Zambaklar Açarken kitap özeti

Zambaklar Açarken
Herşey o mektupla başlamıştı.Otele geldiğinde, geniş koltuklardan birine oturdu.Dogrusunu söylemek gerekirse, önce bu işi muzip oğlunun bir şakası sanmıştı.Fakat otelin kayıt defterindeki o oda ayırttırılmış ve isimde aynı şahsa aitti.O an başından aşağı soğuk terler boşalıvermişçesine yerinden fırladı ve doğruca 216 numaralı odanın önüne gitti.Kapıda rahatsız etmeyin yazısını görünce bu işi yarına bırakmaya karar verdi.Akşam otelin barına gittiğinde genç güzel bir kız alkolün vermiş olduğu etki ile üstündekileri tek tek çıkartıyor ve Oğuz Bey’e öpücükler atıyordu.Buna daha fazla dayanamayarak odasının yolunu tuttu.

Ertesi sabah tekrar odanın önüne gidip kapıyı çaldığında, içerden gelen küstah cevaplar iyice sinirini bozmaya yetmişti.İçerdeki o ses, kapıyı açtığında büyük bir şok yaşadı.Ona bakan yüz, akşam barda üstünü başını çıkartıp dans eden kızın ta kendisi idi.o anda oğlunun niye böyle bir işe kalkıştığını düşünerek kızgın bir şekilde hazırlanmasını söyleyerek buradan gideceklerini söyledi.

Çiftliklerinin yolunu tutarken ikiside konuşmuyor,gözlerini yoldan ayırmıyorlardı.Derken Perran özür dilercesine bir şeyler mırıldanıyordu.Fakat hiç bozuntuya vermeden yoluna devam eden Oğuz Bey, çiftliğe geldiklerinde evin işlerine bakan İclal Hanıma onu tanıştırmak için ağzını açtı.İclal Hanım da onu pek sevmemiş olacak ki yüzü bir karış açık şekilde işlerim var diyerek oradan uzaklaştı.Bu huzursuzluk devam ederken yanına gelen Perran,özür diliyor ve böyle çılgınlıkların bir daha olmayacağını tekrarlayarak Oğuz Bey’in gönlünü almaya çalışıyordu.

Bundan sonra,aralarında büyük bir yakınlaşma başlıyor ve sık sık çiftlikten uzak,geceleyin geri dönmeyen geziler başlıyordu.Bu durum gelinini önceden tanıştımış olduğu yakın arkadaşı, Sabir; halası, Tomris Albat ve ev halkını rahatsız ederdi.Bu geziler,bu yakınlaşma yanlış anlaşılmaya neden oluyor olmalı ki Sabir, Oğuz Bey’İn odasına girerek ona tehditler savuruyordu.

”Oğlunun karısıyla nasıl böyle bir ilişkide bulunabilirsin?”gibi sözler sarfettiğinde sorun anlaşılmıştı.Oysaki bu ilişki aralarında kurmuş oldukları büyük dostluktan başka birşey değildi.Onu tersleyerek odadan çıkmasını sağladı.Ertesi sabah Perran ile çıkmış oldukları at gezisinde büyük bir patlama duyuldu ve ardından Sabir çalılıkların arasından görüldü.

Anlaşılan av merakı devam ediyordu.Ama neredeyse ikisinden birini vuracaktı .Eve döndüklerinde oğlundan gelen telgrafta, ilk uçakla geliyor olduklarını yazıyordu.Hava alanına vardıklarında büyük bir seyirci kitlesi futbol kafilesini bağrına basıyordu.Tabi bunların içerisinde oğlu da vardı.Oğlu Mete koşarak yanlarına geldi ve tek tek herkese sarıldı.Perran buna pek sevinmemiş gözüküyordu.

Anlaşılan aramızdaki o muhteşem dostluğun bozulmasından korkuyordu.O sırada uçağın kapısında bir kadın belirdi ve Mete babasına onu işaret ederek “İşte karınız babacığım” diyordu.O boşanmak üzere olup ne zamandır görmediği karısı Mediha oğlunun mürveti için geri dönmüş ve halası Tomris sayesinde boşanma kayıtlarını iptal ettirmişti.Oğuz Bey Mediha soğuk bir şekilde karşıladı.Çünkü her zaman ki gibi işlerine karışacak ve onu bir kölesi gibi kullanmaya devam edecek kendini beğenmiş biriydi.

Sabir anlatmış olacak ki o da Perran’ı görünce pek sevinmemiş olduğu yüzünden okunabiliyordu.Çiftliğe gittiğinde Mete arkadaşlarını çağırdığını ve karısı ile birlikte yurt dışına giderek orada bir takıma transfer olmak istediğini söyledi.Perhan buna karşı çıkarak hiçbir yere gitmeyeceğini söylüyor Mete de onu yatıştırmaya çalışıyordu.

O akşam beraber dışarı çıkan Mete ve karısı eve döndüklerinde Mete yalnızdı.Mete’nin ağzını bıçak açmıyordu.Perran’ı bulmaya gittiğinde Mete’den boşanmak istediğini söylüyordu.Bu çok iddialı bir söz idi.Perran konuşmaya başladı.Yurt dışına gitmek isteyişinin sebebinin zenci bir metresinin olduğu idi.Bu arada Mete yurt dışına gitmiş ve bir ön anlaşma imzaladığının haberi gelmişti bile.Bunun üzerine Perran ‘ı çiftliğe getiren Oğuz Bey,evde Sabir ve karısının asık suratlarıyla karşılaştı.Ertesi sabah yine atla geziye çıkmaya karar verdiler.

O gün zambakalar daha da büyümüş ve güzelleşmişlerdi.Şelalenin önüne geldiklerinde yine korkunç bir patlama ve Perran atın üstünden düşüyordu.O sırada Sabir çalılıklar arasından çıkarken Mete’nin namusunu kurtardığını haykırıyordu.Oğuz Bey acele bir şekilde Perran’ ı kucaklayarak anayolu bulmaya çalışıyordu.Ama bir türlü kafasını toplayıpta doğru yolu bulamıyordu.Bulduğunda da zaten iş işten geçmiş,Perran ölmüştü.

Onun mezarını zambak bahçesinin ortasına yaptırdı.Ölüm haberini alan Mete, soluğu çiftlikte almış ve haberin doğruluğunun araştırıyordu.Gerçeği öğrenince yıkıldı ve onu annesinin yanına götürmek istediğini ve Sabirin de orda olduğunu söyledi.Bu büyük bir fırsat idi onun için.Eve gittiklerinde Sabir her zaman ki gibi içiyordu.Onu görür görmez katil diye üzerine saldıran Oğuz Bey’i gören oğlu Mete donup kalmış ve olayı yorumlamaya çalışıyordu.O anda herkes büyük bir şok içinde iken Mediha ilk uçakla onu yurtdışına kaçıracağını söyledi.

Bunu duyan Mete babasının göstermiş olduğu tepkiyi tekrarlayarak Sabir’in üstüne yürüdü.O sırada Mediha “O senin gerçek baban” diyerek babası olduğunu yüzüne vurdu.”Onun gibi bir kadından başka bir şey beklenmez.” diyen Oğuz Bey kapıyı vurup çıktı.Arkasından metenin sesi duyuldu.Bunca sene babalık yapan Oğuz Bey’i bırakıpta başka birinin oğlu olmak onun onuruna dokunurdu.Olup biten her şey onlar için bir rüyadan ibaretti sadece.

Kitabın Ana Fikri: Başkalarının karanlık görüşleri, mutlu dünyamızın ışıklarını karartmamalı.Gençliğinizisizden almış ve sizi şöylebir kenara itivermiş olan hayat,bazen vücudumuza zehirli bir neşterin ucuyla dokunuverir.

Kitabın Yazarı: Kerime Nadir
Kerime Nadir Hayatı

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İki Güzel Günahkar Kitap Özeti

İki Güzel Günahkar Kitap Özeti
Bedia annesiyle yaşıyan güzel,cilveli ve erkekleri parmağında oynatabilen bir Osmanlı kızıdır. Çapkınlığı ise dillere destandır. Kaç sevgili değiştirdiğinin haddi hesabı yoktur. Bedia kibar bir aile mensubudur. Pederi zengin ve eğlenceye düşkündü. Konaklarında hemen her gece eğlenceler düzenlenir, içkiler içilir, gülüp eğlenilirdi. Bütün bunların Bedia’nın kişiliğinin oluşmasındaki etkisi tabiki tartışılamaz.

Bedia’nın ilk aşkı kendisine hayran olan mahalleden bir gençti.Bedia türlü numaralarla genci iki sene içinde beş parasız bırakarak terketti. İşte Bedia’nın maceraları böyle başlamıştı daha bir çoklarıyla gönül eğlendirdi. Fakat Bedia’nın o kadar fazla erkekle beraber olmasına rağmen bir kişi devamlı aklında kalmıştır. Kitabımızdaki esas olayda zaten budur.

Bedia gençle Çamlıca yolunda göz göze gelmişti. Gencin adı Nazım’dı. Yakışıklı yağız bir Osmanlı delikanlısıydı. Cesaretini toplayıp Kağıthane’yi birbirine katan onun yüzünden silahların çekildiği kızla, Bedia ile konuştu. Bedia’nın da ona kanı kaynamıştı. Bedia ile Nazım’ın birlikteliği böyle başladı. Nazım Bedia’yı çok seviyordu. Kimi zaman günlerce Bedia’nın yaşadığı konağa kapanıyorlar gönül eğlediriyorlardı. Bu sefer Bedia da kaptırmıştı gönlünü. Yalnız Nazım bundan annesine bahsedemiyordu. Çünkü Bedia adı çıkmış bir kızdı.

Annesi bir gün oğlunu çağırarak artık Nazım’ın evlenmesi gerektiğini, ölmeden gelinini görmek istediğini söyledi. Nazım ne yapacaktı. Keşke Bedia namuslu bir kız olsaydı, diye düşündü. Annesinin onu kesinlikle kabul etmeyeceğini biliyordu. Annesine çok bağlı olduğundan onu üzmek de istemiyordu. Kısa bir süre sonra annesi ölünce Nazım annesinin son isteğini yerine getirmek zorunda olduğunu düşündü. Bir süre Bedia ile görüşmedi ve içine kapandı. Ne sonunda Bedia’ya konuyu açarak ayrılmaları gerektiğini söyledi. Bedia çok üzlümüştü ve içinde bir kin belirdi.

Nazım daha sonra namuslu bir kızla evlendi, düğününde ise Bedia’yı ağlarken görmüştü. Uzun süre Bedia’yı sevgi ve acıma duygusuyla kafasından atamadı. Bir gün Bedia ile sokakta karşılaştı ve Bedia onu çok özlediğini sadece biraz konuşmak istediğini söyledi. İşte Bedia yine Nazım’ın kanına giriyordu. Nazım kabul etti konuştular. Bedia Nazım’ın aklına girip onu konağa götürdü.

İki gece beraber kaldılar Bedia Nazımı karısından boşanmaya ve kendiyle evlenmeye ikna etti. Osmanlı adetlerine göre koca karısına boş bir kağıt gönderirse bu onu boşadığı anlamına geliyordu. Nazım da karısına boş bir kağıt gönderdi. İki gün sonra Nazım evine döndü. Bir süre sonra Bedia’nın hizmetçisi gence bir tezkere getirdi.nazım hiç şüphelenmeden açtı. “Bey, bir kadını aldatmanın zararlı bir sonuç doğuracağını hesap etmediniz mi? Bir fahişe için karısını boşayan erkekten ne fedakarlık beklenebilir? Adiyö; beyim ben seveceğim erkeği buldum”. Bedia Nazımdan intikamını almıştı ve kim bilir kiminle gönül eğlendiriyordu.

Kitabın Ana Fikri:
Bir kadını aldatmak çok kötü sonuçlar doğurabilir.

Kitabın Yazarı: Ahmet Rasim
Ahmet Rasim Hayatı

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

10 Kasım Nedir? on kasım hakkında bilgi

10 Kasım Nedir
Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü.

O tarihten bu yana 10 Kasım’la başlayan hafta, yurdumuzda Atatürk Haftası olarak değerlendirilir. Bu hafta içinde; Atatürk’ün yaşamı, yurtseverliği, inkılap ve ilkeleri anlatılır. Ata’nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk’ün konuşmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk’le ilgili filmler gösterilir.

10 Kasım günü Atatürk, tüm yurtta törenlerle anılır. Ölüm anı olan saat dokuzu beş geçe “ti” sesi ile saygı duruşuna geçilir. Kara ve deniz taşıtları oldukları yerde durarak düdüklerini çalarlar. Düzenlenen anma törenlerinde Ata’nın yaşam öyküsü, Atatürk inkılap ve ilkeleri anlatılır, seçilmiş Atatürk şiirleri okunur.

Atatürk’ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova’da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu.

Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiğimillî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938′de Hatay Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti.

Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938′de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara’ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938′de kahraman Türk Ordusu’na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!” sözü ile Türk Ordusu’nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda “Türk vatanının ve Türk’lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır” diyerek Türk Ordusu’na olan güvenini belirtmiştir.

Atatürk 1 Kasım 1938′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi’nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu’nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.

Atatürk’ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk’ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı’nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı.

Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.

16 Kasım günü Atatürk’ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti.

Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı’na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyiİzmit’e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara’ya getirilmek üzere hareket edildi. Atatürk’ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkam, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk’ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu.

Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe’de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953′te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Adananın adı nereden gelmiştir

Adana şehrimizin ilimizin ismi nereden geldi
Adananın adı nereden gelmiştir
Bizanslı tarihçi Stefan, Uranus’un iki oğlu Adanus ile Sarus’un Tarsuslularla savaşarak bu şehri kurduklarını, bunlardan birinin adı kente (Adanus), diğerinin adı ise Seyhan Irmağına (Sarus) verildiğini söyler.

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ordunun adı nereden gelmiştir?

Ordu ilimizin ismi nereden gelmiştir.
Ordunun adı nereden gelmiştir
Sinop’tan gelen Miletli göçmenlerce ”Kotyora” adıyla kuruldu. Bugünkü Ordu, kentin 5 Km. güneydoğusundaki Eskipazar Köyü’nün bir iskelesi idi ve Bucak adını taşıyordu. Eskipazar’ın önceki adı Bayramlı, daha önceki adı ise Ordu’dur. XVIII. yüzyılda Bayramlı büyükçe bir kasaba iken, yıldızı sönmeye başladı ve iskelesi Bucak gelişti. 1869′da da Bucak adı değiştirildi. Bayramlı’nın eski adı olan ”Ordu” kullanılmaya başlandı.

ORDU İLİ GÜNCEL HABERLER kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

hangi ilimizin neyi meşhur? hangi şehrimiz neyiyle ünlü?

Hangi Şehrin Neyi Meşhur?

Adana’nın Neyi Meşhur?

Adana Pamuk (Beyaz altın), Adana Kebabı, Çukurova, Adana Anavarza Kalesi, Adana Misis Antik Kenti, Adana Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı

Adıyaman’ın Neyi Meşhur?

Adıyaman Nemrut Dağı, Adıyaman Besni Üzümü, Adıyaman Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Adıyaman Kahta Çayı

Afyon’un Neyi Meşhur?

Afyon Haşhaş, Afyon Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Afyon Çağlayan Mesire Yeri, Afyon İscehisar Kayalıkları, Afyon Bayat Kilimleri, Afyon Hüdai, Afyon Gazlıgöl, Afyon Dinar ve Afyon Sandıklı Kaplıcaları

Ağrı’nın Neyi Meşhur?

Ağrı Dağı, Ağrı İshak Paşa Sarayı, Ağrı Balık Gölü, Ağrı Göktaşı Çukuru, Ağrı Gürbulak Sınır Kapısı, Ağrı Günbuldu Mağaraları

Aksaray’ın Neyi Meşhur?

Aksaray Ihlara Vadisi, Aksaray Eğri Minare, Aksaray Yılanlı Kilise, Aksaray Sultanhanı ve Aksaray Ağzıkarahan Kervansarayları, Aksaray Acemhöyük, Aksaray Manastır Vadisi, Aksaray Antik Nora Şehri

Amasya’nın Neyi Meşhur?

Amasya Elması, Amasya Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Amasya Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Amasya Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Amasya Şehzadeler Şehri

Ankara’nın Neyi Meşhur?

Ankara Anıtkabir, Ankara Kalesi, Ankara Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Ankara Hacı Bayram Veli Türbesi, Ankara August Tapınağı, Ankara Roma Hamamı, Ankara Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Ankara Atakule, Ankara Karum İş Merkezi, Ankara Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Ankara Beypazarı Evleri

Antalya’nın Neyi Meşhur?

Antalya Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Antalya Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Antalya Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Antalya Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Antalya Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Antalya Tarihi Kaleiçi Evleri, Antalya Altın Portakal Film Yarışması, Antalya Kesme Çiçek Üretimi, Antalya Aspendos, Antalya Perge, Antalya Fhaselis, Antalya Termessos, Antalya Olympos Antik Kentleri

Ardahan’ın Neyi Meşhur?

Ardahan Çıldır Gölü, Ardahan Kaşar Peyniri

Artvin’in Neyi Meşhur?

Artvin Boğa Güreşleri, Artvin Barhal Kilisesi, Artvin Sarp Sınır Kapısı, Artvin Çoruh Nehri, Artvin Karagöl – Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları

Aydın’ın Neyi Meşhur?

Aydın Deve Güreşleri, Aydın Büyük Menderes Nehri, Aydın Afrodisias-Milet-Didim-Priene Antik Kentleri ile Kuşadası, Aydın İnciri, Aydın Dilek Yarımadası Milli Parkı

Balıkesir’in Neyi Meşhur?

Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Balıkesir Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas-Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Balıkesir Şahin Deresi Kanyonu, Balıkesir Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk-Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Balıkesir Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası, Höşmerim Tatlısı…

Bartın’ın Neyi Meşhur?

Amasra Kalesi, Bartın İnkum Plajı, Bartın Çayı

Batman’ın Neyi Meşhur?

Batman Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Batman Petrol Rafinerisi

Bayburt’un Neyi Meşhur?

Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Bayburt Sırakayalar Şelalesi

Bilecik’in Neyi Meşhur?

Bilecik Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Bilecik Saat Kulesi, Bilecik Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Bilecik Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği

Bingöl’ün Neyi Meşhur?

Bingöl Kös Kaplıcası, Bingöl Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Bingöl Kiğı Kalesi, Bingöl Yüzen Ada (Turnalar Gölü), Kartal (Karakuş) Halkoyunu

Bitlis’in Neyi Meşhur?

Bitlis Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Bitlis Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Bitlis Süphan Dağı, Bitlis Adilcevaz Kalesi, Bitlis İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Bitlis Beş Minare (Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri)

Bolu’nun Neyi Meşhur?

Bolu Yedigöller, Bolu Abant, Gölcük, Bolu Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük’ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Bolu Mengen’in Aşçıları, Bolu Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Bolu Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları, Sülüklü Göl, Bolu Yedigöller Milli Parkı, Ak kaya, Mengen’in Aşçısı, Patates, Köçek…

Burdur’un Neyi Meşhur?

Burdur Sagalassos Antik Kenti, Burdur İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri

Bursa’nın Neyi Meşhur?

Bursa Yeşil Türbe, Bursa Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Bursa Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Bursa Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Bursa Havlusu, Gemlik ve Mudanya’nın Zeytini, Bursa İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat Kaplıcaları, İskender Kebabı, Bursa İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü, Emsali zor bulunan Irgandı Köprü, Bursa Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbesi, Bursa Emirsultan türbesi, Bursa Molla Gürani Türbesi, Bursa Molla Fenari Türbesi, Karagöz ve Hacivat, Bursa Üftade Türbesi, Hisar ve Orta Pazar mahallelerindeki surlar ve Osmanlının Bursa’ya ilk girdiği Kapı (Saltanat Kapı Yeni Yapılan Değil)

Çanakkale’nin Neyi Meşhur?

Çanakkale Gökçeada ve Bozcaada, Çanakkale Truva ve Assos Antik Kentleri, Çanakkale Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Çanakkale Höşmerim (peynir tatlısı)

Çankırı’nın Neyi Meşhur?

Çankırı Kalesi, Çankırı Taşmescit, Çankırı Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Çankırı Kayatuzu Üretimi, Çankırı kavunu

Çorum’un Neyi Meşhur?

Çorum Yazılıkaya, Çorum Hattusaş, Çorum Alacahöyük Ören Yeri, Çorum İncesu Kanyonu, Çorum Leblebisi ve Çorum Saat Kulesi

Denizli’nin Neyi Meşhur?

Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu

Diyarbakır’ın Neyi Meşhur?

Diyarbakır Surları, Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, (Küçeler) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi

Düzce’nin Neyi Meşhur?

Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları

Edirne’nin Neyi Meşhur?

Edirne Rüstempaşa Kervansarayı, Selimiye Camii Edirne, Kırkpınar Yağlı Güreşleri Edirne, Ayçiçeği-Pirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Edirne Uzunköprü

Elazığ’ın Neyi Meşhur?

Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası

Erzincan’nın Neyi Meşhur?

Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin (Kemaliye) folklörü, Siyah Üzüm (Cimin Üzümü), Erzincan balı, Erzincan leblebisi, Altıntepe, Yıldırım Akbulut Kayak Tesisleri, yapımı bitirilmek üzere olan dünyanın 3. uzun pisti olacak olan Ergan Kayak Tesisi (Konuya katkılarından dolayı Esalettin Doğan’a teşekkür ederiz.)

Erzurum’un Neyi Meşhur?

Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare (Saat Kulesi), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni, Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları

Eskişehir’in Neyi Meşhur?

Eskişehir Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi (Midas Kenti), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi, Met Helvası, Çiğ Börek, Sakarı Ilıcaları

Gaziantep’in Neyi Meşhur?

Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı, Rumkale

Giresun’un Neyi Meşhur?

Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya

Gümüşhane’nin Neyi Meşhur?

Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri

Hakkari’nin Neyi Meşhur?

Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale (Ağlayan Lale), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri

Hatay’ın Neyi Meşhur?

Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları, Samandağ Sahili (Çevlik), Asi Nehri, Karma Dil ve Din…

Iğdır’ın Neyi Meşhur?

Pamuk Üretimi, Elma, Kayısı…

Isparta’nın Neyi Meşhur?

Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması,Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi

İstanbul’un Neyi Meşhur?

Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane – Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi

İzmir’in Neyi Meşhur?

İzmir Saat Kulesi, İzmir Kadife Kale, İzmir Meryem Ana Evi, İzmir Kültürpark, İzmir Efes-Bergama Antik Kentleri, İzmir Balçova Kaplıcaları, İzmir Kemeraltı Çarşısı, İzmir Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, İzmir Çeşme Kalesi, İzmir Kordon Boyu, İzmir Asansör, İzmir Kızlar Ağası Hanı, İzmir Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, İzmir Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, İzmir Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri

Kahramanmaraş’ın Neyi Meşhur?

Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi, Düldül Dağı, Tarhanası, Acı Biberi, Yeşil Göz, Pestil, Bastık, Ceviz, Cevizli Sucuk, Ulu Camii, Taş Metrese, Eshabi Kehf, Abdulhamit Han Camii…

Karabük’ün Neyi Meşhur?

Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası, Safran Çiçeği…

Karaman’ın Neyi Meşhur?

Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması

Kars’ın Neyi Meşhur?

Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri, Kaz

Kastamonu’nun Neyi Meşhur?

Kastamonu Ilgarini Mağarası, Kastamonu Cehennem Deresi Kanyonu, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kastamonu Kır Pidesi, Kürenin bakırı

Kayseri’nin Neyi Meşhur?

Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Kayseri Mantısı, Karatay Hanı, Kayseri Kalesi, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi, Kayseri Sucuğu…

Kırıkkale’nin Neyi Meşhur?

Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi…

Kırklareli’nin Neyi Meşhur?

Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri

Kırşehir’in Neyi Meşhur?

Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri, Kırşehir cevizi

Kilis’in Neyi Meşhur?

Kilis Yorganları…

Kocaeli’nin (İzmit) Neyi Meşhur?

Pişmaniye, Değirmendere Fındığı, Hannibal’ın Mezarı, Petrokimya ve Otomotiv Sanayi, Osman Hamdi Bey Müzesi, Eski Hisar Kalesi, Saat Kulesi, Hereke Halısı, Kandıra Yoğurdu, Abdülazizin Av Köşkü, Kaiser Wilhelm Köşkü, Ballıkayalar Vadisi ve Beşkayalar Tabiat Parkları, Darıca Kuş Cenneti, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Eşme Ayvası

Konya’nın Neyi Meşhur?

Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Konya Balatini Mağarası, Konya Ilgın Kaplıcaları, Eşrefoğlu Camii, Eflatunpınar Hitit Anıtı, Sille, Meram Bağları, Akşehir Nasrettin Hoca Türbesi, Ak Manastır, İnce Minare Medresesi, Etnoğrafya Müzesi, Etli Ekmeği, Tandır Ekmeği, Fırın Kebabı, Bamya Çorbası, Saç Arası, Saç Böreği, Su Böreği, Mevlana Böreği…

Kütahya’nın Neyi Meşhur?

Kütahya Çinisi, Kütahya Porseleni ve bunların imalatı, Kütahya Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi, Aizanoi Antik Kenti, Tunçbilek-Seyitömer Linyitleri, Tavşanlı Leblebisi, Simav ve Gördes Halıları

Malatya’nın Neyi Meşhur?

Malatya Kayısısı, Analıkızlı Köfte, Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri, Aslantepe Antik Kenti, Karakaya Barajı, Somuncu Baba Camii ve Balık Gölü, Sürgü (Takaz) Mesire Yeri, Arapgir Meydan Köprüsü, Battalgazi Kervansarayı, Sultansuyu Harası, Darende Kudret Hamamı

Manisa’nın Neyi Meşhur?

Sard Antik Kenti, Mesir Macunu, Spil Dağı Milli Parkı, Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma’nın Linyiti, Ağlayan Kaya (Nyobe) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri, Vestel Fabrikaları

Mardin’in Neyi Meşhur?

Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi, tiftikten yapılma battaniyeleri, seccadeleri

Mersin’in Neyi Meşhur?

Kız Kalesi, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, Anamur Muzu, Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi, Çamlıyayla (Namrun), tantuni, kerebiç, yaban mersini, Viranşehir (Soli-Pompeiopolis)

Muğla’nın Neyi Meşhur?

Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek Gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi, Beyaz Bodrum Evleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Saklıkent Kanyonu, Ölü Deniz, Çamur Banyosu, İztuzu Plajı, Sedir Adası, Knidos-Letoon-Kaunos-Labranda-Keramos Antik Kentleri, Milas Halıları, Halikarnas Balıkçısı, Marmaris Çam Balı, Sığla Ağacı ve Yağı

Muş’un Neyi Meşhur?

Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü

Nevşehir’in Neyi Meşhur?

Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos’un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi

Niğde’nin Neyi Meşhur?

Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye’nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan Kaplıcaları

Ordu’nun Neyi Meşhur?

Ordu Keyfalan Yaylası, Türkiye’nin Fındık ve Bal Deposu, Ordu Boz Tepe, Ordu Çamlık Mesire Yeri, Ordu Yason Burnu ve Kilisesi

Osmaniye’nin Neyi Meşhur?

Toprakkale Kalesi, Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri, Zorkun Yaylası, Haruniye Kaplıcası, Yerfıstığı Üretimi

Rize’nin Neyi Meşhur?

Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi, Mandalinası

Sakarya’nın Neyi Meşhur?

Islama Köfte, Sapanca ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Sakarya Nehri, Patates ve Soğan Üretimi, Karasu, Çark Caddesi

Samsun’un Neyi Meşhur?

Altınkaya Barajı, Tütün Üretimi, Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi

Siirt’in Neyi Meşhur?

Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi

Sinop’un Neyi Meşhur?

Sinop Kalesi, Boyabat Pirinci, İnceburun (Türkiye’nin En Kuzey Noktası), Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası, Akgöl, Sinop Hapishanesi, Keten Üretimi, Durağan ilçesinde Buzluk Mağarası ve kaya mezarlıkları, Mantı, Tirit…

Sivas’ın Neyi Meşhur?

Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği’nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi (Gemerek), Tödürge Gölü (Zara)

Şanlıurfa’nın Neyi Meşhur?

Urfa Kalesi, Urfa Sıra Geceleri, Halil-ül Rahman Gölü (Balıklı Göl), Harran Harabeleri, Ceylanpınar Üretme Çiftliği, Çiğ Köftesi, Kelaynak Kuşları, Halfeti Evleri, Pamuk Üretimi, Hz. Eyüp Mağarası, Şuayip Şehri ve Mağarası, Acı Biber…

Şırnak’ın Neyi Meşhur?

Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbesi

Tekirdağ’ın Neyi Meşhur?

Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi, Rakoçzi Müzesi, Rüstempaşa Camii

Tokat’ın Neyi Meşhur?

Almus Baraj Gölü, Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Ballıca Mağarası, Topçam Yaylası, Zinav Gölü, Gök Medrese, Üzüm Yaprağı Sarma, Tokat Çemeni, keşkek, zile üzümü, Sulu Saray (Sebastapolis) Tokat Kebabı, Yazma Üretimi, Tokat domatesi

Trabzon’un Neyi Meşhur?

Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Trabzon Uzungöl, Zağanos Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı, Trabzon Kadırga Yaylası, Trabzon Bileziği, Akçaabat Köftesi, Boztepe, Beton Helva ve Vakfıkebir Odun Ekmeği, Trabzon Ayasofya Müzesi, Horon, Kisarna ( Bengisu ) Madensuyu, Trabzon Sultan Murat Yaylası, Trabzon Kızlar Manastırı

Tunceli’nin Neyi Meşhur?

Munzur Vadisi Milli Parkı, Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri, Tek dişli Munzur Sarımsağı, Tunceli Balı…

Uşak’ın Neyi Meşhur?

Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye’deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları, Tarhana

Van’ın Neyi Meşhur?

Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri, İnci Kefalı (Van Balığı)…

Yalova’nın Neyi Meşhur?

Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi

Yozgat’ın Neyi Meşhur?

Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları, Testi Kebabı, Arabaşı, Madımak…

Zonguldak’ın Neyi Meşhur?

Zonguldak Taşkömürü (Karaelmas), Zonguldak Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları, Zonguldak odunu, Zonguldak bastonu

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İhtiyar Dost Kitap Özeti

İhtiyar Dost
Ağaç kurdu Bölümü: Bu bölümde yazar, ikinci meşrutiyetten sonra ortaya çıkmış bazı devlet ve toplum sorunlarından bahsetmektedir.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Yazar, devletin her ortamda, her şartta aksaksız görevini yerine getiren bir değirmen gibi görevini ifa etmesi gerktiğini, toplumda çıkan görüş ayrıklarından etkilenmemesi gerektiğini ifade etmiştir

Yazarın bu bölümde ençok üzerinde durduğu mesele, şu anda da toplumumuza musallat olmuş ahlaki yapıdaki çatırtılardır.

Toplumu bir ağaca benzetmiştir. Nasıl bir ağacın köklerine ve bedenine, musallat olmuş kurtlar, o ağacı yer, kurutur ve birgün küçük bir esintiyle devrilip gitmesine sebep olur, tıpkı bunun gibi, toplumun can damarına, gençliğine musallat olmuş, ahlaksızlık belasıda toplumu yer, kurutur ve yıkılmasına sebep olur.

Kahve beklerken bölümü: Bu bölümde yazar , toplumun direği olan gençliğin, toplumun kokuşup gitmesine sebep olabileceğini “ağaç kurdu” bölümüne parelel olarak anlatmış ve bununsebeplerini anlatmıştır.

“Geçmişini inkar etmek”. Yazar geçmişini inkar eden bir toplumun yaşayamayacağını vurgulamış, hatta o toplumu ölü kabul ettigini belirtmiştir. Bu inkarın en büyük sebebi olarakta; bilgilerin, yanlış bir noktadan, bozuk bir yönden yansınış olan bilgiler olduğunu söylemiştir.

“Geçmiş ve gelecek aynı ömür kitabının iki sayfasıdır; birini yırtmak ötekini tamamlanmamış halde bırrakmak demektir.Hele ikincisini yazmak isteyenler, birincisini okumamış-görmemiş bulu-nurlarsa, yazacakları şey asılsız-temelsiz boş uydurma masallardan başka birşey değildir. Bu ömür kitabının ilk sayfası ne kadar hatalarla dolu olursa olsun, hiç bir şey onu kendisinden sonra gelen sayfanın başlangıcı olmaktan alıkoyamaz “.

Kitabın Yazarı: Halit Ziya Uşaklıgil
Halit Ziya Uşaklıgil Hayatı

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Beyaz Diş Kitap Özeti

Beyaz Diş Kitap Özeti
Karanlık ladin ağaçları ormanı, donmuş nehrin her iki yakasında yer alıyordu. Arazi öylesine cansız, ıssız ve soğuktu ki hüzün kelimesi bile onu tanımlamada yetersiz kalıyordu. Sessizlik her yanı sarmıştı.

Ama yine de bu uzak yabani topraklarda dirençli bir yaşam vardı. Görünümleriyle kurttan farksız bir köpek sürüsü donmuş nehir boyunca ilerliyordu. Hayvanların sık tüylü postları buz tutmuştu. Solukları havayla karışınca buharlaşıyor, sonra incecik buz taneciklerine dönüşüp tüylerine yapışıyordu. Deri koşumları, yine deri kayışlarla peşleri sıra sürükledikleri bir kızağa bağlanmıştı.

Gece olunca köpeklerlerden biri kaybolur. Günden güne de kabolmaları devam etmektedir. Sahiplerinden Bill kurt sürüsünü ürkütmek ve hıncını onlardan almak için onları vurmaya kara verir. Ama bu onun sonu olur.

Daha sonra dişi kurt ve diğer sürünün üyeleri başka bir kızak grubunun geldiğini fark edince onların peşini bırakırlar. Sürünün diğer üyeleriden olan Tek göz ve Genç kurt dişi kurtla birlikte olabilmek için bir mücadeleye girişirler. Bu mücadeleyi Tek göz kazanır. Dişi kurtla birlikte dört adet yavruları olur. Yavru kurt mağradan çıkmadığı ve dünyayı tanımadığı için çok toydur.

Ama daha sonra mağradan çıkar ve tehlikeli dünyayı kendi gözleriyle görür. Kıtlık zamanı vaşak yavrularını yerler fakat annesiyle dişi kurt ve beyaz diş dövüşmek durumunda kalırlar. Bu dövüşü vaşak hayatını kaybederek öder. Bu olaydan sonra ise dişi kurt’un yani “kishe”nin sahipleri gelir ve beyaz dişi ve annesini kamplarına götürürler. Beyaz diş günden güne daha vahşileşir ve Lip lip’in ve kamptaki diğer köpeklerin öfkesini üstüne çeker. Bunun sebebi ise babsının bir kurt olmasıdır. Kampta gün geçtikçe Beyaz diş’in ünü git gide yayılır.

Yalnız bu ün kötü bir ündür. Çadırlardan balık, et vb gibi yiyecekleri çalar, diğer köpeklerle boğuşur, oları kimi zaman öldüresiye döver. Kampta beliren kıtlıklerda kampı terk eder ve kıtlık bitene kadar oraya uğramaz. Böyle yapmasının nedeni ise kaptaki insanların aç kalınca köpekleri de yemeleridir.

Bir gün Beyaz Diş ile Kishe ayrılmak zorunda kalırlar. Beyaz Diş annesinin ardından gitmeye kalkar ama sahibi Gri Kunduz gitmesine izin vermez. Daha sonra ise Gri Kunduz elindeki malzemeleri satmak için kuzey ülkesine gider ve yanında Beyaz Diş de vardır.

Kuzey ülkesi sınılı yaz aylarında altın arayıcılarının gözde yerlerinden biri olmuştur. Buraya yüzlerce altın arayıcısı gelir. Bu umt ülkesin de Gri Kunduz elindeki malları satarak iyi bir gelir elde eder. Beyaz Diş orada da rahat durmaz. Alltın aramaya gelen kişilerin narin, zayıf, korkak köpeklerine derslerini verir.

Beyaz Diş’in bu durumunu gören kuyzey ülkesinin yerlilerinden Güzel Smith bu halini Gri Kunduz’a onu kendisine satması için konuşur. Gri Kunduzun karalı tutumu karşısında ise taktik değiştirerek Gri Kunduz’a içki verir ve onu alıştırır. Bir aya kalmadan Güzel Smith Gri Kunduz’un elinde ne varsa ne yoksa hepsini alır ve verdiği içkilerin parasına karşılık Beyaz Diş’I ister. Mecburen Gri Kunduz bu isteği yerine getirmek zorunda kalır.

Beyaz Diş Güzel Smith’i ilk gördüğünden beri hiç hoşlanmamaktadır. Üç defa kaçma girişiminde bulunur ama yine Güzel Smith kaçan köpeği Gri Kunduzdan tekrar alır. Bu arada da öfkesi ve diğer canlılara karşı olan düşmanlığı giderek artar. Eski sahibini kendisini verdiği için ona karşı nefret duyuyordur. Yeni sahibi ise onu günden güne daha da kızdırır ve onu köpek dövüşlerine çıkarır.

Beyaz Diş karşısına çıkan bütün rakiplerini teker teker öldürür. Dövüşlerde başka şansıda yoktur. Sadece yenen hayatta kalır diğerinin ise oradan ölüsü çıkar. Beyaz Diş yine bir dövüşte yalnız bu seferki zorlu bir rakip olan bir doberman cinsi köpekle dövüşür ve bu köpek onu gafil avlar. Doberman Beyaz Diş’in can alıcı bölgesi olan boğazını kapar. Beyaz Diş ne yaptıysa onun elinden kurtulamaz. O civardan geçmekte olan kızaklı iki kişi Beyaz Diş’in yardımına koşarlar. Onu sahibinden az bir para karşılığı zorla alırlar. Güzel Smith Beyaz Diş’i vermeyi ilk başta kabul etmese de sonunda razı olur ve onu satar.

Beyaz Diş yeni sahibi olan Scott’i ilk başta kabul etmez. Kendisini cezalandırmalarını bekler. Halbuki Scott Beyaz Diş’in bu haliyle yaşayıp yaşamayacağını düşünür çünkü Beyaz Diş fazla hırpalanmış, boğazında yarası vardır. Buna rağmen Beyaz Dişyaşamayı başarır ve yeni sahibinin sevgisi sayesinde yavaş yavaş uysallaşmaya başlar. Beyaz Diş sahibinin evini koruyup gözetlerken sahibi ise onun bakımını üstlenmiştir.

Gün gelir Scott işi gereği Kaliforniya’ya ailesinin yanına gitmeye karar verir. Ama Beyaz Diş sahibinin ilk gitme girişiminden tecrübe alarak onun kendisini tekrar terk edeceğini sezer. İstediği gibi sahibiyle birlikte ailesinin yanına gider. Oradaki kurallara çabuk alışır. Diğer köpeklerle kavga etmez, tavukları yemez, başka issanlara saldırmaz, eğer hırsız değillerse tabii.

Haberlerde Scott’ın babasının mahkum ettiği bir katil hapisten kaçar ve zanlı Scott’ın evine girer. Ev halkı o gece büyük bir gürültü ve iki el silah sesiyle uyanırlar. Salona girip baktıklarında Beyaz Diş’in yaralı olarak yattığını katilin ise boylu boyunca kanlar içinde yere serili bulurlar. Beyaz Diş’i hemen veterinere götürürler. Doktor ameliyata alınması gerektiğini fakat bu durumda ameliyat iyi geçse dahi yaşayamayacağı kanısındadır. Lakin Beyaz Diş’in yaşama gücü bu vahim durumunda devreye girerek onun hayatta kalmasını sağlar ve eşi olan kangal köpek ve yavruları ile birlikte olayların yorgunluğu yüzünden güneşin ılıklığında derin bir uykuya dalar.

Kitabın Ana Fikri:
Hayattaki zorluklara karşı ne olursa olsun elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerektiğini ayrıca doğadaki her canlının vahşi bile olsa sevgiye muhtaç olduğunu aşılamaktadır.

Kitabın Yazarı: Jack London
Jack London Hayatı

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Martin Eden Kitap Özeti

Martin Eden Kitap Özeti
Günleri gemiler ve meyhanelerde geçiren Martin Eden, çok sık karıştığı cete kavgalarından birinde Arthur adlı zengin birinin hayatını kurtarır.

Arthur bu iyilik karşısında Martini evlerine yemeğe çağırır ve burada Martin, Arthur’un Ruth adındaki sanat tarihi öğrencisi kız kardeşi ile tanışır. İlk tanışmalarında Martin yıllardır aradığı aşkın karşısında olduğuna inanır.
Bu genç, kültürlü ve güzel kadını etkileyebilme yolunun bilgi, kültür ve sanattan geçtiğine karar verir. O andan itibaren büyük bir kararlılıkla çalışarak yazar olmaya ve kimbilir belki Ruth ile evlenmeye karar verir.

Konusu kısaca “aşk insana neler yaptırır” diye düşünülüp, sıradanlık iddiası ile romanı küçümseyen okur romandaki mantık ve doğallık örgüsü ile gerçekleşen olayları kabullenmesinin şaşkınlığını yaşar.
Bir gemi işçisinin yediklerinden, akşam uykusundan, sosyal çevresinden ve en önemlisi içkisinden feragat ederek, sonu bilinmeyen bir maceraya atılmasını çok çabuk kabullenir.

Bu doğallığın en büyük nedeni, kendi kendine çalışarak yazar olan Jack London’un Martin Eden ile büyük paralellik taşıyan hayatının romana yansımasıdır. Jack London, adeta kendi canından yarattığı Martin’in gerçekliğinden kuşku duyan okuyucusuna, “onun yerinde ben de olsam sonuç aynı olurdu” diye düşündürür.

Martin, Ruth’a olan saf aşkını, sosyal olarak yabancı bulunduğu bir çevreye ve kendisini fakirliğinden dolayı aşağılayan insanlara kabul ettirmeye çalışır. Bu insanların başını, Martin’in edebiyata olan tutkusunu, çalışma azmini ve yeteneklerini bilmesine rağmen, ona inanmayan, sürekli düzenli ve normal bir iş bulmasını öneren Ruth yapmaktadır.

Martin ilk başlarda, zenginliklerinin ve bilgilerinin başını döndürdüğü bu insanlara, sonradan, kendisini geliştirdikçe kuşku ile bakmaya ve aslında söylediklerinin, hayat anlayışlarının nasılda çiğ ve özümsenmemiş olduklarını anlar.

Herkes aslında olmadıkları insanları oynamakta ve bilmediklerini biliyor gibi görünmekte, gerçekte hiç kimsenin parasını ve mevcudunu korumak dışında bir idealinin olmadığını görür. Bu açıdan eskiden sanatın ve kültürün kaynağı gibi duran bu insanları şimdi gözünde birer asalak gibi görmekte ve onca imkanlarına, okullara, kitaplara, üniversitelere rağmen nasıl bu kadar cahil kaldıklarına şaşırmaktadır.

Çevresi edebiyatı bilmeden diploma almış edebiyatçılarla, geometri bilmeyen mühendislerle, ekonomi bilmeyen siyasetçiler, biyoloji bilmeyen din adamları ile doludur.

İşin garibi herkes aslında hiç haberdar olmadığı ve anlamadığı fikirler üzerinde tartışmakta, şuradan buradan duydukları klişeleri kullanmakta ve neredeyse bir moda halinde düşünmektedir.
Martin doğal yeteneği ve hayatın içinde geliştirdiği kavram algılama üstünlüğü sayesinde gerçek bilgiyi ayırt etmesini ve doğal seleksiyonla evrimleştirdiği düşünce gücünü bu boş insanlara karşı kullanmasını öğrenir.

Bu süre zarfında gemi işçiliğini bırakarak yazarlıkla geçinmeyi dener. Yazdığı ve yeterince güzel olduğunu düşündüğü birçok eseri, yayımlanmadan geri gelir. Bu dönemlerde çok güç anlar yaşamış, aç kalmış, meteliğe muhtaç hallere düşmüştür. Martin tıpkı aydın geçinen tayfanın varlığı gibi edebiyattan hınclarını almaya çalıştıklarına inandığı bir editör ve yayıncılar tabakasının varlığını keşfeder. Bu insanlar adeta yerleşik yazar sınıfının değişmesi ve başka yazarların çıkmasına engel olmaktadır. Kendince bunun en büyük sebebinin, bir zamanlar bütün bu editör ve yayıncıların yazar olmayı denemiş ve beceriksizlik ya da yeteneksizlikleri yüzünden başarılı olamayıp, kompleks sahibi insanlar haline dönmüş olduklarını düşünmektedir.

Yazılarını yayınlayan birkaç yayınevi ya da dergi ona parasını göndermez. Martin’in hayatındaki zorluklar ve parasızlık yetmezmiş gibi bunlara bir de, onu inanmadığı halde, bir sosyalistmiş gibi gösteren basın eklenmiştir.
Martin Eden’in varlığını öğrendikten sonra biyoloji bilimine çok önem verdiğini ve Darvin’in türlerin oluşması ve gelişmesini sağladığına inandığı doğal seleksiyon olayı ile birçok şeyin nasıl gerçekleştiğini kavradığını görüyoruz. Burada kastedilen fizyolojik bir değişme değil, bu kaynakla beslenen Martin’in düşünce gücüdür.

Kitabın Yazarı: Jack London
Jack London Hayatı

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Olasılıksız Kitap Özeti

Olasılıksız Kitap Özeti
Kitabın ana karakteri David Caine hayatını olasılıklar üzerine kurmuş eski bir istatikçi ve iyi bir poker oyuncusudur.Yine bir gün sık yaptığı gibi poker oynamaya podvall’a gider, yaşlı Walter’la masaya oturur.Sürekli kaybetmesine rağmen mekanın sahibi Vitaly Nikolaev’in kendisine borçlarını zamanında ödediği için verdiği 15.000’lik krediyi ortaya koyar.Kartları iyidir ve olasılık hesaplarına göre kazanacağını düşünür.

Oyunu oynarken midesi de bulanıyordur ve beyni iğrenç kokular algılıyordur,kusmamaya gayret ederek elindeki kartları açar,Walter da kartlarını açmaya başlayınca Caine adamın elinde floşroyal olduğunu görür.Caine’in elindekilerini yenebilecek tek el budur.Artık her şeyini kaybetmişti ve Nikolaev’e 15.000 borçlanmıştı.Caine bir şeyler demeye çalıştı ama şuurunu kaybedip bayıldı.

Caine uyandığında hastanede olduğunu anlar karşısında Jasper’ı görür.Jasper Caine’in ikizidir ve bir süre şizofreni tedavisi için akıl hastanesinde kalmıştır.Caine Jasper’ı görünce mutlu olur bir süre konuşurlar ve içeriye Dr.Kummar girer. Caine’in Temporal lob epilepsisi vardır ve Kumar Caine’e 9 ay önce ilaç denemesi yaptığı araştırmada kobay olmasını önermiştir ama Caine bunun yan etkilerini duyunca vazgeçmiştir.Ancak artık başka şansı yoktur çünkü nöbetler devam ederse bitkisel hayata girecektir.Borçlarınıda ödemek için aklına fikir gelir eski tez danışmanından kendini bir danışmanlık projesi kapsamında işe almasını isteyebilirdi.Eski hocası Doc a analizlerinin bir kısmını yaptırmayı kabul ederdi.Hatta şansı yaver giderse Doc oa işe başlamadan bile para verebilirdi…

Nava Vaner gizli bir ajandır ve Koreliler’le son bir görev yapması gerekir çünkü Koreliler’le yaptığı son işte havalesine para yatmıştır ama Korelilere ya verdiği veri cd’lerinden biri çizilmiştir.Bunun üzerine Koreliler Nava’dan cd’yi ve parayı geri ister ama artık bu imkansızdır çünkü Nava çalıştığı CIA’den UGA’daki Bilim ve Teknoloji Araştırma laboratuarına (BTAL) transfer olmuştur ve Merkezdeki güvenlik kodları iptal olduğu için Korelilere artık bilgileri ulaştırması mümkün değildir.Artık Nava’nın tek ümidi BTAL’den Korelilerin ilgilenebileceği bilgi bulmaktır.

Şansı yaver gider çünkü bir gün BTAL’de bilgisayar korsanlarının orada çalışan bilim adamı Dr.Tversky’nin bilgisayarından yürüttükleri dosyalara bakarken ancak bilim kurgu romanlarında olabilecek bir şey dikkatini çekti Dr.Tversky’nin bulduğunu iddia ettiği proje eğer doğruysa bunu çok yüksek bir paraya satabilirdi.
Nava bir gün Korelilere her her şeyi anlatır ve onlarda Nava’dan Tversky’nin projesininin veri tabanını ve Alfa deneğini isterler ve bu konuda biraz pazarlıktan sonra anlaşırlar.

BTAL Dünyanın her bir yanından gelen bilim adamlarını dinleyip bilgi toplar böylece hiçbir ülke ABD’den daha güçlü olamaz.James Forsythe 1997 BTAL’in müdürü olur.BTAL’de 6 ajansa çalıntı bilgiler yollar ve Forsythe’in yeni müşterileri arasındaki tek engel 3 senatörden oluşan BTAL denetim kuruludur.Forsythe’e Bilgisayar korsanı Steve Grimes da yardım ediyordur ve senatörlerden birinin açıklarını bulmaya çalışıyordur.Senatörlerden biri ölünce Forsythe onun yerine kurula girmeye çalışan MacDougal’ın olduğunu biliyordu.

Forsythe ay sonunda yerine yeni birinin bulunacağını anlar,artık 1 ayı vardır BTAL’deki en muhteşem projeyi bulacaktı.Şanslıydı çünkü birkaç gün önce okuduğu özetlerden biri gelecek vaad ediyordu.Dr.Tversky’nin bir süredir bir insan deneğe beyin dalgaları üzerinde çok ilginç etkileri olan bir bileşim enjekte ediyordu .Forsythe deneğin ismini bilmiyordu ama projeyi yapan Tversky’i tanıyordu.

Tversky,Forsythe ve Nava Caine’in peşlerindedir .Bir süre önce Dr.Tversky’nin Alfa deneği Julia Tversky’e David Caine’i öldürmesini söylemişti.Tversky bunu yapıcaktı çünkü Julia ölmeden önce gelecekte olacak her şeyi bilmişti.
Her şey planlanır Tversky David’in geleceği sokağı Julia’dan öğrenmiştir ve oraya bomba koymuştur Caine geldiğinde onu patlatacaktır.Forsythe de Caine’i vericilerle yakalamak için ekibiyle yola koyulur ancak Nava onlara oyun oynamıştır.

Caine geldiğinde Tversky bombayı patlatmaya hazırlanır ve patlatır ancak Nava bombayı fark edince Caine’i kurtarır.Caine Nava ile beraber kaçar ancak Forsythe ve Tversky de bulmak için ekipler hazırlamıştır..Ancak David geleceği görme yeteneği sayesinde birçok olaydan kurtulmuş bunda Nava’nın ve ikizi Jasper’ında büyük payı vardır.Fakat bir gün Forsythe Caine’i ve Jasper’ı yakalar.Caine yakalanınca Nava harekete geçer tek başına korumalarla dolu yere gider ve hepsini etkisiz hale getirerek Caine’i ve Jasper’ı kurtarır kaçarlarken Tversky çıkar aslında o Doc’tur bunca zaman Caine’in yanındaydı ve Caine’le yeteneği hakkında da o kadar konuşmuşlardı.Doc David’in yeteneği sayesinde insanlık tarihini değiştirebileceğini düşünüyordu.

Adamı atlattıktan sonra merkeze bomba yerleştirdiler ve oradan uzaklaştılar.Üçü de yaralıydı çıktıklarında karşılarında Nikolaev’in doktorları vardı.Bunu Caine ayarlamıştı gelecekte bu anı görmüştü ve Doktorun tam zamanında burada olmasını istemişti.Caine gerçekten de özeldi…

Kitabın Yazarı: Adam Fawer
Adam Faver Hayatı

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

türkiye cumhuriyetinin çağdaşlaşmasında kitle iletişim araçlarının katkıları nelerdir

Kitle İletişim Araçları Nelerdir
Kitle iletişim araçları; haber ve bilgi verme amacı başta olmak üzere, eğitmek ve eğlendirmek gibi amaçlar taşıyan, belirli bir okuyucu kitlesine, belirli aralıklarla ya da sürekli olarak ulaşan araçlardır.

Gazete, dergi, radyo, televizyon, sinema gibi kitlelere ulaşan ve iletişimi sağlayan araçlara kitle iletişim araçları denilmektedir. Kitle iletişim araçlarının amacı amacı düşünce, fikir, haberleri çok kısa zamanda geniş kitlelere ulaştırabilmektir. Kitle iletişim araçları; “Daha geniş kitlelere, çevrelere seslenebilmek, onlarla iletişim kurmak için gerçekleştirilen elektromanyetik dalgaların ve bunların alıcılarının kullanımı ile tüm kitleye seslenebilme olanağı veren bir araçtır.”

Kitle iletişim araçlarını incelerken kitle, kitle iletişim araçları (gazete, dergi, internet, radyo, televizyon, sinema, kitap gibi) aracılığıyla geniş ve bilinmeyen kitleye (dinleyici, okuyucu, izleyici) iletilmesidir” İletişim; Bilgi, düşünce, duygu, tutum ve kanılarla, davranış biçimlerinin kaynak ile alıcı arasındaki bir ilişkileşme yoluyla bir insandan diğerine bazı oluklar kullanılarak aktarılma süresine denir. Kitle; “Toplumun içerisinde bütün grupları, bireyleri temsil etmektedir. Kitle iletişim araçları her türlü iletişime olanak sağlamak üzere kurulmuş olan sosyal yapıları ve bu yapılar için gerekli araçları ifade eder. Kitle iletişim araçları, kültürel, ekonomik, eğitim, siyasi, eğlence, haber, gündem gibi birçok kamusal görevi yerine getirerek toplumda bir güç unsuru olmuştur. Bazı batı ülkeleri kitle iletişim araçlarını dördüncü güç olarak kabul etmektedir. En az yasama, yürütme, yargı gibi halkı ilgilendiren ve kamuoyu oluşturabilen bir güç unsuru niteliğindedir.

Kitle iletişimi, “Türkçede; kitle haberleşmesi” şeklinde ifade edilir. Kitleler ise toplumun bütününü veya bir bölümünü kapsayan ve etkileyen bir güç unsurudur. Kitle iletişim araçları iletişimden ve kitlelerden ayrı tutulamaz. Kitle iletişim araçları 15. yüzyılda Batı Avrupa’da hareketli metal harflerle baskı yapıldığı tarihe dayanmaktadır. Alman Johann Gutenberg’in 1434-1436 yılları arasında matbaayı bulmasıyla kitle iletişim araçlarının kullanılmasına başlanmıştır. Ancak kitle iletişimi insanlığın var oluşundan bu yana var olmakta ve ilerlemektedir.

Bazı tarihçilere göre kitle iletişim araçları 5 aşamadan oluşmuştur.

Bunlar;

– İşaretlerle iletişim,
– Dilin gelişimiyle iletişim,
– Yazının icadıyla iletişim,
– Baskı makinesinin icadıyla basılı materyallerle iletişim,
– Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle kitle iletişimidir.

Kitle iletişimi geçmişten bugüne kadar var olmuş ve sürekli gelişerek ilerlemiştir. “İlk kitle iletişim aracı Roma ve Mısır’da kullanılan gazete olmuştur. Gazetenin iletisi okur-yazarlıkla sınırlıdır. Uzun yıllar iktidarını sürdüren gazete iletişim teknolojisindeki gelişme sayesinde yerini radyoya bırakmak zorunda kalmıştır. “II. Dünya Savaşı’ndan sonra da televizyon kitle iletişim aracı olarak kabul edilmiştir.” “Kitle iletişim araçları bugün dünyanın hemen her yerinde cereyan eden olayları en kısa sürede kitlelere ileten çağdaş ve etkin bir organizasyondur.” Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte kitle iletişim araçları bireyleri, grupları, toplumları ve kültürleri etkilemekte ve vazgeçilmez bir konuma gelmektedir. Artık kitle iletişim araçları toplum yaşantısının önemli bir parçası olmuştur. Hayatın her kesiminde yer almaktadır.

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İnsanların yaşamak için seçtikleri yerlerin özellikleri

İnsanların yaşamak için seçtikleri yerlerin özellikleri

Bir odaya girdiğimiz zaman seçtiğimiz yer kendimize olan güvenimiz ve o mekan içinde bulunanlar arasında kendimizi nerede gördüğümüz konusunda fikir verir. Yapılan araştırmalar odaya girdiklerinde kapıya yakın koltuk veya sandalyeye oturanların özgüvenleri düşük kimseler olduğunu ortaya koymuştur. Kapıya yakın bir koltuğa oturmak aynı zamanda kişinin kendisini diğer kişilerden daha az değerli ve önemli gördüğünün işaretidir. Bu kişilerin oturma biçimleri incelendiğinde de çoğunlukla sandalye veya koltuğun ucuna oturmak kalkmaya hazır olmak gibi durumdan rahatsızlığın ve düşük özgüvenin diğer belirtileri de bulunmuştur. Buna karşılık girdikleri odada ev sahibine veya merkeze yakın, yer seçenlerin özgüvenleri yüksek ve kendilerinden hoşnut kimseler oldukları ve bu kimselerin aynı zamanda koltuklarını ve sandalyelerini dolduracak biçimde oturdukları görülmüştür. İnsanların oturmak için seçtikleri yerler amaçları açısından daima en elverişli yerler olmayabilir. Örneğin; yıllardır büyük ilgi gören Ana-Baba Okulunda sıralar daima arkadan öne doğru dolar. Oysa kişilerin böylesine gönüllü olarak katıldıkları bir toplulukta dinleyicilerin konuşmacıyı en iyi duyup onunla en iyi iletişim kurabileceği ön sıraları tercih etmesi beklenir. Ön sıralarda özellikle en ön sırada insanlar kendilerini savunmasız ve Çıplak hissetmektedirler.İnsanın önündeki koltuk ve diğer dinleyiciler doğal bir korunma yaratır ve güven duygusu verir. Bu sebeple de boş bir salonda dinleyiciler orta sıralardan başlayarak salonu doldururlar. Benzer şekilde bar, cafe ve benzeri eğlence yerlerine insanlar arkadaş olabiIecekleri1 ilişki kurup konuşabilecekleri birilerini bulmak için gelirler. Buralara gelenler büyük çoğunlukla ya sırtlarını bir köşeye dayayarak veya diğer insanları gözleyebilecekleri bir kenara otururlar. Oysa bu yerler kişinin görülmek istediği diğer insanlar tarafından kolayca fark edilebileceği yerler değildir. Böyle bir eğlence yerine arkadaş bulmak amacıyla gelenler için uygun olan merkeze yakın bir yerde oturmak sırtını topluluğa dönmemek ve insanların çoğunluğunun bulunduğu yere yan olarak oturmaktır, Böylece hem insanları ve çevrede olup bitenleri görmek hem de diğer insanlarla doğrudan yüz yüze ve göz göze gelmenin doğuracağı rahatsızlıktan kaçınmak mümkün olur.
bir yerin yerleşim yeri olarak seçilmesinde neler etkilidir
Bir yerin yerleşim yeri seçilmesinde etkili olan etkenler şunlardır:
1. Su açısından zenginlik (Tatlı su: nehirler yada akarsular, göller, göletler, vd.)
2. Verimli tarımsal arazi yapsına sahip olması. (dağların etekleri)
3. İklim
4. Endüstirinin yaygın oluşu
5. Ulaşım

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın