CUMHURİYETİN İLANI

CUMHURİYET’İN İLANI

Lozan’n kabulü ve barışın sağlanması ile geride Türk Devleti’nin siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.’nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız – şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah’a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. Padişah’ın işgal ettiği Saltanat – Hilafet makamı yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik sistemdi. 1300 yılından beri de Osmanoğullarından başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve Padişah’ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak Padişah’tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi’nde ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920’de B.M.M.’nde somutlaşmıştı. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu.

Kurtuluş Savaşı ulusal bağımsızlık yanında ulus egemenliğini de açık bir biçimde ortaya koyduğu için Padişah daha başından beri milliyetçilerin amansız düşmanı kesilmişti. M. Kemal Paşa Padişah’ın ihanetini bildiği halde, henüz zamanı olmadığı için Padişah’ı hedef almadı. Genç subaylık yıllarından beri inandığı ve Erzurum’da Mazhar Müfit’e not ettirdiği “Cumhuriyet” inancını “Ulusal bir sır” olarak sakladı. Kurtuluş Savaşı içinde “Cumhuriyetçi” bir düşünceyi ortaya atmak, iç parçalanmaya yol açacağı için bu yola gitmedi. Hatta Sivas Kongresi sırasında “Cumhuriyet” ilan edelim önerilerini red etmişti. Fakat Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı, Türk Ulusu’nun kurtarıcısı M. Kemal, Türkiye’nin siyasal yapısını değiştirmenin ilk adımını Saltanat’ın kaldırılmasını sağlamakla attı. Saltanat’ın kaldırılışına en yakın arkadaşları bile karşı çıkmışlardı. Meclis’te tutucu kanat direndiyse de, M. Kemal Paşa’nın kararlı ve sert tutumu sonucu Saltanat’ın kaldırılışı sağlandı. Fakat onun bu sert tutumu endişe doğurdu. Bunun bir başlangıç olduğunu görenler çeşitli yöntemlerle M. Kemal Paşa’yı engellemeye çalıştılar.

2 Aralık 1922’de Meclis’e muhalif grup tarafından bir öneri verildi. “İntihab-ı Mebusan Kanunu”nda değişiklik yapılmasını isteyen önergede “Büyük Millet Meclisi’ne üye seçilmek için Türkiye’nin bugünkü sınırları içindeki yerler halkından olmak ve seçim çevresine yeni gelenlerin ise en az beş yıl oturmuş olmaları” gerektiği kanun hükmü haline getirilmek isteniyordu. M. Kemal Paşa’yı milletvekili seçilmekten yoksun bırakmak isteyen bu önerge üzerine söz alan M. Kemal Paşa, doğum yerinin Türkiye’nin sınırları dışında kaldığını ve bir yerde beş yıl oturmadığını belirttikten sonra, düşmanlara karşı savaştığını, vatanı kurtarmak için hiç bir yerde beş yıl oturamadığını hatırlatıp, ulusun sevgisisi kazanmış bir insan olmasına rağmen kendisini yurttaşlık haklarından yoksun bırakmak isteyen bu kimselerin bu yetkiyi kimden aldıklarını sordu. Önerge red edildi.

Mustafa Kemal’in kamuoyu yoklaması yapmak üzere 14 Ocak 1923’de Batı Anadolu’da bir geziye çıkmasını fırsat bilen muhalif grup, O’nun Ankara’dan ayrıldığının ertesi günü “Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi” başlıklı bir broşür yayınladılar. Broşürün önceden hazırlanmış olduğu ve M. Kemal’in Ankara’dan ayrılmasını fırsat bilerek dağıtıldığı anlaşılıyordu. Broşürün ana fikri, islam kamuoyunun son gelişmelerden (Saltanatın Kaldırılışı) büyük ızdırap içinde bulunduğu, Hilafet’in hükümet demek olduğu ve Hilafet’in hukuk ve görevlerini yok etmenin hiç kimsenin, hiç bir meclisin elinde olmadığı esaslarına dayanıyor, “Halife Meclisin, Meclis Halife’nindir.” sözleriyle bitiriyordu. Yürütme yetkisinin Halife’ye verilmesini ve Meclis’in aldığı kararların ve kanunların Halife’yi bağlamayacağı, dolayısıyla Meclis’in çıkardığı Saltanat ve Hilafet ile ilgili yasaların meşru olmadığı görüşü savunuluyordu. Bu bildiri, M. Kemal’e ve O’nun gerçekleştirmek istediği devrime bir tepki idi.

İzmit’e gelen M. Kemal, din ve hilafet konusunda yaptığı açıklamada “Türkiye Büyük Millet Meclisi Halife’nin değildir ve olamaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız Ulusundur.” dedi. T.B.M.M.nin büyük programının tam bağımsızlık, kayıtsız şartsız ulusal egemenlik esaslarına dayandığını, teokratik devlet biçiminin ve buna bağlı bütün toplumsal düzenin ve çıkarların yıkılacağını belirtti. 16 Ocak’ta yaptığı toplantıda, Hilafet’in dinle ilgisi olmadığını, siyasi bir mevki olduğunu, idare-i maslahatçılıkla devrim yapılamayacağını belirttikten sonra “Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafamızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız devrim ve ilerleme bir an bile durmayacaktır” diyerek gericilere gerekli yanıtı verdi. Basınla iyi ilişki kurmak istediği için İzmit’te yaptığı basın toplantısında, “Devrim” yapılacağını açıklarken, Meclis’te birliğin sağlanması için “Müdafaa-ı Hukuk Gurubu”nun gerekli olduğunu bunun dışındaki grupların yararlı olmadığını belirtti ve İttihatçılardan ülke yararı için politikaya karışmamalarını istedi. Bu sırada Annesi Zübeyde Hanım’ın ölüm haberi geldi. İzmir’de annesinin mezarı başında devrimci inancını “Ulusal hakimiyet uğrunda canımı vermek benim için bir vicdan ve namus borcu olsun” sözleriyle bir kez daha yineledi. Bu sırada Lozan’ın ilk görüşmeleri kesildiği için İsmet Paşa ile Ankara’ya döndü. Meclis’te gizli oturumlar çok sert geçti. Trabzon mebusu Şükrü Bey’in Topal Osman tarafından öldürülüşü, M. Kemal’e saldırılara yol açtı. M. Kemal’i kendilerine buyük engel gören, tutucu, gerici, ittihatçılar, çıkarcı gruplar, O’na karşı muhalefette birleşiyorlardı. Yakın arkadaşlarından Rauf Bey, Kazım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat Paşa’lar da yavaş, yavaş yanından ayrılıp, Hilâfetçilere kuvvet veriyorlardı. Saltanatı geri getirmek isteyen gericilerin çalışmaları karşısında arkadaşlarının kendisini yalnız bıraktığını gören M. Kemal, 20 Mart 1923’te Konya’da yaptığı bir konuşmada Türkiye’yi Ortaçağ karanlığına çekmek isteyen gericilere karşı tutumunu açıkça şu sözleriyle belirtti: “Eğer onlara karşı benim şahsımda bir şey anlamak isterseniz, derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların olumsuz yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, yalnız benim amacıma değil, o adım benim ulusumun hayatıyla ilgili, o adım benim ulusumun hayatına karşı bir kasıt, o adım ulusumun kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançerdir. Benim ve benimle aynı fikirde olan arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adımları atanları tepelemektir… Sizlere bunun da üstünde bir söz söyleyeyim. Örneğin eğer bunu sağlıyacak kanunlar olmasa, bunu sağlayacak meclis olmasa, öyle olumsuz adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma yalnız kalsam; yine tepeler ve yine öldürürüm.”

Cumhuriyet’e doğru gidiş bu kararlı sözlerle açıkça görülüyordu. M. Kemal Paşa, 8 Nisan 1923’de dokuz ilkede görüşlerini toplatarak, programını belirlerken, siyasi biçimlenmeyi de hazırladı.
Savaş zamanının T.B.M.M.’nin görevi son bulmuştu. Bu sebeple Meclis kendini dağıtıp, seçime gitme kararı aldı. M. Kemal, dağılmadan önce Meclisten 15 Nisan’da, Saltanatı geri getirmeye çalışanları vatan haini kabul eden bir kanun değişikliği ile “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”na, ileride gerekirse yine İstiklal Mahkemeleri kurma fırsatını veren bir ek getirdi.

Yeni kurulacak Meclis’te kuvvetli bir kadro oluşturmayı ve böylece Cumhuriyet’i ilan etmeyi düşünen M. Kemal’in bu çalışmaları yakın arkadaşlarının kendisinden uzaklaşmasını hızlandırdı. Rauf Bey ve arkadaşları, M. Kemal’in partiler üstü kalmasını, politikaya karışmamasını, önererek, O’nu pasif duruma getirmek istiyorlardı. Rauf Bey’in İsmet Paşa ile aralarının açılması da bu ayrılığın başka bir yönü idi. Lozan’dan dönen İsmet Paşa’yı karşılamak istemeyen Rauf Bey Başbakanlık’tan bile istifa etti.
İkinci Meclis, toplandıktan sonra Lozan’ı onayladı. Artık sorun Türkiye’nin rejiminin belirlenmesiydi. M. Kemal 22 Eylül 1923’de “Neue Treie Presse” adlı bir Viyana gazetesi muhabiriyle yaptığı görüşmede, 23 Nisan 1920’de kurulan sistemin Cumhuriyet olduğunu fakat adının açıklanamadığını belirtip, yapılacak işin yalnızca isim koymak olduğunu söyledi.

Yeni devletin başkentinin neresi olacağı da bir sorundu. Ankara 1920’den beri bu işi yapıyordu. Merkezi ve güvenli durumu ortada idi. Meclis’te uzun tartışmalardan sonra 13 Ekim’de Ankara başkent olarak oy çokluğu ile kabul edildi. Cumhuriyet’in ilanına bir adım daha yaklaşılmıştı.
M. Kemal’e Cumhuriyet’in ilanına fırsat veren bir hükümet buhranı oldu. Başbakan Fethi Okyar Bey’e karşı Meclis’te muhalefet oluşması üzerine M. Kemal, “Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili Fevzi Paşa”nın dışında kabinenin istifasına karar verdi ve 27 Ekim’de uygulandı. Mevcut sisteme göre her bakan Meclis tarafından tek tek seçiliyordu. İstifa eden bakanlar yeniden seçilirlerse, görev kabul etmeyeceklerdi. Bu sırada Rauf Bey, Kazım Karabekir, Ali Fuat, Refet Paşalar İstanbul’da bulunuyorlar ve temasları, Halife’ye yakınlık gösterileri oluyordu. Ankara’da’ ise kabine kurulamıyordu. Bu gelişmeler üzerine “Cumhuriyet İlanı” ile işi kökünden çözmeye karar veren M. Kemal 28 Ekim gecesi Çankaya’da İsmet Paşa ve bazı kimseleri toplantıya çağırdı ve “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” diyerek kararını açıkladı. Misafirlerin ayrılmasından sonra İsmet Paşa’yı alıkoydu ve birlikte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda gerekli değişikliği sağlayacak önergeyi hazırladılar. Ertesi gün saat 10’da Parti grubunda yapılan toplantıda, M. Kemal Paşa Genel Başkan olarak Hükümet buhranının mevcut sistemden kaynaklandığını, bunun çözumünün istikrarlı bir sistemde olduğunu belirtttkten sonra değişiklik önergesini okuttu:
* Türkiye Devleti’nin Hukümet şekli Cumhuriyettir
* Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur
* Türkiye Devleti, Hükümetin inkisam ettiği idare şubelerini İcra Vekilleri (Bakanlar Kurulu)
vasıtasıyla idare eder.

Bu önerge Parti toplantısında tartışıldı Büyük Millet Meclisi’nin aynı akşam (29 Ekim 1923) saat 18:45’de yaptığı toplantıdan sonra 20.30’da “YAŞASIN CUMHURİYET” sesleri arasında Cumhuriyet ilan olundu ve yeni Türk Devleti’nin adı kondu. “TÜRKİYE CUMHURİYETİ”. Hemen arkasından da Türk Ulusu’nun kurtarıcısı Gazi M.Kemal oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçildi. Kürsüye gelen Cumhurbaşkanı M. Kemal, kendisini Cumhurbaşkanı seçen Meclis’e teşekkür ettikten sonra “Son yıllarda Ulusumuzun fiili olarak gösterdiği kabiliyet ve istidat, kendi hakkında kötü düşüncede bulunanlarınn ne kadar tedkikten uzak görünüşe önem veren insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Ulusumuz kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, hükümetin yeni adıyla uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyada işgal ettiği yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir… Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır.” sözleriyle konuşmasını tamamladı. M. Kemal Cumhurbaşkanı seçildiğinde henüz 42 yaşındaydı. Cumhuriyetin ilk Başbakanı İsmet Paşa oldu.

19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan yeni ve bağımsız, bir Türk Devleti kurmak savaşı dış ve iç düşmanlara karşı başarıyla sonuçlanarak Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Kurtuluş Savaşı’nın inanç ve başarısı nasıl Atatürk’ün eseri idiyse, Cumhuriyet de yine O’nun eseri idi. İleriki yıllarda bunu şu sözleriyle belirtti. “Benim en büyük eserim Türkiye Cumhuriyeti’dir.”

SONUÇ
Bir zamanların muhteşem Osmanlı İmparatorluğu, gerek iç gerekse dış etkenlerin sonucunda 18. y.y.’dan itibaren hızlı bir çökuntüye girdi. Kapitülasyonlar sebebiyle Avrupa devletlerinin açık pazarı durumuna geldi. Rusya ve Avusturya’nın devamlı saldırıları sonunda savaşları kaybederken, önemli topraklarını elden çıkardı. İmparatorluğun bu çöküntüsünü gören Padişahlar, İmparatorluğu kurtarmak için ıslahat önlemlerine başladılar. Fakat yalnızca askeri olan bu önlemler etkili olamadı. III. Selim’in başlattığı Nizam-ı Cedit ise 1807’de gerici bir ayaklanma ile son buldu.

19. y.y.’da çöküntü büyük hızla sürerken, Fransız Devrimi’nin ortaya koyduğu ulusal bağımsızlık ve egemenlik akımları, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’da yaşayan Hristiyan azınlıklarını etkiledi ve bagımsızlık isteklerini kamçıladı. Sırp, Yunan ve hatta Mısır ayaklanmaları İmparatorluğun iç bünyesini sarstı ve bunlar giderek bağımsızlık veya özerklik kazandılar. Bu yüz yılda Rus tehlikesi karşısında İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü koruma potikası izlediler. Kırım Savaşı’nda bu politika sonucu Rusya’ya savaş bile açtılar. 1838 ticaret anlaşması ile imparatorluk ekonomik bakımdan batının eline geçerken, 1854’den sonra başlayan dış borçlanma ile, 1881’de mali iflasa ve batının mali denetimine girdi. II. Mahmut Islahatı ve Tanzimat da İmparatorluğun kurtuluşu için çözüm olmadı. Genç Osmanlılar’ın çalışmaları 1876’da Kanun-u Esasi’nin ilanını hazırladı. Birinci Meşrutiyet yaşama fırsatı bulamadan 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı bu dönemin sonunu hazırlarken, Abdülhamid’in “İstibdatı” başladı. Bu tarihten sonra İngiltere de koruyucu politikasını terk etti. Ermeni konusu da ilk kez gündeme geldi. Osmanlı İmparatorluğu bundan sonra Almanya’ya yanaştı. Alman siyasi, askeri ilişkisi, Alman ekonomik ihtiraslarını da getirdi. Bağdat Demiryolu projesi bunu simgeledi.

20. y.y.’a girilirken Abdülhamid’e karşı başlayan Genç Türk hareketi gittikçe kuvvetlendi ve 1908’de II. Meşrutiyeti getirdi. Fakat 31 Mart gerici ayaklanması ile 1909’da iç buhran yaşandı. II. Meşrutiyet de İmparatorluğu kurtaramadı. Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük akımlarının çatıştığı bu dönem, içte buhranlar, anarşi yaratırken, dışta da Trablus ve Balkan Savaşları’nda büyük yenilgi ve tüm Makedonya’nın kaybı ile sonuçlandı. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı’na Almanya yanında giren İmparatorluğun kaderi de çizilmiş oldu. Bu savaştan çok ağır kayıplarla yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu Mondros Ateşkesi ile kayıtsız şartsız teslim oldu.

Yüz yıldan beri süren Doğu Sorununun çözümü, Avrupa’nın Hasta Adamının mirasının paylaşılması ile Türk Ulusu’nun dünya siyasi tarihindeki varlığı ortadan kaldırılmak isteniyordu. Savaş içinde gizli anlaşmalarla, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılmasını kararlaştırmışlardı. Fakat Rusya’da devrim çıkınca anlaşmalar önemini yitirdi. Türk Ulusu’nun hakkında karar verecek en büyük kuvvet İngiltere idi. İngiltere Batı Anadolu’yu Yunanistan’a veriyor, Doğuda bir Ermenistan ve Kürdistan kurmak istiyor, Türk yurdunun geri kalan yerlerini de Fransa ve İtalya ile paylaşıyordu. Ülkenin yağmalanmasına boyun eğen Padişah ve Hükümet, kurtuluşu İngiliz himayesinde görüyorlardı. Halk ve aydınlar çaresizlik içinde, çoğunluk kadere boyun eğmiş görünüyordu. Kurtuluş çareleri arayanlar Padişah – Halifesiz bir çare düşünemiyordu. Kurtuluşu Amerikan mandasında görenler veya yörelerinin kurtuluşunu sağlamak için çalışanlar vardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonundaki perişan ve çaresiz durumda, bir tek insan, M. Kemal topyekün kurtuluş ve tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak düşüncesiyle Samsun’a geldi. O’nun yola çıktığı sırada ise Yunanlılar İzmir’i işgal ediyorlardı. Padişah ve Hukümet ise İzmir’i Yunanlılara veren İngilizlerin hala körü körüne her isteğine boyun eğiyorlardı. Düşmanla işbirliği yapan Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin bu tutumları karşısında M. Kemal, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik savaşının esaslarını Amasya’da ulusu ve orduyu Padişah – Halifeye karşı ayaklandırmak şeklinde belirledi. Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde de bu esaslar içinde yeni bir Türk Devleti’nin kuruluşunun ulusal bilinçlenme, idari, siyasi örgütlenmesini de gerçekleştirdi. Misak-ı Milli ile bu esaslar İstanbul’da bir kez daha ortaya konunca İngilizler, İstanbul’u işgal ettiler. Bundan yılmayan M. Kemal, Ankara’da ulusun meşru iradesinin eseri olan ulusal egemenlik prensibini B.M.M. ile ortaya koydu. Fakat bütün bunların gerçekleşmesi çok büyük güçlükler ve olanaksızlıklar içinde yapılıyordı. Bir yandan İtilaf Devletleri ve Yunan saldırısı ve baskıları bir yandan Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin M. Kemal ve B.M.M.’ni gayri meşru ilan etmesi, Türk Ulusu’nu olumsuz yönde etkiledi. Türk Ulusu, yüzlerce yıldan beri dini ve geleneksel iktidar kabul edilen Padişah – Halife ile bu değerleri yıkan ve yerine ulusal, egemenlik değerleriyle ulusu bir araya toplamak isteyen M. Kemal hareketi arasında bir süre bocaladı. Yer yer B.M.M.’nin otoritesine karşı ayaklanmalar çıktı.

Doğu Anadolu’da Ermenilere, Güneyde Fransızlara karşı savaşıldı. Batıda Yunan Taarruzu ve iç ayaklanmalara karşı Kuva-yı Milliye ile çözüm bulan B.M.M. daha sonra düzenli ordu kurar. I. ve II. İnönü Savaşları ile ilk askeri başarılarını sağladı. Diğer yandan dış ilişkilerde Sovyetler Birliği ile Moskova Antlaşması’nı imzaladı. Sakarya Meydan Savaşı’nda Yunan Ordusu’nu yendi. Fransa ile de anlaşan Türkiye İtilaf blokunu da parçaladı. 26 Ağustos 1922’de başlayan ve 9 Eylül’de İzmir’de Yunan Ordusu’nun denize dökülmesi ile son bulan Büyük Taarruz, Türkiye gerçeğini ve Türk Ulusu’nun yenilmez azmini bütün dünyaya kanıtladı. Askeri başarısını Mudanya Ateşkesi ve Lozan Antlaşması ile de onaylattı. Emperyalizme karşı yapılan bağımsızlık savaşını kazanan, “Türk Mucizesi”ni yaratan Türkiye’nin bu başarısı bütün Mazlum Uluslara örnek oldu.

M. Kemal Kurtuluş Savaşı’nın bittiği yerde; Türkiye’nin çağdaşlaşma savaşını başlattı. 1 Kasım 1922’de Saltanat’ın kaldırılışı ve 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet’in İlanı ile Türkiye yeni devlet sistemini Fransız Devrimi ile ortaya konan insan haklarına dayanan “Ulusal ve Laik Devlet”i gerçekleştirmiş oldu. Ancak, çağdaş devlet ve ülke olma mücadelesi için Türk Devrimi’nin başarılması için Cumhuriyet döneminde Atatürk ‘ün yeni mücadele vermesi gerekiyordu.

Ergün AYBARS, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, Ege Ün. Basımevi, 1986, ss. 359-366

GÜNCEL HABERLER kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

CUMHURİYET

CUMHURİYET

Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
a- İdare edilenler
b- İdare edenler

Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir. Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında dürüst ve namuslu olması gerekir. Rejimin demokrasi paltformuna oturtulması şarttır.
Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile yaşatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların başında demokrasi gelir. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini sert ve katı bir şekilde ama demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunların dışına çıkılmaması gereklidir, aksi taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Bundan da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda olacaklardır.

Demokrasiyi benimsemiş siyasi rejimlerdeki cumhuriyetlerde özgürlüklerin kullanılma alanları, demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Demokratik sistem ile idare edilen cumhuriyetlerde hiç kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Sınırsız hak ve hukukun olduğu rejimlere de demokrasi veya cumhuriyet denemez. Çünkü demokrasilerde ve demokratik cumhuriyetlerde kişilerin ve dolayısıyla toplumların özgürlükleri hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi, buların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir. Bu kısa açıklamadan sonra Atatürk’ün cumhuriyet ve devlet anlayışına değinelim.
Atatürk, kurmuş olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman da bunun gereği olan demokrasiye geçileceğini öngörüyordu. O da siyasi alanda demokrasinin çok partili sistemle gerçekleşeceğinin bilincindeydi.

Atatürk’ün zamanımızdan yaklaşık üç çeyrek asır evvel cumhuriyet için söyledikleri, bugün hala bazı batı ülkelerin elde etmeye çalıştıkları düşüncelerdir. O söylediklerimi bilimsel bir temel üzerine oturtmamış olsaydı, bu kadar zaman sonra düşünceleri hala güncelliğini koruyabilir miydi? Atatürk sadece bilgili bir asker, uzak görüşlü bir devlet adamı değil aynı zamanda gerçek bir düşünürdü. Ayrıca sadece düşünce üretmekle kalmamış, bu düşünceleri gerçekleştirerek, üçüncü dünya ülkelerine bağımsızlığın ve kurtuluşun yolunu da göstermiştir. Bugün bağımsızlık savaşı veren pek çok ülkede Atatürk adı hala bir bayrak gibi dalgalanıyorsa nedenini burada aramak doğru olur.
29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı ?

Cumhuriyet laik bir sistem üzerine kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı. Cumhuriyeti adaletli bir adalet sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kara kafalılar tarafından değil, aydın bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen aydın kafalı öğretmenler tarafından yetiştirilecektir. İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini müspet ilim oluşturacaktır. Cumhuriyetin yalnızca kanunlar ile, devlet zoru ile ve yasaklarla korunamayacağının bilincinde olan Atatürk, onun gerçek değerini anlayabileceğini söyleyebilmiştir. Geçen zaman içerisindeki olaylar bu ileri görüşlü devlet adamının ve düşünürünün ne denli haklı olduğunu göstermiştir.
Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. Onun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki neden budur.
Atatürk’e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.
Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden geçiyordu.

Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli ve özverili, çağdaş eğitim almış olan gençler, savaş alanlarında bu uğurda şehit düşen askerlerden çok daha iyi bilebilirlerdi Bağımsızlık; hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil, bunları değeri bilinerek korunacaktı. Onun için kılıçla elde edilen zaferler, siyasi, ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıydı.

GÜNCEL HABERLER kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI

GÜNCEL HABERLER kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

HAYIRLI BAYRAMLAR KURBAN BAYRAMI RESİMLİ TEBRİK KARTLARI MESAJLARI

HAYIRLI BAYRAMLAR – KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.

mübarek kurban bayramı tebrik kartları, e-kart resimli kurban bayramı mesajları, sevdikleriniz için birbirinden güzel seçme resimler. 2012 kurban bayramı resimli mesajları
bayram mesajları
2012 kurban bayramı resimli mesajları
kurban bayramı resimleri
2012 kurban bayramı resimli mesajları
2012 yılı resimli kurban bayramı mesajları
2012 kurban bayramı resimli mesajları
bayram resimleri
2012 kurban bayramı resimli mesajları
kısa kandil tebrikleri
2012 kurban bayramı resimli mesajları
e-kartlar
2012 kurban bayramı resimli mesajları
mübarek tebrik kartlı kandil kurban resimleri
2012 kurban bayramı resimli mesajları
seçme kurban bayramı resmi
2012 kurban bayramı resimli mesajları
hayırlı bayramlar
2012 kurban bayramı resimli mesajları
bayramınız mübarek olsun
2012 kurban bayramı resimli mesajları
nice bayramlara
2012 kurban bayramı resimli mesajları
en güzel bayram tebrikleri
2012 kurban bayramı resimli mesajları
bayram mesajları 2012 resimler
2012 kurban bayramı resimli mesajları
güzel sözler bayram tebrikleri
2012 kurban bayramı resimli mesajları
sevdikleriniz için bayram kutlamaları
2012 kurban bayramı resimli mesajları
bayram kutlama tebrik kartları resimler
2012 kurban bayramı resimli mesajları
bayram resmi
2012 kurban bayramı resimli mesajları
kurban bayramı resimleri
2012 kurban bayramı resimli mesajları

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

KURBAN BAYRAMI AREFESİ – AREFE GÜNÜ ÖNEMİ FAZİLETİ 2012

Zilhicce – KURBAN BAYRANI AREFESİ – AREFE GÜNÜNÜN ÖNEMİ MAHİYETİ

KURBAN BAYRAMI AREFESİ
Kur’ân-i Kerim’de Fecr sûresinde “Ve on geceye yemin olsun.” ifadesinde kastedilen on gece bazi kaynaklara göre Ramazan ayinin son on günü veya Muharrem’in ilk on günü olarak belirtilse de genel görüs, bu mübarek on günün Zilhicce ayinin ilk on günü oldugudur.
Kamerî aylarin onikincisi olan Zilhicce ayi, Islâm’in bes esasindan olan hac ibadetinin yerine getirildigi aydir. Bu mübarek ayin 1’inden 10’una kadar olan zaman dilimi “leyali-i asere”, yani on mübarek gecedir. 10’uncu gün ise Kurban Bayraminin ilk günüdür. Peygamber Efendimiz (sav) bugünlerin önemini söyle ifade ediyor:
“Salih amellerin Allah’a en ziyade sevgili oldugu günler bu on gündür! Ondaki her bir günün orucu bir yillik oruca (sevapça) esittir. Ondaki bir gece kiyami (ibadetle ihya edilmesi) Kadir gecesinin kiyamina (ihyasina) esittir.
Peygamber Efendimizin zevcesi Hafsa (r.a) diyor ki:
“Resulullah (sav) dört seyi terk etmezdi: Asure günü orucu, Zilhicce’nin on günü orucu, her ay üç gün orucu ve sabahin iki rekât sünneti.”
Ebu’d-Derda (r.a) Zilhicce ayinin önemini söyle anlatiyor: “Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmali, çok sadaka vermeli, çok dua ve istigfar etmelidir. Çünkü Resulullah (sav):
“Bu on günün hayir ve bereketinden mahrum kalana yaziklar olsun” buyurdu.
Zilhicce’nin ilk dokuz günü oruç tutanin, ömrü bereketli olur, mali çogalir, çocugu belâlardan korunur, günahlari affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölüm aninda ruhunu kolay teslim eder, kabri aydinlanir, Mizan’da sevabi agir basar ve cennette yüksek derecelere kavusur.” (Sir’a)
Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapilan amellerden daha kiymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi (Sübhanallah), tahmidi (Elhamdülillah), tehlili (La ilahe illallah) ve tekbiri (Allahu ekber) çok söyleyin! (Abd b. Humeyd, Müsned, 1-257)
Allahu Teâlâ’nin bereketli kildigi, Kur’ân-i Kerim’de üzerine yemin edilen, Zilhicce’nin ilk on gecesinde yapilan amellere 700 misli sevab verilecegini Peygamber Efendimiz (sav) müjdeliyor. Bugünler bizlere tevbe etme ve kisa zaman dilimlerinde tekrar çok semere elde etme firsatinin verildigi günlerdir. Biz de Peygamber Efendimize tabi olarak, gündüzleri oruçla geçirmeli, sadaka vermeli, Allahu Teâlâyi zikretmeliyiz.
Arefe Günü
Arefe, Kurban Bayramindan bir önceki gün, hicrî takvime göre Zilhicce ayinin 9. günüdür. Baska güne arefe denmez. Ülkemizde Ramazan Bayraminin bir önceki gününe de arefe denmistir. Resulullahin (sav) bildirdigine göre:
“Günlerin en faziletlisi arefe günüdür. Faziletçe cumaya benzer. O, cuma günü disinda yapilan yetmis hacdan faziletlidir. Dualarin en faziletlisi de arefe günü yapilan duadir. Benim ve benden önceki peygamberlerin söyledigi en faziletli söz de: Lailahe illallah vahdehu la serike lehu. (Allah birdir, ondan baska ilah yoktur, O’nun ortagi da yoktur) sözüdür.” (Muvatta, Hacc 246)
Hazreti Aise (ra) anlatiyor:
“Allah, hiçbir günde, arefe günündeki kadar bir kulu atesten çok azat etmez. Allah mahlukata rahmetiyle yaklasir ve onlarla meleklere karsi iftihar eder ve:
“Bunlar ne istiyorlar?” der.” (Müslim, Hacc 436)
Resulullah(sav):
“Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah’in kiymet verdigi bir gündür.” diyerek Allahu Teâlâ’nm kiymet verdigi günü hürmet ederek bilinçli bir sekilde yasamaya gayret etmemizi istemistir. Hürmet, verilen nimeti idrak etmekle ve verileni bilmekle, görebilmekle baslar. Arefe gününü günahlara girmeden oruçla, duayla, istigfarla geçirmek kullarini arefe gününde bagislayacagini müjdeleyen Allahu Teâlâ’ya hürmetin ve sükrün bir ifadesidir. (Deylemi)
Hazreti Ömer (r. a) ile Yahudi arasinda geçen konusmada arefe gününün önemini göstermektedir:
Hazreti Ömer’in halifeligi zamaninda Yahudilerden birisi: “Ey Ömer, siz bir âyet okuyorsunuz ki, o âyet bize inseydi o günü bayram olarak kutlardik.” dedi.
O âyet, Maide sûresinin üçüncü âyetiydi. Cenab-i Hak söyle buyurmustu:
“Bugün, sizin dininizi kemale erdirdim ve size nimetimi tamamladim.”
Bu âyet, hicri onuncu yilda, Veda Hacci’nda, arefe günü olan cuma günü ikindiden sonra, Peygamber Efendimiz Arafat’ta “Adba” adindaki devesinin üzerinde vakfede iken nazil olmustu. Deve vahyin agirligina dayanamayarak yere çökmüstü.
Hz. Ömer’e Yahudiden hangi âyet oldugunu ögrenince söyle dedi:
“Biz o günü ve o gün bu âyetin Hz. Peygambere (sav) nail oldugu yeri biliriz. Cuma günü arefede bulunuyordu.” demis ve o günün bayramimiz olduguna isaret ederek arefe gününün önemini belirtmistir.
Arefe günü, Hazreti Âdem (as) ile Hazreti Havva’nin Arafat’ta bulustuklari gündür.
Tevriye, arefe gününden bir önceki güne denir. Peygamber Efendimiz (sav) söyle, buyurmustur:
“Tevriye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman cennete girer.”
Bugün tutulan oruç, bin gün nafile oruca bedeldir. Aynca geçmis ve gelecek yilda yapilan tövbelerin kabul olmasina da sebep olur. Arefe günü oruç tutmak da çok sevaptir. Resulullah (sav) söyle buyurmustur:
“Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselâmdan, Sûr’a üfürülünceye kadar yasamis bütün insanlarin sayisinin iki kati kadar sevap yazilir.”
“Arefe günü tutulan oruç, bin günlük nafile oruca bedeldir.”
“Asure günü orucu bir yillik, arefe günü orucu da, iki yillik nafile oruca bedeldir.”
Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihâd için verilen iki bin ata bedeldir.”
“Arefe günü tutulan oruç, biri geçmis, biri de gelecek yilin günahlarina kefaret olur.”
Arefe günü özellikle bin adet Ihlas okumak büyük zatlar tarafindan tavsiye edilmistir. Hadis-i seriflerde Ihlas sûresini okumanin kul borcu hariç diger günahlarin affedilmesine vesile olacagi söylenmistir.
“Arefe günü Besmele ile bin Ihlas okuyanin günahlari affedilir ve duasi kabul olur.”
“Peygamber (sav) arefe aksami ümmetinin affedilmesi için dua etti. Duasina, ‘Muhakkak ki ben zalimden baskasini magfiret ettim.’ diye cevap verildi. ‘Zalimden ise mazlumun hakkini alirim.’ buyruldu. Resul-i Ekrem:
‘Ey Rabbim, dilersen mazluma cennette mükafatini verir zalime de magfiret edersin.’ diye dua etti ise de Arafat’ta bu duasina Allahu Teâlâ’dan kabul gelmedi. Sabah vakti Müzdelife’de ayni duayi tekrarladi. Bu defa duasi kabul edildi. Resulullah memnuniyetinden ve sevincini belli ederek güldü. Bunun üzerine Ebu Bekir ve Ömer (ra):
‘Anam babam size feda olsun, bu saatte siz gülmezdiniz, sizi güldüren nedir?’ diye sordu. Resulullah(sav):
‘Allah’in düsmani Iblîs, Allahu Teâlâ’nin duami kabul ederek ümmetimi affettigini anlayinca topragi alip basina çalmaya ve vay sana helak oldun diye feryada basladi. Iste Seytan’in görmüs oldugum bu feryadi beni güldürdü, buyurdu.”
Arefe gününe saygili olmali, o gün hacilar Arafat’ta vakfe yapip dua ederken manen onlarin yaninda oldugumuzu hissederek dualarina istirak edilmelidir. Böyle bir günde bizi günaha sokabilecek her seyden uzak kalmak gerekmektedir. “Günümüzde arefe, bayramin bir önceki günü oldugu için dünyalik telaslarin en yogun oldugu bir gün olarak yasanmaktadir. Oysa ki arefe insana verilen en kiymetli vakitlerden biridir. Bugünler ibadet ve affedilme günleridir. Hacilarin Arafat’ta “Lebbeyk (Buyur Rabbim)” diyerek dil, irk, ten ayirimi yapilmaksizin bir araya geldigi mahser gününü hatirlatan, kullugun Allahu Teâlâ’ya dualarla, telbiyelerle arz edildigi en kiymetli zaman dilimidir. Resulullah (sav) söyle buyurmustur:
“Duanin faziletlisi, arefe günü yapilanidir.” (Beyheki) “Allahu Teâlâ, arefe günü kullarina nazar eder. Zerre kadar imani olani affeder.”
Allahu Teâlâ bazi geceler dualarin reddedilmeyecegini Peygamber Efendimize (sav) bildirmistir. Rahmet kapilarinin açildigi dört mübarek gece sunlardir:
1- Fitr (Ramazan) Bayrami gecesi,
2- Kurban Bayrami gecesi,
3- Terviye gecesi (Zilhicce ayinin 8. gecesi),
4- Arefe gecesi, (Isfehani)
Arefe gününü ve gecesini ibadetle geçirmek çok faziletlidir. Saadet-i Ebediyye’de arefe gecesini ibadetle geçirenin cehennemden azat olacagi söylenmistir.
Arefe günü günahlardan uzak kalanin da bagislanacagi Resulullah (sav) tarafindan müjdelenmistir.
“Arefe günü Resulullahin (sav) yaninda bulunan bir genç, kadinlari düsünüyor ve onlara bakiyordu. Resulullah (sav) eliyle birkaç defa gencin yüzünü kadinlardan çevirdi. Genç yine onlari düsünmeye basladi. Resulullah (sav):
– Kardesimin oglu, bugün öyle bir gündür ki, bugünde herkesin kulagina, gözüne ve diline sahip olursa günahlari bagislanir, buyurdu.” (Müsned)
Arefe Günü Yapilmasi Tavsiye Edilenler:
1- Arefe gününün sabah namazinin farzindan sonra tesrik tekbirleri getirilmeye baslanmalidir.
2- Arefe günü oruç tutulmalidir.
3- Arefe gününe hürmet edilmeli, günaha girmemeye dikkat edilmelidir.
4- Arefe günü çok dua ve istigfar edilmelidir.
5- Arefe günü 1000 âdet Ihlas-i serif okunmalidir.
Baska Bir Sey Bilmiyorum
Mevlânâ’nin talebelerinden biri, hac vazifesini yapmak üzere Hicaz’a gitti. O Hicaz’da iken, evinde hanimi, arefe gecesi bir tepsi helva yapip, Mevlânâ’nin talebelerine gönderdi. Mevlânâ, helvayi kabul edip, orada bulunan bütün talebelerine bizzat kendi eliyle taksîm etti. Herkes hissesine düseni aldigi halde, tepsiden hiçbir sey eksilmedi. Alanlar tekrar aldilar, doyuncaya kadar yediler, yine eksilmedi. Bunun üzerine helva dolu tepsiyi Mevlânâ mübarek eline alip; “Bu tepsiyi sahibine göndereyim.” diyerek disari çikti. Içeri girdiginde, elinde tepsi yoktu. Ertesi gün helvayi getiren hanim, tepsisini medresenin mutfaginda aratti, ancak bulamadi. Mevlânâ’yi da bunun için rahatsiz etmedi.
Aradan günler geçti, hacca gidenler dönmeye basladilar. Bu hanimin da beyi Kabe’den dönüp Konya’ya geldiginde, o tepsi esyalarinin arasindan çikti. Kadin tepsiyi görür görmez taniyip, hayretinden dona kaldi. Beyine; “Ben arefe gecesi bu tepsi ile helva yapip Mevlânâ’nin talebelerinin yemesi için göndermistim. Tepsiyi ertesi günü arattigim halde bulamadim. Nasil oldu da bu tepsi senin eline geçti?” deyince, sasirma sirasi haciya geldi. O da; “Arefe gecesi haci arkadaslarimla oturup sohbet ediyorduk. Bir ara çadirin kapisindan bir el bu tepsiyi uzatti. Biz de tepsiyi aldik, elin sahibini arastirmak da aklimiza gelmedi. Helvayi yedikten sonra tepsiyi tanidim. Kimseye vermeyip esyalarin arasina koydum. Baska bir sey bilmiyorum.” dedi. Bunun Mevlânâ’nin bir kerameti oldugunu anlayinca, ona olan bagliliklari daha da artti.
Kurban
“Rabbin için namaz kil ve kurban kes.” (Kevser Sûresi: 2)
“Biz her ümmet için bir kurban kesme ibadeti koyduk ki, kendilerine Allah’in rizik verdigi hayvanlari kurban ederek üzerlerine O’nun adini ansinlar. Rabbiniz tek bir ilahtir. Yalniz O’na teslim Olun.” (Hacc Sûresi: 34)
“Biz kurbanlik develeri de size Allah’in (dininin) isaretlerinden yaptik. Onlarda sizin için hayir vardir. Onlar ön ayaklarini sira halinde yere basmis durumda iken üzerlerine Allah’in ismini anin (da kesin). Yanlari yere düsüp canlari çikinca da onlardan yeyin, kanaat eden (fakir)e de, isteyen (fakir)e de yedirin. Allah onlari size boyun egdirdi ki, sükredesiniz.” (Hacc:36)
“Onlarin ne etleri, ne de kanlari Allah’a ulasir, fakat O’na sadece sizin takvaniz ulasir. Sizi hidâyete erdirdiginden dolayi Allah’i büyük taniyasaniz diye o, bu hayvanlari böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananlari müjdele!” (Hacc: 37)
Kurban, kelime olarak kurb kökünden mastardir, yaklasmak mânâsina gelir. Dini istilah olarak; Allahu Teâlâ’nin rizasini ümit edip yakinligini kazanmak için kesilen hayvana kurban denir.
Peygamber Efendimiz hicretin ikinci senesinde, Sevik Gazvesi’nden dönerek Medine’ye geldiginin ertesi günü, (Zilhicce’nin onuncu günü) Müslümanlarla birlikte namazgaha çikti. Ezansiz ve kametsiz iki rekât namaz kildirdiktan sonra hutbe okudu. Bu hutbelerinde kurban kesmelerini Müslümanlara emretti. Kendileri de iki kurban kesti.
Cabir (ra) diyor ki: “Peygamber Efendimiz (sav) kurban kesme gününde boynuzlu, semiz ve burulmus iki koç kesti. Onlari kesmek için yöneldigi zaman “Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana dogru çevirdim, Ben Allah’a sirk kosanlardan degilim; namazim, öteki hak ibadetlerim, sagligim ve ölümüm bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’indir. O’nun ortagi yoktur. Ve ben Müslümanlardanim. Ya Rabbi bu kurban sendendir, senin içindir, Muhammed’in ve ümmetinin adina “Bismillahi Allahu Ekber” dedi ve kurbani kesti.” (et-Tac. m, 207)
Hz. Aise (r.a) rivayet ediyor ki: “Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu: Âdemoglu, Kurban Bayrami gününde kan akitmaktan (kurban kesmekten) daha sevimli bir is ile yüce Allah’a yaklasmis degildir. Kanini akittigi hayvan kiyamet günü, boynuzlari, ayaklari ve killariyla gelecektir. Akan kan, yere düsmeden önce Allah katinda yüksek bir makama erisir. Onun için gönül hoslugu ile kurbaninizi kesiniz.”
Kurban, kendilerini Allah’a yaklastiracak, kurtulusa vesile olabilecek firsatlari kovalayan ve Hakk’in rizasini talep edenler için, Allahu Teâlâ’ya götüren bir kurbiyet helezonu ve kanatlanma bayramidir. Kurban Bayrami, Hz. Ibrahim ve Ismail’den günümüze kadar, hep bir kahramanlik, fedakârlik, hasbilik ve teslimiyet sembolü olagelmistir. Hz. Mevlana teslimiyet anlayisini kurban kelimesiyle ayni anlamda kullanir: “Akli Mustafa’ya kurban et.” diyerek bizi yakinlasmak için sünnet-i seniyye yoluna çagirir.
Kurban Rabbimizin bize verdigi emanetleri O’nun her seyin sahibi oldugunu bilerek gönül hosnutluguyla sadece rizasini umarak hakiki sahibine teslim edebilmektir. Rahim, Hakim oldugundan süphe etmeden, Hz. Ibrahim ve Ismail misali…
Hz. Ibrahim Mekke’deydi. Rüyasinda bir ses: “Ey Ibrahim! Allah, oglun Ismail’i kurban etmeni emrediyor.” diyordu. Bu rüya Allah’tan mi, yoksa seytandan mi bilemedi. Zilhicce ayinin sekizinci günüydü. Ertesi gün, ayni vakitte ayni rüyayi görünce, rüyanin Allah’tan oldugunu anladi. Bu bir dostluk imtihaniydi. Allahu Teâlâ’nin dostluguyla sereflenen Hz. Ibrahim’den en sevgili varligini kurban etmesi isteniyordu. En sevgilinin adi Ismail oldugu için, kurban Ismail’in adiydi.
Zilhicce’nin onuncu günüydü. Hz. Ibrahim o sabah Ismail’e, ip ve biçak almasini, oduna gideceklerini söyledi. Ismail hiç süphelenmedi. Mina mevkiine gelince Hz. Ibrahim rüyayi yavas yavas ogluna anlatmaya basladi. Hayati veren ve alan Allah degil miydi? Allahu Teâlâ simdi ondan emanet ettigi hayati geri istiyordu. Bu çok serefli bir alisveristi. Ismail, babasina teslimiyet ve tevekkülle su cevabi verdi:
“Babacigim, ne ile emrolunduysan o isi yap. Beni Insaallah sabredenlerden bulacaksin.”
Hz. Ibrahim uzun yillar sahip olamadigi ve yillar yili yaptigi dualarin kabulü olarak kendisine verilen oglunu Rabbine takdim ediyordu. Ismail’in son sözleri su oldu:
“Babacigim ellerimi, ayaklarimi bagla ki fazla çirpinmayayim. Elbiseni topla ki, kan siçrayip kirletmesin. Annem görür ve üzülür. Biçagi siddetle çal ki ölüm kolay olsun. Beni yüzümün üzerine yatir, yüzüme bakarsan bana acirsin. Ayrica ben de biçagi görmeyeyim, korkuveririm. Annemin yanina vardiginda selâmimi söyle. (Kurtubi, 15-104)
Hz. Ibrahim oglunu sag tarafina yatirdi, gözlerini bagladi. Biçagi oglunun boynuna olanca gücüyle sürerken “Bismillah” dedi, fakat biçak kesmedi. Biçaga bakti, keskindi. Ikinci, üçüncü defa denedi, biçak yine kesmedi. Hz. Ibrahim yillar evvel kendisini atesin yakmadigini hatirladi. Demek ki bu defa da Cenab-i Hak, biçaga “Kesme!” emrini vermisti, kesmiyordu.
Bir ses duydu. “Allahu Ekber! Allahu Ekber!” diyordu. Basini kaldirdi: Cibril-i Emin yaninda semiz bir koç oldugu halde inmekteydi. Hamd ve sükür duygulari içinde “La ilahe illallahu vallahu ekber” dedi. Durumu fark eden Hz. Ismail, Cenab-i Hakk’a minnet ve sükranlarini dile getirerek “Allahu Ekber ve lillahil hamd” dedi.
Aradan asirlar geçmesine ragmen, bütün mü’minler Hz. Ibrahim, Hz. Ismail gibi Rabbinin rizasini umarak Zilhicce ayinin arefe günü, sabah namazindan baslayip bayramin dördüncü günü ikindi namazina kadar “ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER LA ILAHE ILLALLAHU VALLAHU EKBER ALLAHU EKBER VELILLAHI’L HAMD” diyerek minnet ve sükranlarini Rabblerine sunarlar. Bu tekbire “tesrik tekbiri” denilir ve vaciptir.
Tesrik Tekbirleri Ile Ilgili Fikhi Hükümler
Tekbirlerin yirmi üç vakit okunmasi, Ebû Yusuf ile Imam Muhammed’e göredir. Fetva da buna göre verilmistir. Ebû Hanîfe’ye göre, tesrik tekbirleri arefe günü sabah vaktinden bayramin ilk günü ikindi vaktine kadar olan sekiz vakit farz namazlarinin arkasindan getirilir. Tesrik tekbirleri birçok fâkihe göre vaciptir. Bazilarina göre ise sünnettir.
Ebû Yusuf ile Imam Muhammed’e göre farz namazlarim kilmakla yükümlü olanlara bu tekbirler vaciptir. Bu konuda tek basina kilanla imama uyan, yolcu ile mukim, köylü ile sehirli, erkekle kadin esittir. Böyle tesrik tekbirleri cemaatle de, yalniz basina da eda edilir. Kaza da edilebilir. Erkekler tekbiri açiktan, kadinlar ise gizlice getirir. Vitir namazi ile bayram namazlari sonunda tekbir getirilmez.
Ebû Hanîfe’ye göre, tesrik tekbirlerinin vacip olmasi için yükümlünün hür, mukîm ve erkek olmasi ve farz namazin cemaatle kilinmis bulunmasi sarttir. Bu yüzden yolcu, köle, kadin ve tek basina namaz kilana bu tekbirler vacip olmaz. Ancak bu sayilanlar imama uyarlarsa, cemaatle birlikte tekbir alirlar. Cuma ve bayram namazi kilinmayan küçük yerlesim merkezlerinde de tesrik tekbiri getirilmez ve cuma günü ögle namazini cemaatle kilan özürlü kimselere de vacip olmaz. Bir yilin tesrik günlerinde kazaya kalan bir namaz, yine o yilin tesrik günlerinden birinde kaza edilse, sonunda tesrik tekbiri alinir, fakat baska günlerde veya baska yilin tesrik günlerinde kaza edilse, tesrîk tekbiri alinmaz. Bir namazda sehiv secdesi, tesrîk tekbiri ve telbiye bir araya gelse, önce sehiv secdesi yapilir, sonra tekbir alinir, daha sonra da telbiyede bulunulur.
Kimler Kurban Keser?
Zaruri ihtiyaci disinda 85 gram altin ya da bu bedelde mali olan, hür ve mukim yani yolcu olmayan her Müslüman’in kurban kesmesi vaciptir. Daha önce fakirken, Kurban Bayrami günlerinde aniden kazanç saglayan kisiye kurban vacip olur. Daha evvel zengin olup da kurban günleri aniden yoksul düsen kisiye ise vacip olmaz. Zekat gibi kazanilmis paranin üzerinden bir yil geçmesi gerekmez.
Bir kisi ancak bir tane vacip kurban kesebilir. Isterse nafile kurban niyetiyle bu sayiyi arttirabilir.
Kurban kesemeyen kimse bayram için hazirlanir, temizlenir, namaza giderse, kurban kesme sevabini elde eder. Peygamber Efendimiz (sav): “Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu bu ümmet için Allah bayram kilmistir.” buyurmustu. Bir adam kendisine: “Ey Allah’in Resulü! Emanet olarak verilmis bir hayvandan baska bir seye sahip degilsem, onu kesebilir miyim?” diye sordu. Resulullah (sav): “Hayir, ancak saçini, tirnaklarini kisaltir, biyiklarindan alir, etek tirasini olursun. Bu da sana Allah yaninda bir kurban yerine geçer.” dedi.
Kurbat Etini Kesen Yiyebilir mi?
Vacip kurbanin sahibi zengin olsun olmasin kestigi kurbandan yiyebilir, ailesine yedirebilir. Bununla birlikte isteyen veya istemeyen fakirlere yedirmek de farzdir. Dagitilan kisim kurbanin hiç olmazsa üçte biri olmalidir. Kisinin, nafakasini temin etmekle sorumlu oldugu kisiler çok olursa, kurbanin etini onlar için vermeyebilir. Kurbanin etini veya postunu satip parasini almak mekruhtur. Böyle bir sey yapilirsa kiymetini tasadduk etmek gerekir. Kurban derisi kasap ücreti olarak da verilemez. En güzeli Allah’a yaklasmak için kesilen kurbanin derisini sadaka niyetiyle vermektir.
Kurbanda Vekalet Olur mu?
Bir kimse kendi adina kurban kesmesi için baskasini vekil tayin edebilir. Vekalet bizzat verilebilecegi gibi mektup, telefon, faks gibi vasitalarla da verilebilir.
Bir hisse kurbani sadaka olarak veren en önce tasadduk ettigi kurbani sevindirir. Sonra tasadduk ettigi kisiyi sevindirir. O yuvada yasayan yavrulari sevindirir. Umulur ki bu kadar kisiyi sevindiren insani da Allah sevindirir. Bir beldede kesilen kurban o yer üzerine gelecek belâ ve musibetlere kalkan olur. Cenab-i Allah Ismail’ler ile kurban olacak hayvanlar arasinda insanoglunu serbest birakmistir. Hayvanlarini kurban edenler Ismail’lerini kurtarmistir.
Bir kurban kesilmesinin sevabindan kestiren kadar kesen de hissedar olur. Kurbanlik hayvani besleyen, alan, satan hissedar olur. Etini pisiren, pisirileni yiyen de hissedar olur. Yemekten sonra söylenen Elhamdülillah bütün hissedarlarin hanesine yazilir.
Kurbanin Vakti
Kurban, eyyâm-i nahr (Kurban kesme günleri) denilen Zilhicce ayinin onuncu, on birinci ve on ikinci günleri kesilir. Onuncu gün kesmek daha faziletlidir. Zilhicce’nin onuncu günü ikinci fecir dogmadan önce kurban kesmek caiz degildir, ikinci fecirden sonra Zilhicce’nin on ikinci günü günes batincaya kadar geçen zaman içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak geceleri kesmek mekruhtur. Bayram namazi kilinan yerlerde, imam bayram namazinda iken veya tesehhüd miktari oturmadan önce kurban kesilmesi caiz degildir, selâm verdikten sonra ise kurban kesilebilir. Bayram namazi kilinmayan yerlerde ikinci fecrin dogumundan sonra kurban kesilebilir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, V, 295-296)
Kurban Nasil Kesilir?
Kurban kesmek için biçak önceden bilenip hazirlanir ve hayvanin göremeyecegi bir yere konulur. Sonra hayvan ayaklari ve yüzü kibleye gelecek sekilde sol tarafina yatirilir. Hayvanin sag arka ayagi serbest kalmak sartiyla diger ayaklari baglanir. Bundan sonra tekbir ve tehlîl getirilir. Arkasindan “Bismillâhi Allâhu ekber” denilerek, hayvanin boynuna biçak vurulur. Nefes ve yemek borulari ile sahdamari denilen iki ana damari kesilir. Hayvan sogumaya birakilir, kaninin akmasi beklenir ve sonra derisi yüzülür. Hayvani elinden gelirse, kurban sahibinin kendisinin kesmesi edeptendir. Kendisi kesemezse bir Müslüman’a kestirir. (Mehmed Mevkufâtî, Mevkûfât, sadelestiren: Ahmed Davudoglu, Istanbul 1980, II, 331-332)

Furkan GALIB; “Mübarek Günler ve Geceler”, Timas, s.89-105

kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

KURBAN BAYRAMI RESİMLERİ TEBRİK KARTLARI MESAJLARI

Kurban Bayramı E-Kartları, Kurban bayramı kartları, Bayram Kutlamaları, Kurban Bayramı E-Kartları, Kurban bayramı kartları, Bayram Kutlamaları, Kurban Bayramı E-Kartları, Kurban bayramı kartları

kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Evinizin neşeli, sağlığınız yerinde, sevdiklerinizin yanında olduğu mutlu bayramlar geçirmeniz dileğiyle. Kurban bayramınız kutlu olsun.
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları

En delice esen seher yeli, en güneşli günler, en parlak gecedir bayramlar. Kurban Bayramınız kutlu, her şey gönlünüzce olsun.
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Benim ömrümde ırmaklar vardır sularında hayallerimi yüzdürdüğüm, benim ömrümde sevdiklerim vardır bayramlar ayrı geçince üzüldüğüm. Bayramınız mübarek olsun!
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Sema kapılarının açık olduğu bugünde heybenizde tohum tohum dua menekşeleri saçmanız temennisiyle hayırlı bayramlar.
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
En delice esen seher yeli, en güneşli günler, en parlak gecedir bayramlar. Yüreklerde bir esinti ve barış paylaşımına en sıcak ‘merhabadır’ bayramlar. Kurban Bayramınız kutlu, her şey gönlünüzce olsun!
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, mutluluklar dilerim.
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Kainatın ve alemlerin yaratıcısı yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun! Kurban Bayramı bereketiyle, bolluğuyla gelsin, tüm insanlık için hayırlara vesile olsun.
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Tonton bir nine olduğunda, bahçendeki sallanan koltuğuna oturduğunda, eski günlerine daldığında, hatırlayacağın kadar güzel bir bayram dilerim sana.
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Varlığı ebedi olan, merhamet sahibi, adaletli Yüce Allah kendisine dua edenleri geri çevirmez. Dualarınızın Allah’ın yüce katına iletilmesine vesile olan Kurban Bayramınız mübarek olsun..
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Güzellik, birlik, beraberlik dolu, her zaman bir öncekinden daha güzel ve mutlu bir Kurban Bayramı diliyoruz. Büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin gözlerinden öpüyoruz.
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Bin damla serilsin yüreğine, bin mutluluk dolsun gönlüne, bütün hayallerin gerçek olsun, duaların kabul olsun bu bayramda. Kurban Bayramın mübarek olsun!
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
Güzellik, birlik, beraberlik dolu, her zaman bir öncekinden daha güzel ve mutlu bir Bayram diliyoruz. Büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin gözlerinden öpüyoruz.
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları
En delice esen seher yeli, en güneşli günler, en parlak gecedir bayramlar. Yüreklerde bir esinti ve barış paylaşımına en sıcak ‘merhabadır’ bayramlar. Kurban Bayramınız kutlu, her şey gönlünüzce olsun!
kurban bayramı hareketli gif tebrik mesajları

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

AREFE GÜNÜ VE KABİR ZİYARETİ

KABİR ZİYARETİ – AREFE GÜNÜ KABİR ZİYARETİ (KURBAN BAYRAMI ARİFESİ)

Öncelikle kabir kelimesinin ne manaya geldiğini irdeleyelim.Ölen kişilerin toprağın kazılarak belli derinlikte ölünün konulduğu mekan. Niçin ölüler toprak kazılarak gömülür,
Çünkü dış etkenlere karşı cesedin bozulup çürümesi yaşayan insanların maruz kalacağı hastalıklardan korunması için gereklidir. Aynı zamanda cesedi hayvanların musallat olmasının önlenmesi içinde yapılan bir işlemdir. Diğer taraftan insanlar üzerinde bırakacağı psikolojik etkiyi bertaraf etmek, yaratacağı tahribatı önlemek için toprağa ,yani açılan çukura konur.
Mezar ‘da kelime olarak ölünün gömülü olduğu yer mekan manasına gelir.Kabir,çukur kelimeleri ile eş anlamlıdır.Ölüleri gömmek Adem peygamberin oğullarından beri uygulanan dini ve örf olarak insan toplumlarında uygulana gelmektedir.
Hz. Muhammet (s.a.v.) ilk önceleri kabir ziyaretlerini yasak etmiştir. Bunun sebebi ise ölünün arkasından yüksek sesle ağıt, feryat , gibi uygun olmayan davranışlar yatmakta idi. Sonraları bu yasak yine kendisi tarafından kaldırılmıştır. Kendisi de kabir ziyaretlerine giderdi. Bu ziyaretler günümüze sünnet olarak intikal etmiştir.
Kabir ziyaretleri aslında selam la başlar. En uygun selam Hz. Muhammet’ten günümüze intikal eden selam şeklidir.<>Müminler ve Müslümanlar diyarının ehline selam olsun.
Ölüler için yapılacak en güzel dua da yine peygamberimizin yapmış olduğu duadır. O dua mealen şöyledir. Allah bizden evvel ölenlerle bizden sonra öleceklere rahmet eylesin! Allah sizi ve bizi bağışlasın.Sizler bizim öncümüzsünüz. Bizler de peşinizden geleceğiz.İnşaAllah mümin kullar olarak sizlere kavuşacağız.
Şu dua ezberden biliniyorsa veya yanımızda yazılı metin varsa oradan okunabilir. Bahse konu dua şudur.ESSELAMÜ ALEYKÜM EHLE’D –DİYARİ MİNEL-MÜMİNE VE’L-MÜSLÜMİN VE İNNA İNŞAAllah LE-LAHİKÜN. ES’ELULLAHE LENA VE LEKÜMÜ’L- AFİYE.

Kabir ziyaretleri üçe ayrılır. İnsanlara ölümü hatırlatır.Mümin bir kişi olarak bu ziyaretler de usulüne ve gereğine uygun olmalıdır.

A- Şer-i kabir ziyareti: Meşru ve sünnete uygun olan ziyarettir.

B- Şirk içeren ziyaret: Kabir başında durarak ölüden rızık ,yardım, hastalıktan kurtulmak için tavassut istemek, ölü adına orada kurban kesmek, Çocuğu olmayanların çocuk istemeleri, kocaya gidemeyen kızlar için baht açılması talebinde bulunmak ve ev araba sahibi olmak için niyazda bulunmak. Bu şekildeki bir ziyaret tamamen şirktir. Yanlıştır. Sapkınlıktır.

C- Bidat içerikli ziyaret: Kabir etrafında dolaşarak tavaf etmek. Bilhassa tekkelerde çok yapılan bir bidat tır. Kabirlikte namaz kılmak,Kabir mermerini öpmek, elle tavaf etmek, kabiri kutsal sayıp ona tapınmak. Kabir hayrına orada para, yemek vs. dağıtmak.Kabire mum yakmak. Anadolumuzda çok meşhur olan çabut,bez ve paçavra bağlamak. Bütün bu sayılanların yapılmaması gerekir.

Kabir de dua edilir.Peygamber ve ashabı kabir ziyaretinde dua etmiştir.

Kabir ziyaretini hem erkekler ve hem de kadınlar yapabilir. Hiçbir engel ve yasaklayıcı hüküm yotur.Ziyaretten maksat ölüm ve ahret için ders almaktır. Ders alacak olanlar sadece erkekler değil kadınlarda ders alacaktır. Dinde böyle bir ayrım yoktur. Kabir ziyaretlerinin belirli bir günü yoktur. Belli günlere bağlamak yanlıştır. Sadece arife günü yapılan ziyaretler sünnet tir.

Ölü den bazı isteklerin yanlış olduğunu belirtmiştim. Hiçbir dini temeli olmayan bu durum hem bidat hem de şirk tir. Çünkü kabirdekiler ölüdür. Tüm fizyolojik yapılarını kaybetmişlerdir. Ölü insanlar işitmezler ,gezmezler, göremezler, eğer görür ve bizim talep ve isteklerimizi bilirler dersek şirke girmiş oluruz. Peygamberin hiçbir sünnetinde ve naklen intikal eden hadislerinde böyle bir şey yoktur. Var iddiasında bulunan resmen yalan söylüyordur.
NEML-80 =Sen ölülere işittiremezsin.
FATIR-22=Sen kabirdekilere işittiremezsin. Meali ne kadar açıktır.

İnşAlllah Bizde bugün bize en yakın mezarlık Yenişehire gidip hem şehitlerimizi hem akrabalarımızı ziyaret eder dua eder tefekkür ederiz…
Allah çok yücedir. Hamd da onadır.

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) ortaöğretim ve önlisans sonuçları açıklandı 22-23 Eylül 2012

2012 KPSS sonuçları açıklandı
Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) ortaöğretim ve önlisans sonuçları açıklandı.
Güncelleme:23 Ekim 2012 12:38
ANKARA (A.A) – ÖSYM’den yapılan açıklamaya göre, 22-23 Eylül 2012 tarihlerinde yapılan 2012-KPSS Ortaöğretim/Önlisans sınavlarının değerlendirme işlemleri tamamlandı.

Adaylar, sınav sonuçlarını, ÖSYM’nin http://sonuc.osym.gov.tr internet adresinden TC kimlik numaraları ve şifreleriyle öğrenebilecek.
Sonuç belgesi basılmayacak ve adayların adreslerine gönderilmeyecek.

Sınavların sonuçlarına ilişkin sayısal bilgiler ekte verilmiştir.

2012-KPSS Önlisans Sonuçlarına İlişkin Sayısal Bilgiler

Sınava Başvuran Aday Sayısı Sınava Giren Aday Sayısı Sınava Girmeyen Aday Sayısı Sınavı Geçersiz Aday Sayısı
743.571 695.175 48.396 230
Uygulanan Testler Ortalama Standart Sapma Soru Sayısı
Genel Yetenek 19,774 8,783 60
Genel Kültür 14,740 9,501 60

2012-KPSS Ortaöğretim Sonuçlarına İlişkin Sayısal Bilgiler

Sınava Başvuran Aday Sayısı Sınava Giren Aday Sayısı Sınava Girmeyen Aday Sayısı Sınavı Geçersiz Aday Sayısı
2.045.964 1.877.684 168.280 529
Uygulanan Testler Ortalama Standart Sapma Soru Sayısı
Genel Yetenek 20,413 11,104 60
Genel Kültür 10,405 7,341 60

 

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

BAYRAMDA HAVA NASIL OLACAK? HANGİ BÖLGELER NERESİ YAĞIŞLI?

BAYRAMDA HAVA NASIL OLACAK?

Bayrama sayılı günler kaldı. Meteoroloji bayram havası tahminlerini yaptı. Arefe günü yurtta yağışlı bir hava etkisini gösterecek. Bayramın ilk günü ise güneş yüzünü gösteriyor.

METEOROLOJİ’DEN UYARILAR

KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI: Yağışların; İstanbul, Tekirdağ, Edirne, Çanakkale, Balıkesir’in kuzey ilçeleri, Muğla ile Antalya’nın doğu kesimlerinde kuvvetli (20-50 mm) olması beklendiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı (Ani sel, su baskını, heyelan, ulaşımda aksamalar, yıldırım, lokal dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar vb.) dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.

BÖLGELERİMİZDE HAVA

MARMARA: Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; İstanbul, Tekirdağ, Edirne, Çanakkale ve Balıkesir’in kuzey ilçelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; kuzey ve kuzeydoğu (Poyraz) yönlerden yer yer kuvvetlice (30-50 Km/S) esmesi bekleniyor.

EGE: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Muğla çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Kıyı Ege’de kuzeyli yönlerden kuvvetlice (30-50 Km/S) esmesi bekleniyor.

AKDENİZ: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Antalya’ nın doğu ilçelerinde (İbradı, Manavgat, Alanya, Gazipaşa) kuvvetli (21- 50 mm.) olması bekleniyor.

İÇ ANADOLU: Parçalı ve çok bulutlu, Ankara, Eskişehir, Çankırı ve Konya çevrelerinin aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

BATI KARADENİZ: Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Bolu çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; kıyı kesimlerinde kuzeydoğu (Poyraz) yönlerden yer yer kuvvetlice (30-50 Km/S) esmesi bekleniyor.

ORTA ve DOĞU KARADENİZ: Parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

DOĞU ANADOLU: Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra batısı ile akşam saatlerinden sonra Bitlis, Van, Hakkari ve Şırnak çevrelerinin aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

GÜNEYDOĞU ANADOLU: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

GÜNCEL HABERLER kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Alarko Kombi Servis – 444 5 545

Alarko Kombi Servis – 444 5 545

Kış aylarında evlerimizi sıcak tutan ve sıcak su akışını sağlayan kombiler bakımsızlıktan ya da kullanım hatalarından kaynaklı sorun çıkartabiliyor.Bu sorunlardan bazıları da aşırı ses ve enerji salınımı…Kullanım konusunda dikkat etmeniz gereken en önemli şeyi ısı derecelerini doğru belirlemektir bu fatura olarak da sizlere yansıyacaktır.Bizler kombi konusunda profesyonel çalışıyoruz.

Alarko Kombi Servis

Yıllardır bu sektörde yer edinmeyi sizler sayesinde başardık.alanında uzman bir ekiple çalışıyoruz ve kemik kadromuzu bozmamaya özen gösteriyoruz.Yedek parça değişimlerinde 1 yıl garanti hizmetini siz değerli müşterilerimize sunuyoruz.7 gün 24 saat güleryüzlü ve profesyonel hizmet sunan çağrı merkezi ekibimize günün her saati kolayca ulaşabilir ve hızlı bir şekilde arıza kaydınızı oluşturabilirsiniz.

Kombi Servis

Kaliteli ve güleryüzlü hizmet adına gönül rahatlığıyla bizleri tercih edebilirsiniz.Online çağrı merkezimizi de ziyaret ederek firmamız hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

GÜNCEL HABERLER kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

kurban bayramı namazı saatleri 2012, il il kurban bayramı namazı tüm şehirler saat kaçta kılınacak?

kurban bayramı namazı saat kaçta? ankara istanbul izmir konya mersin kocaeli erzurum antalya  tüm şehirlerin kurban bayram namazı kılınacak saatleri aşağıda verilmiştir, 2012 kurban bayramı namazı saati
İl il 2012 Kurban Bayramı namaz saatleri, 2012 Kurban Bayramı namazı saati, Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 bayram namaz saatlerini açıkladı.
2012 Kurban Bayramı namazı saati, Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 İl İl Kurban Bayramı Namazı Vakitleri aşağıda gösterilmiştir.Bütün illerin kurban bayramı namaz saatleri şöyle:

Adana Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (7:35)

Adıyaman Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (7:25)

Afyon Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 ( 7:58 )

Ağrı Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07.10)

Aksaray Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:43)

Amasya Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:40)

Ankara Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:51)

Antalya Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:54)

Ardahan Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:14)

Artvin Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:17)

Aydın Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:07)

Kurban Bayramı Namazı Saati Balıkesir 2012 (08:10)

Kurban Bayramı Namazı Saati Bartın 2012 (7:56)

Kurban Bayramı Namazı Saati Batman 2012 (07:14)

Kurban Bayramı Namazı Saati Bayburt 2012 (07:22)

Bilecik Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:03)

Bingöl Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:18)

Bitlis Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:11)

Bolu Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:57)

Burdur Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:57)

Bursa Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:06)

Çanakkale Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:17)

Çankırı Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:49)

Çorum Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:44)

Denizli Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:18)

Diyarbakır Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (06:19)

Düzce Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:59)

Edirne Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:19)

Elazığ Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:23)

Erzincan Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:24)

Erzurum Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:17)

Eskişehir Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:00)

Gaziantep Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:27)

Giresun Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:31)

Gümüşhane Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:25)

Hakkari Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:03)

Hatay Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:31)

Iğdır Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:06)

Isparta Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:56)

İstanbul Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:08)

İzmir Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:11)

Kahramanmaraş Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:30)

Karabük Kurban Bayramı webokur.com Saati 2012 (07:54)

Karaman Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:44)

Kars Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:11)

Kastamonu Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:38)

Kayseri Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (06:37)

Kilis Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:28)

Kırıkkale Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:48)

Kırklareli Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:17)

Kırşehir Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:44)

Kocaeli Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:04)

Konya Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:48)

Kütahya Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:01)

Malatya Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:26)

Manisa Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:10)

Mardin Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:14)

Mersin Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:38)

Muğla Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:04)

Muş Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:14)

Nevşehir Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:41)

Niğde Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:40)

Ordu Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:33)

Osmaniye Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:32)

Rize Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:22)

Sakarya Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:02)

Samsun Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:40)

Siirt Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:11)

Sinop Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:46)

Sivas Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:34)

Şanlıurfa Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:22)

Şırnak Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:08)

Tekirdağ Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:14)

Tokat Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:37)

Trabzon Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:26)

Tunceli Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:22)

Uşak Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:02)

Van Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:06)

Yalova Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (08:07)

Yozgat Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:43)

Zonguldak Kurban Bayramı Namazı Saati 2012 (07:58)

kurban bayramı namazı saat kaçta kılınacak 2012

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

22 ekim 2012 okullar tatil mi? kurban bayramı tatili okullarda ne zaman başlıyor? 22.10.2012 pazartesi okul var mı?

evet arkadaşlar 22 ekim 2012 pazartesi okul varmı? birçok öğrenci arkadaş google aramalarında bu soruya yanıt arıyor, bizde bu vesile ile bu konuyu açarak bu konuya deyinmek istiyoruz, 22.01.02012 pazartesi ve 23.10.2012 salı günü okullar tatil değil,

kurban bayramı tatili kaç gün 2012

2012 yılı kurban bayramı tatili resmi olarak 24 ekim 2012 çarşamba günü başlıyor 29 ekimde bayrama bağlanarak bu günde tatile eklendi ve 30 ekim 2012 salı günü resmi tatil bitecek ve okullarla birlikte bütün kamu kurum ve kuruluşları mesaiye başlayacak, böylece kurban bayramı tatili bitmiş olacak, şimdiden öğrenci arkadaşlara iyi dersler ve iyi tatiller diliyoruz, hayırlı bayramlar.

okullar tatil mi

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın