sürekli hareket eder ve bütün çevreye göz gezdirir ve onların hislerini algılar.

– Vampirlerin yürüyüşleri insanlardan biraz farklıdır. Bacak kaslarının yapısındaki farklılık nedeni ile biraz daha uzun ve eğik adamlar atarlar.

Günümüzde Durumlar

Vampirler varlıklarını ortaya çıkarmamak gayretindirler, tahmin edilebileceği gibi bu durum büyük bir kargaşa ve kaosa neden olabilecektir. Genellikle zengin veya orta halli olarak yaşayan vampirler kan ihtiyaçlarını özel olarak kurulan şirketler tarafından hayvanlardan elde etmektedir. Ancak insan kanıyla beslenen vampirler de vardır. Bu tür vampirler, vampir konseyi tarafından aranır ve gerekli görüldüğünde öldürülür. İnsan kanıyla beslenen vampirlerin fark edilmesi çok daha kolaydır çünkü gözlerinde kırmızı bölgeler oluşmuştur ve tırnak etleri kıpkırmızıdır.

Yönetenler Biliyor

Bir çok ünlü üniversitenin araştırmasına ve kanıtlar sunmasına rağmen, vampirizm olayı saklı tutulmaktadır. Amerikan hükümetinin sadece 2009’da Amerikan hastanelerinde kaybolan tonlarca serumun soruşturmasını nedensiz olarak durdurması, hükümetlerin vampirizm virüsü ile panik olmaması için, özel olarak ilgilendiğini göstermektedir. Hayvansal kan ile beslenen vampirler sorun teşkil etmemekte ancak hala kan ile beslenen vahşi vampirler, vampirizmin öğrenilmesi halinde büyük bir kargaşaya neden olabilecektir. Yale University’e göre dünyadaki toplam vampir sayısı hayvansal olanlar 12000, vahşi olanlar ise tam sayısı bilinmemekle birlikte 700 olmak üzere, yaklaşık 13000 civarındadır.

Sahtekârlık

Gençler arasında yaygınlaşan sahte vampirim akımının ise özentilik ve psikolojik hastalık olduğu belirtilmiştir. Öncelikle VC17 taşımayan biri vampir olamaz, ikinci olarak da bu gençlerin eylemleri sırasında yere çizdikleri pentagram ve tapınma şekilleri gerçek vampirizme terstir. Ayrıca belirilmesi gereken son nokta şudur ki; sık olmasa da her milletten ve dinden vampir olabilir.

BSHG genetik araştırma sitesinden alıntıdır, İngilizceden Türkçeye çeviren arkadaşa teşekkürler, uludagsözlükten Alles adlı yorumcu arkadaş.

VC17 bazı yerlerde VV olarak da geçebiliyor, türünü merak edip araştırmak isteyenler için çeşidi endogenous retrovirus (17v) olarak geçiyor. orjinal ismini yazdım kolaylık olur size.

konu internet ortamından alıntıdır, doğruluğu yönünde hiç bir kaynak belirtilmemiştir. bilgi amaçlı yayınlanmıştır.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Telgraf hakkında bilgi, Telgraf hakkında bilgiler, Telgraf hakkında yazı, Telgraf’ı kim buldu, Telgraf’ı kim icat etmiştir

Telgraf’ı kim icat etmiştir

William Cooke ve Charles Wheatstone isimli iki İngiliz vatandaşı olan 1837 yıllarında , teller üzerinden elektrik akımı göndererek mesaj iletmeyi başardılar. Böylece ilk elektrikli telgraf makinesı ortaya çıktı. Elektrik akımı, alıcı cihazın kadranındaki bir dizi iğneyi hareket ettirerek ulaştırılacak mesajın ekranda belirmesine yardımcı oluyordu. Telgraf şimdi dünyanın her yerinde müzelerde sergilenmektedirler, Telgrafın yerini şimdi son teklonoji ile telefonlara yerini bırakmıştır

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Orman Yangınlarının ülkemize verdigi Zararları, Orman Yangınlarının verdigi Zararları, Orman Yangınlarının Zararları

Orman Yangınlarının Sebeplerini şöyle sıralayabiliriz;

Ormanda güvenlik tedbiri almadan ateş yakmak,
Yakılan ateşi söndürmeden bırakmak. Özellikle mangal için yakılan ateşin söndürülmeden bırakılması,
Sönmemiş sigara izmariti ve kibriti yere atmak,
Orman içinde veya bitişiğindeki tarlalarda istenmeyen otları veya tarla ağızını yakmak,
Gece aydınlatma için ormanda ateşle dolaşmak,
Cam ve cam kırıklarını ormanda bırakmak güneş ışığının camdan yansıyarak otları yakması,
Çocukların orman içinde ateşle oynamaları,
Orman içinde veya bitişiğindeki tarla veya otlakları genişletmek,
Orman içinde yapılan kanunsuz işleri gizlemek için çıkarılan yangınlar öyleki öldürdüğü adamı gizlemek için orman yakan kişiler ele geçirildi.
Birilerinden intikam almak için, bir düğünü veya siyasi mitingi sabote etmek için yangın çıkarıp adam toplanmasını engellemek,
Yabani hayvanları uzaklaştırmak için ateş yakmak,
İş ve çıkar elde etmek.
Orman Yangınlarının Zararları

Erozyon ve sel baskınları en çarpıcı şekilde kendini gösterir.
Gelecek kuşakların ormanları azalmaktadır.
Karbon, oksijen dengesi oksijen aleyhine bozulduğundan atmosferde biriken fazla miktardaki karbondioksit iklim değişikliklerine sebep olmaktadır.
Ekolojik dengeyi bozulmaktadır.
Turizm olumsuz yönde etkilenmektedir.
Rekreasyon alanı azalmaktadır.
Odun ürünlerinde ve tıbbi bitkilerde yüksek oranda ekonomik kayıplar oluşmaktadır.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Rüzgar oluşumunun fizik bilimiyle ilgisi, Rüzgar oluşumunun fizik bilimiyle ilgisi hakkında bilgi, Rüzgar oluşumunun fizik bilimiyle ilgisi hakkında bilgiler, Rüzgar oluşumunun fizik bilimiyle ilgisi hakkında yazı

Rüzgar oluşumunun fizik bilimiyle ilgisi

Rüzgarla ilgili verecegimiz bilgiler bilim adamları ve bir çok araştırmacılar tarafından dogru kaynaklarsan aktarılmıştır, Rüzgar en basit şekilde hareket halindeki hava diye tanımlayabiliriz. Yani rüzgar dediğimiz şey bir yerden bir başka yere gitmekte olan havaya denir. Bu hareketin yönü herhangi bir yöne doğru olabilir. Ama yatay yöndeki hareket genellikle daha fazladır.

Rüzgar hakkında kısa ve basit düzeydeki bilgilendirmeden sonra rüzgar oluşumuna sebep etkenler nelerdir? Bunların fizik bilimiyle ilgisi nedir? Rüzgar oluşumun altında yatan fiziksel etmenler nedir? Onlara kısaca bi bakalım.

Rüzgar oluşumunda çokça yer edinen fiziksel kavramlardan birisi ‘’basınç’’ kavramıdır. Basınç, birim yüzeye etki eden kuvvet olarak tanımlanmaktadır. Birimi kuvvet birimi/alan birimi (Newton/metre ? N/m) olarak verilmektedir.

Rüzgar’ın temel sebebi atmosfer basıncı farklılıklarıdır. Atmosfer basıncının yüksek olduğu bölgeden düşük olduğu bölgeye doğru bir hava hareketi oluşmaktadır. İşte bahsi geçen bu harekete rüzgar denir. Bu basınç farkının oluşmasına neden olan şey ise genellikle Güneş’tir. Gün içinde güneş ışınları atmosferde çok düzgün bir dağılımla soğurulmaz. Kimi bölgeler daha çok enerji alırken kimi bölgeler daha az enerji alırlar. Ve böylece atmosferde farklı sıcaklık bölgeleri oluşmaktadır.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz şekilde soğuk bölgede aşağı doğru mavi oklar bulunmakta. Bu oklar soğuyan havanın alçalma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Yani soğuk hava daha yoğun olup yere doğru çökmektedir. Bu durumda bu bölgede yüksek bir basın oluşur. Sıcak bölgedeki yukarı doğru kırmızı oklar ise yükselmekte olan havayı temsil etmektedir. Isınan hava yükselir ve bölgedeki basınç düşer.

Böylece yüksek hava basıncının olduğu soğuk bölgeden sıcak bölgeye doğru hava akımı başlar. Bu olayda rüzgar olarak adlandırılır.
Rüzgar yönünü üzerinde dünyanın dönme hareketinin etkisi de vardır. Fakat olayları daha karışık hale getirmemek için bu konuya burada girmiyorum. Bu etki hakkında daha çok bilgi için ‘Coriolis kuvveti’ni araştırabilirsiniz. Rüzgar yönüne diğer bir etkiye ise ‘sürtünme’ kuvveti denir. Rüzgarla verecegimiz bilgiler bilim adamları ve bir çok araştırmacılar tarafından dogru kaynaklarsan aktarılmıştır

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Silindir Ve Silindir’in Hacmi, Silindir Ve Silindir’in Hacmi hakkında bilgi, Silindir Ve Silindir’in Hacmi hakkında bilgiler, Silindir Ve Silindir’in Hacmi hakkında yazı

Silindir Ve Silindir’in Hacmi

——————————————————————————–

Sizlere silindir hakkında verecegimiz bilgiler dogru kaynaklardan aktarılmıştır Motorlarda gücü sağlayan hareketli parçalar olan pistonların yukarı aşağı (boxer motorlarda yatay yani sağa-sola) hareket ettiği silindir şeklindeki yuvalara denir. Motora güç sağlayan işlem olan ateşleme için hava ve yakıt karışımı silindire verilir, burada buji tarafından ateşlenir ve oluşan patlamanın gücüyle silindirin içindeki hareketi ileten parça olan piston aşağıya itilir. Aşağıya itilen piston da krank mili denilen ve diğer silindirlerdeki pistonların da bağlı olduğu bir mili döndürerek, vites kutusu (şanzıman) yoluyla gücü tekerleklere aktarmaktadır.

SİLİNDİR HACMİ

Silindirin hacmi cc yani, santilitre (ayrıca santimetreküp -cm3- de denir) olarak belirtilmektedir. Bir motorun silindir hacmi 1.6 litre denildiğinde aslında bu yuvarlak bir rakamdır. Gerçek rakam 1598 cc ya da 1580 cc gibi bir rakamdır. Örneğin 4 silindirli bir motorda dört silindirin hacimleri toplamını göstermektedir. Silindirin taban alanı ile strokunun, yani, geometrik olarak düşündüğümüzde bir silindirin taban alanı ile yüksekliğinin çarpılmasıyla bulunabilir. Daha fazla tork elde etmek ya da daha yüksek devirli yapmak gibi amaçlarla motordaki silindirin çapı ve stroku daha büyük ya da daha küçük yapılmaktadır. verdigimiz bilgiler dogru kaynaklardan aktarılmıştır

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Saglık, Saglık hakkında bilgi, Saglık hakkında bilgiler, Saglık hakkında yazı, Saglık Nedir

Saglık, Saglık hakkında bilgi, Saglık hakkında bilgiler, Saglık hakkında yazı, Saglık Nedir

Saglık insanın yüce Allah tarafından insanogluna verilen en büyük nimettir insan bir düşünse misal bir dişi agrısa dunyaları unutacak hale gelir Zamanın bütün zenginliklerine ve Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtına sahip olan Kanuni Sultan Süleyman; sağlığın elde edilen tüm nimet ve zenginliklerden daha üstün olduğunu çok anlamlı bir biçimde dile getirmiştir. Gerçekten de sağlık mutlu bir hayatın parçasıdır.

Hastalık ve sağlık kavramları kültürlere bağlıdır. Bir yörede, toplumun çoğunda bağırsak paraziti varsa ,bu durum hastalıktan sayılmaz.Sigara içen biri kişi, öksürüğünü sigaraya bağlayıp gerçek nedeninin bir başka şey olabileceğini dahi düşünmeyebilir.Çocuğu ishal olan bir anne, tüm çocuklar ishal oluyor düşüncesiyle bu durumu hastalıktan saymayabilir. Bir sakatlık olarak bilinen ve kundak yapılan çocuklarda çok sık karşılaşılan doğuştan kalça eklemi çıkığı Navajo yerlilerinde çok yaygın olduğundan hastalık olarak kabul edilmez.

Eskiden bazı köylerde belli bir yaşıttan sonra trahoma bağlı körlüklerin kaçınılmaz bir durum olduğuna inanıldığını, ancak devletin etkin trahom mücadelesi ile körlüğün kaçınılmaz bir olay olmadığını anladıklarını belirtmektedirler. Ayrıca pek çok kişi hasta veya yakınması olmadığı zaman kendisini sağlıklı zannederler.

Hastalık ve sağlık kavramları kültüre bağlı olmasına rağmen,insan her yerde insandır. Bu nedenle sağlığının bir evrensel tanımı olmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü sağlığı şöyle tanımlanmaktadır;”Sağlık, yalnızca hasta veya sakat olmamak değil bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik halidir.”Bu tanım artık bütün dünya ülkelerinde kabul edilen bir tanım haline gelmiştir. O halde, kişinin tam sağlıklı olabilmesi için bedenen hasta veya sakat olmaması yetmemektedir. Bu kişinin aynı zamanda ruhen de dengeli olması, sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olması gerekmektedir. İnsanı diğer canlılardan ayıran önemli özelliklerden birisi de sosyal bir varlıktır. Yaşamımızın her anında çevremize ki kişilerle ve olaylarla ilgili ve kaşıklıklı bir etkileşim içinde bulunuruz. Bu olayların sağlığımızı etkilediği bir gerçektir. Öyle ki, toplum hayatının etkileri sonucu oluşan bazı hastalıklar için sosyal hastalıklar deyimi kullanılmaktadır.

Verem hastalığı bunlardan birisidir. Bu hastalığın, toplumun ekonomik olarak düşük düzeydeki, yoksul, çok çocuklu, eğitimsiz ve bozuk bir çevrede yaşayan ailelerde daha fazla görülmektedir. Bir başka deyişle yoksulluk, eğitimsizlik gibi sosyal olgular, verem hastalığının temelidirler. Aynı şekilde yetersiz beslenmede, gelişme geriliğinde, bulaşıcı hastalıklara yakalanmada, kazaların oluşmasında, hatta doğuştan sakatlıkların ortaya çıkmasında sosyal ve kültürel faktörler de vardır. Özetle sağlık sosyal bir olaydır. Bu nedenle, sağlık olaylarından ve sağlıklı olmak için yapılması gereken çabalardan söz ederken; sağlığı etkileyen biyolojik ve fiziksel nedenlerin yanı sıra sosyal olaylar da göz önünde bulundurmalıyız. İnsanı anlayabilmek, hastalık ve sağlığını değerlendirebilmek için onu çevresi ile bir bütün olarak kavrayabilmek ve insanla çevresi arasındaki etkileşimi anlamak gerekmektedir. İnsanın çevresini incelemeyi kolaylaştırmak için, çevresel etmenleri; biyolojik, fizik ve sosyal çevre olmak üzere üçe ayırmaktayız. Bu etmenler ve insan sürekli bir etkileşim halindedirler. Etkileşim; yalnız insan ve çevresel etkenler arasında değil de aynı zamanda bu etkenler arasında da vardırlar. Bu etkileşme ağı içinde insanı bir bütün olarak görmek gerekir. Bunu bir saatin çeşitli parçalarını ve nasıl işlediğini bilmek, onu bir sakat olarak görmemizi engellemediği gibi; insan ve çevresindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz, bütünü düşünmemiz ve görmemizi engellemediği gibi insan ve çevresindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz, bütünü düşünmemiz ve görmemize engel olmamalıdır. Saglık hakkında verdigimiz bilgiler dogru kaynaklarsan sizlere aktarılmıştır

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bilim Adamları, Bilim İnsanları, Bilim Adamları Hayatı

Bilim Adamları, Bilim İnsanları, Bilim Adamları Hayatı

Bilim Nedir?

Araştırma bulgularına dayanarak, neden -sonuç niteliğinde ilişkiler bulmaya çalışan, olay ve olguları yöntemlere dayalı olarak

çözümleyip genellemelere ulaşmaya çalışan sistematik bilgiler bütünüdür.

Bilim Adamı Nedir?

Tarafsız ve gözlemlerle elde edilen düzenli bilgi birikimine bilim denir. Bilim adamı, bilimle uğraşan kimselerdir.

Bilim adamları ve icatları, bilim adamları ve buluşları, bilim insanı ve buluşu

Archimedes (Arşimet) MÖ 287-212)
Yunanlı bir matematikçi ve mucit olan Archimedes suyun çıkartılması için spiral bir pompa icat etmiştir, Archiemedes vidası olarak adlandırılan bu pompa halen kullanılmaktadır. Kürenin hacmini bulmaya yarayan çeşitli hesaplamalar ve formüller bulmuştur. En çok sıvıların kaldırma gücü esaslan üzerinde yaptığı çalışmalar ile ünlüdür. Rivayete göre; küvetin içinde yıkanırken, suyun vücudunu kaldırdığını fark etmiş ve bu sayede suyun kaldırma kuvveti bulmuştur. Sirakuza şehrindeki evinde bir buluş üzerinde çalışırken Romalı bir asker tarafından öldürülmüştür.

Nicolaus Copernicus (MS 1473-1543)
Polonya’da doğan Copernicus, Krakov’da matematik ve optik üzerinde çalışmalar yapmıştır. 30 yillik bir çalışmanın sonunda Dünyanın, her gun kendi ekseni etrafında ve Dünya ve diğer gezegenlerin fakh süreli yillar boyunca Günes’in yörüngesinde döndüğü teorisini ortaya atmistir. Bu teori, Dünya’nm evrenin merkezi olduğunu ileri süren geleneksel görüsün geçersizliğini ortaya koymustu. Copernicus bu karsi teorisini yaymlamakta isteksizdi, ancak; ölümünden sonra diğer öncü gök bilimciler bu teoriyi gelistirmis ve genisletmislerdir. Bu gök bilimciler Kepler, Galileo ve Newton’dur.
Tycho Brahe (1546-1601)
Brahe, o zaman Danimarka idaresi altında olan Güney İsveç’te doğmuştur. Teleskopun icadından önce astronomi üzerinde çahsmalar yapmistir. Zamanm astronomi cetvelinde çok ciddi yanlışlar olduğunu keşfetmiştir. Bu hatalan düzeltmek için ölümüne kadar sürecek olan bir projeye baslamistir. Kuyruklu yıldızların göksel cisimler olduğunu ispatlayan Brahe Dünya’daki bir yilin süresini bir saniyede hesaplayabiliyordu. Asistani olan Kepler Brahe’nin gözlemleri üzerine calismalarim sürdürmüs ve Mars’m eliptik bir yörünge üzerinde hareket ettiğini hesaplamistir.
Blaise Pascal (1623-1662)
Fransa’da doğan Pascal 1647’de bir hesap makinesi icat etmistir. Daha sonra barometre, hidrolik kaldiraç ve sinngayi icat etmistir. Sivilarm basmci üzerinde çahsan Pascal bir sivi basmcinin bütün yönlerde ayni olduğu ve basmçtaki değisimin derhal iletildiğini göstermistir.
Galileo Galilei (1564-1642)
İtalyan gök bilimci ve matematikçi olan Galileo ilk kinlnnali teleskopu geliştirmiştir. Venüs gezegenini gözlemlemiş ve Güneş lekelerini üzerinde çalışan ilk insan olmustur. Sarkacm sabit bir sıklıkta salmdiğini bulmuç ve düşen cisimler yasasmi keşfetmiştir. Copernicus’un evren teorisinin bir savunucusu olan Galileo dini otoritenin tepkisi nedeniyle düsüncelerini inkar etmek zorunda kalmistir. Floransa’da ev hapsinde tutulurken çalismalanni sürdürmüs ve 1637’li yillarda tamamen kör olmustur.

Robert Boyle (1627-1691)
irlanda’da doğumlu bir bilim adami olan Boyle hava, bosluk, yanma ve solunum üzerinde deneyler yapmıstır.1662’de sabit bir sicakhktaki gazm basmci ile hacminin ters orantili olduğunu gözlemlemistir. Bu iliski Boyle Yasasi olarak adlandinlmistir. Boyle, ayrica; asitler, alkaliler, yoğunluk, kirilma ve kristallerin sekilleri ve yapilisi üzerinde de çalismistir.
Isaac Newton (1642-1727)
ingiliz fizik ve matematikçisi. Newton yerçekimi üzerine yapmış olduğu çalışmalar ile tanmir, ancak; bu çalismalar yapmis olduğu çok kapsamli yasa ve kesiflerin sadece bir bölümüdür. Hareketin üç kanunu gelistirmiç ve beyaz isiğm farkh renkteki isik ismlanndan olustuğunu kesfetmistir. 1868’de ilk yansitmali teleskopu insa etmistir. Newton yasami boyunca birçok tartismanm içinde yer almistir. Bunlar içinde en dikkat çekici olani calculus olarak bilinen matematik bransmi ilk kesfeden Karl Leibniz ile calculus üzerine yürüttüğü tartismadir.
Benjamin Franklin (1706-1790)
Boston, Massachusetts’de doğan Franklin matbaaci, devlet adami, üretken bir yazar ve mucitti. Caddelerin isiklandirmasim gerçeklestirmis ve Amerikan posta sistemini yeniden organize etmistir. Ayrica; düsük yakit tüketimine sahip Franklin sobasini, paratoneri, çift odakh mercek gözlüğünü, ilk kopyalama makinesini ve mizikayi icat etmistir. Elektrik üzerine yapmis olduğu deneyler Franklin’in en çok bilinen bilimsel çahsmasidir, Elektrik akiminin yüklü mikroskobik parçaciklarinm hareketinden ibaret olduğunu kavrayan Franklin elektrik akimi akiç modeli gelistirmistir. Onlü uçurtma deneyi ile yildinmin elektriğin bir türü olduğunu kanitlamistir.
Joseph Priestley (1733-1804)
Ingiliz kimyager Joseph Priestley 1774’te oksijeni kesfetmistir. Ayrica; amonyak, karbonmonoksit, nitrous oxide ve süifürdioksidi tanimlamistir. Yesil bitkilerin oksijen verdiğini ve gun isiğma ihtiyaç duyduğunu kesfetmistir. Bir öğretmen, yazar ve politikaci olan Priestley Fransiz Devrimi’ni desteklemis ve köle ticaretine karsi çikmistir. Priestley 1794’te Amerika’ya göç etmistir.
Antoine Lavoisier (1743-1794)
Modern kimyanin kimyaoisi olarak kabul edilen Fransiz bilim adami Lavoisier havanm oksijen ve nitrojen admi verdiği gazlannin bir kansimi olduğunu göstermis ve suyun hidrojen ve oksijen içerdiğini ispat etmistir. Kimyasal bilesikler adi verilen bir yöntem tasarlayan Lavoisier, ayni zamanda; metrik sistemi planlayan komisyonun da bir üyesi olmuştur. Fransiz Devrimi’ne karşi olan Lavoisier 1794’te Paris’te giyotin ile idam edilmiştir.

Müslüman Bilim Adamlarının Bilinmeyen İlkleri

İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl
• Kızamık ve çiçek hastalığını keşfeden; alim Razi
• Mikrobu ilk tanımlayan alim Akşemseddin
• Cüzzamı bulan alim … İbni Cessar
• Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim İbni Hatip
• Verem mikrobunu bulan alim Kambur Vesîm
• Retina tabakasını bulan alim İbni Rüşd
• İlk göz ameliyatını yapan alim Ammar
• İlk kanser ameliyatını yapan alim Ali bin Abbas
• Küçük kan dolaşımını bulan alim İbnünnefis
• İlk Tabipler odası başkanı Ali bin Rıdvan
• Sıfırı ilk kullanan alim Harezmi
• Trigonometriyi ilk bulan alim Battani
• Tanjant, kotanjant ve kosekantı ilk kullanan alim Ebul Vefa
• Trigonometri kitabını yazan alim Nasiruddin Tusi
• İlk trigonometrik dönüşüm formülünü bulan alim İbni Yunus
• Binom formülünü ilk bulan alim Ömer Hayam
• İlk difransiyel kitabını yazan alim. Sabit bin Kura
• Ondalık kesiri ilk bulan alim Gıyaseddin Cemşid

• İlk usturlabı yapan alim Zerkali
• Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim Biruni
• Dünyanın çevresini ilk ölçen alim Musa kardeşler
• Güneşin yüzündeki lekeleri ilk bulan alim Fergani
• Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alim Cabir bin Eflah
• İlk otomatik kontrol sistemleri tasarlayan alim Ahmet bin Musa
• Sibernetiği ilk kuran alim İsmail-El Gezeri
• İlk optik temellerini koyan alim İbni Heysem
• Sesin fiziki açıklamasını ilk yapan alim Farabi
• İlk torna tezgahını yapan alim İbni Karara
• Kanatlarla uçan ilk alim Hazerfen Ahmed Çelebi
• İlk uçağı yapan alim Ebu Firnas
• Yer çekimini ilk bulan alim Razi
• Sarkaçlı saati ilk yapan alim İbni Yunus
• Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim Hazini
• Atomun parçalanabileceğim ilk bulan alim Cabir bin Hayan
• Gök kuşağını ilk açıklayan alim Kutbettin Şirazi
• İlk kimya laboratuarını kuran alim Cabir
• Saf alkolü ilk elde eden alim Razi
• Fosforu ilk bulan alim Beşir
• Havan topunu ilk bulan alim Fatih Sultan Mehmed
• İlk kıta seyahatnamesini yazan alim İbni Battuta
• İlk dünya haritasını çizen alim Mürsiyeli İbrahim
• İlk ecza kitabını yazan alim İbni Baytar

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın