Yabancı Bilim Adamları isimleri kimdir örnekler yeni ve eski adları

Yabancı Bilim Adamları’na birkaç örnek verecek olursak aşağıdaki isimler bunlardan bazılarıdır. diğer yabancı bilim adamları eski ve yeni bilimciler için sitemizin diğer bölümlerinde arama yapabilirsiniz.

Albert Abraham Michelson
Albert Eınstein
Archimedes (Arşimet)
Aristoteles
Arkhimedes
Blaise Pascal-Fransız matematikçisi, fizikçisi, filozofu ve yazarı (1623-1662).
Carl Linnaeus
Charles Augustin de Coulomb
Edison
Edward Jenner
Enrico Fermi
Ernest Orlando Lawrence
Ernest Rutherford
Erwin Schrödinger
Evangelista Torricelli
Galileo Galilei
Hans Bethe
Henry Cavendish
James Clerk Maxwell
Johannes Kepler
Lord (John William Strutt) Rayleigh
Louis Pasteur
Luis Victor Broglie
Max Born
Max Karl Ernst Ludwig Planck
Michael Faraday
Niels Henrik David Bohr
Paul Adrien Maurice Dirac
Richard Philip Feynman
Sir Isaac Newton
Sir Joseph John Thomson
Thomas Alva Edison
Werner Karl Heisenberg
Wilhelm Conrad Röntgen
Wolfgang Pauli

GOOGLE ARAMALARI ÖRNEKLER;

yabancı bilim adamları ve buluşları,yabancı bilim adamları vikipedi,yabancı bilim adamları isimleri,yabancı bilim adamları ve hayatları,yabancı bilim adamları isimleri ve buluşları,yabancı bilim adamları kısaca,yabancı bilim adamları ve buluşları kısaca,yabancı bilim adamları sözleri

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Elvis Presley Kimdir? hayatı öz geçmişi biyografisi hakkında bilgi özet

Elvis Presley Kimdir
Elvis Aaron Presley, 8 Ocak 1935’de Tupelo, Missisippi’de doğdu. Çocukluğu boyunca Pentecostal Kilise Korosu’nda şarkı söyledi. 1948 yılında ailesi Memphis’e yerleşti. Blues ve caz müzikle tanışması ve bu müzik türlerine ilgi duyması onu şarkı söylemeye itti.

1953 yılında liseden mezun olduğunda, daha 18 yaşındayken müzik firmalarının kapısını aşındırmaya başlamıştı. “My Happiness” ve “That’s When Your Heartaches Begin” parçalarını annesine doğum günü armağanı olarak yazmıştı. Memphis Recording ve Sun Recording’e giderek sesini dinlemelerini istedi. Plak yapımcısı ve müzik şirketi sahibi Sam Phillips, Elvis’in ses tonundan ve müzik tarzından çok etkilendi. 1954 yılında Gitarda Scotty Moore, bas gitarda Bill Black ile birlikte ilk stüdyo kayıtlarını yaptılar.

“That’s All Right” ve “Blue Moon of Kentucky” blues tarzında hareketli rock’n roll parçalarıydı. Sun Records’la yaptığı kontrat, RCA Record firmasına satılınca yavaş yavaş kariyer basamaklarını tırmanmaya başlamıştı. Bu sıralarda çıkardıkları 5 single gençlerin ilgisini çekerek, müzik listelerinde ilk 10′a girmeye başlamıştı. Bu 5 single içinde en ilgi çeken parça ise “I Forgot to Remember to Forget” tı ve country listelerine 1 numaradan girmişti.

“Heartbreak Hotel” parçası ise Elvis Presley’in tekrar müzik listelerine girip 8 hafta boyunca listelerde kalmasıyla son buldu. Ed Sullivan’ın televizyon programına çıkan Elvis Presley, hareketleri ve konuşmasıyla ilgi çekti. Bu ilginin farkına varan ve onların direk kalplerinde son bulan parçalarla karşılık veren Elvis, bu dönemde “Don’t Be Cruel”, “Hound Dog”, “Love Me Tender”, “All Shook Up” ve “Jailhouse Rock.” parçalarını yaptı.

“I Want You, I Need You, I Love You” parçasıyla 11 hafta boyunca listerde kalan Elvis, hızla yükseliyordu. 1956 Kasım’ında “Love Me Tender” filmyle kamera karşısına geçti; böylece ileride 31 filmde yer alacağı Hollywood stüdyolarıyla tanışmıştı. Bu filmden iki ay once Ed Sullivan’ın televizyon programında “Love Me Tender” ı televizyon ekranlarında onu izleyen 54 milyon izleyici önünde söyleyerek ününe ün katmıştı; artık Amerika onu konuşmaya, onu dinlemeye başlayacaktı.

1973 yılında eşinden boşanan Elvis Presley, 1977 yılında Indianapolis’deki son konserinden sonra 16 Ağustos 1977 tarihinde öldü. Ölümünden sonra açıklama yapan Doktor Jerry Francisco, ölümüne kalp yetmezliğinin neden olduğunu söyledi. Tüm dünyada büyük üzüntü yaşayan hayranları, Elvis Presley’i rock’n roll müziğin öncüsü, kralı ve babası olarak ilan ettiler.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Alparslan Türkeş Kimdir? biyografisi öz geçmişi hayatı hakkında bilgiler

Alparslan Türkeş Kimdir
Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır. Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa, Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi’nin Yukarı Köşgerli Köyü’nden Kıbrıs’a göçetmiş ve buraya yerleşmiştir. İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göçetmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.

Askerlik mesleğine büyük sevgisi olan Alparslan Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiş, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmiştir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

1940 yılında Isparta’da Muzaffer Hanım’la evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları dünyaya gelir. Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat eder. Alparslan Türkeş, 1976 yılında Sevâl Hanım’la ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu olmuştur.

3 Mayıs1944′te, Ankara’da bir yürüyüş vardır. Türk Milleti’nin ve Devleti’nin bekası fikrine sahip aydınlar ve onların izindeki gençler, basın ve üniversite kadrolarına sızan ve kendilerini cumhuriyetin gerçek sahibi diye gösteren dönme-devşirme ittifakının oyunlarına karşı ideolojik tavrını koyar.

Yürüyüşten sonra bir grup milliyetçi aydın tutuklanır. Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de bu aydınlar arasındadır. 20 Ekim 1944′te kendisini “vatan hainliği” suçlamasıyla sorgulayan Savcı’ya “Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği suçu isnad edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanımı severim” cevabını verir. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme süresince bir yıl hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen ceza daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder.

1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarıları da gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir. Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş, buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur.

1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti Üyeliği’ne tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan Türkeş, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir.

İyi derecede Fransızca ve İngilizce bilen Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur.

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi’nin önde gelen simalarından olan Alparslan Türkeş, bu hareketi partilerüstü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesi Üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960 ile 25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke ve kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmıştır.

CHP’li bazı politikacıların Milli Birlik Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile Mili Birlik Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üssü’nde hapsedilmiş, daha sonra da, 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den, hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikâmetgah olarak gönderilmiştir. Alparslan Türkeş Hindistan’dayken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.

23 Şubat 1963‘ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği” adlı bir dernek kurar.

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile 21 Mayıs 1963’te tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevi’nde dört ay hücre hapsinde yatar. Yargılama sonucunda beraat eder. 5 Eylül 1963‘te tahliye olur.

31 Mart 1964‘te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)’ne üye olmuş ve Parti Genel Müfettişliği görevini almıştır. 1 Ağustos 1965‘de CKMP’nin kongresinde parti üyeleri tarafından genel başkanlığa seçilmiştir. 8 Şubat 1969′da CKMP’nin Adana’daki kongresinde Alparsalan Türkeş’in teklifiyle partinin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmiştir.

65-69, 69-73, 73-77 ve 1977‘den 12 Eylül 1980‘e kadar dört dönem, Ankara ve Adana’dan milletvekilliği yapmıştır. 1975‘den sonra kurulan 1. ve 2. Miliyetçi Cephe Hükümetleri’nde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. 12 Eylül 1980 hareketinden sonra sıkıyönetim tarafından tevkif edilmiş ve 29 Nisan 1981 tarihinde, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası adı ile sıkıyönetim mahkemelerinin karşısına çıkarılmıştır. Yargılandığı dava nedeni ile uzun süren tutukluluğu, 9 Nisan 1985‘de tahliyeyle son bulmuştur.

Bu dava nedeniyle dört buçuk yıl tutuklu kalmıştır. 6 Eylül 1987‘de siyasi yasakların referandum ile kalkmasından sonra 20 Eylül’de Alparslan Türkeş MÇP’ye törenle kaydolmuştur. 4 Ekim 1987 tarihinde yapılan olağanüstü 2.Kongre ile Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.

24 Eylül 1991 tarihinde 19. Dönem Milletvekili seçimlerinde MÇP’nin, IDP ve RP ile üçlü ittifak yapmasıyla Yozgat’tan milletvekili seçilmiştir. 15 Kasım 1991 tarihinde 18 arkadaşı ile ittifaktan ayrılarak bağımsız milletvekili olmuştur. 25 Aralık 1991‘de Demokratik Hareket Partisi’ni kurmuştur. Kurucular Kurulu Kararı ile parti kapatılarak, Milliyetçi Çalışma Partisi’nin 29 Aralık 1991 tarihinde yapılan 3. Olağan Genel Kongresi’nde MÇP’nin Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.

12 Eylül 1980 hareketinin kapattığı siyasi partilerin isim ve amblemlerinin kullanılma yasağının kalkması ile, 27 Aralık 1992 tarihinde, kapatılan MHP’nin o günkü delegelerinin katıldığı kongrede, MHP’nin isim, amblem kullanma yetkisi tekrar kurucu Alparslan Türkeş’e devredilmiştir. 24 Ocak 1993 tarihinde yapılan kongrede, MÇP yerini MHP’ye bırakmış, genel başkanlığa da Alparslan Türkeş seçilmiştir.

Alparslan Türkeş, 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlerde Adana’dan milletvekilliği adaylığını açıklamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, 24 Aralık 1995‘te yapılan genel seçimlerde %10‘luk ülke barajına takılarak meclise girememiştir. Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997 tarihinde vefat etti. Ankara Beşevler’deki kabrinde yatmaktadır.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Adnan Menderes Kimdir? hayatı öz geçmişi biyografisi hakkında bilgi

Adnan Menderes Kimdir
1899 yılında Aydın’da doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım’dır. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetti. O’nu anneannesi büyüttü. Tahsil hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi’nde başlayan Adnan Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji’nde okurken misyonerlerle başı derde girdiği için, çeşitli makamlara müracaat etti. Müracaat ettiği makamların birinin başında Celal Bayar vardı. Bayar’la böyle tanışmış oldu.

Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitiren Adnan Menderes, Birinci Dünya Savaşı sırasında yedeksubay olarak askerliğini yaptı. Aydın’da bazı arkadaşlarıyla birlikte Ayyıldız Çetesi’ni kurdu. Daha sonra Söke’de Piyade Alay Yaveri olarak savaşa katıldı. Savaştan sonra İstiklal Madalyası aldı.

Ali Fethi Okyar tarafından 1930 senesinde kurulan ancak kısa sürede kapatılan Serbest Fırka’nın Aydın Teşkilatı’nı kurarak başkanı oldu. Bu parti kapatılınca CHP’ye girdi ve 1931 yılında bu partiden Aydın Milletvekili seçildi.

1945 senesine kadar TBMM’de komisyon raportörlüğü yapan Adnan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümeti’nin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısı’nı şiddetle reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945’te ihraç edildiler.

Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu hareketler Demokrat Parti’nin 7 Ocak 1946’da kurulmasına sebep oldu. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti’den Kütahya Milletvekili olarak meclise girdi. Celal Bayar’dan sonra ikinci adam durumuna geldi.

14 mayıs 1950 seçimlerinde DP oyların 53,5’ini alarak iktidar oldu. 10 senelik DP iktidarının tek başbakanı oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında 5 hükümet kurdu. Bu 10 senelik zaman içinde Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı, köye makine girdi, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle iktidardan indirildi. Yassıada’ya hapsedildi. Milli Birlik Komitesi tarafından kurulan Yüksek Adalet Divanı’nca idama mahkum edildi. Yassıada’da tutuklu bulunduğu sırada çeşitli işkencelere maruz kaldığı söylenir. 17 Eylül 1961 tarihinde İmralı Ada’da idam edildi.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

YARARLI VE ZARARLI CEMİYETLER HAKKINDA BİLGİ HARİTASI HANGİLERİDİR?

YARARLI VE ZARARLI CEMİYETLER HANGİLERİDİR? HAKKINDA BİLGİ AÇIKLAMA HARİTA VE GÖRSELLER.

GOOGLE ARAMALARI ÖRNEKLERİ;

yararlı ve zararlı cemiyetler tablosu,yararlı ve zararlı cemiyetler vikipedi,yararlı ve zararlı cemiyetler haritası,yararlı ve zararlı cemiyetler ödev,yararlı ve zararlı cemiyetler slayt,yararlı ve zararlı cemiyetler ve amaçları,yararlı ve zararlı cemiyetler hakkında bilgi,yararlı ve zararlı cemiyetler özellikleri

yararlı ve zararlı cemiyetler haritası yararlı cemiyetler, zararlı cemiyetler, yararlı ve zararlı cemiyetleri gösterir haritalar

ÜLKENİN İÇ DURUMU VE CEMİYETLER

Mondros ateşkes antlaşmasının uygulanması ile Osmanlı ordularının büyük kısmı terhis edilmişti.Bu sırada İtilaf devletlerinin Anadolu’da işgale başlaması ve İstanbul Hükümetinden büyük tepki görmemesi halk arasında karamsarlığa neneden olmuştu.Bu karamsarlıkla birlikte bazı aydınlar işgallere karşı direnişe geçilmesini planlamakta idi.bazı azınlık cemiyetlerinin yıkıcı çalışmaları da bu arayışı hızlandırmaktaydı.

Terhis edilerek köylerine dönen Osmanlı askerleri,memleketlerinin işgal altında olduğunu görünce işgalcilere karşı silahlı çeteler kurarak bölgesel direnişe geçmişlerdi.Bunun yanında bazı aydınlar da diplomatik açıdan işgallere karşı direnişi yönlendirmek amacıyla çeşitli cemiyetler kurmuşlardı.Ülke içinde faaliyet gösteren cemiyetleri başlıca iki grupta inceleyebiliriz.

Zararlı Cemiyetler

Mondros ateşkes antlaşması sonrasında faaliyetlerini gördüğümüz zararlı cemiyetleri başlıca ikiye ayırabiliriz:

Birinci grup azınlıkların kurduğu “azınlık cemiyetleri”dir.Bunlar faaliyet yürüttükleri bölgeyi Osmanlı Devletinden kopararak buralarda bağımsız devletler kurmayı ya da başka bir devletin yönetimi altına girmeyi hedeflemişlerdir.Uluslar arası kamuoyunun desteğini de kazanmak için bu isteklerini Wilson İlkelerine dayandırmışlardır.Azınlık cemiyetleri işgalci itilaf devletleri tarafından desteklenmiş zaman zaman da kullanılmışlardır.

İkinci grup zararlı cemiyetler ise Osmanlı yönetimindeki Müslümanlar tarafından kurulan “Milli varlığa Düşman Cemiyetlerdir.Bu kişiler işgalleri engellemenin mümkün olmadığını bu nedenle direniş yapılmaması gerektiğini savunmuşlardır.Direniş hareketleri yerine İtilaf devletleri ile iyi geçinerek tavizler koparmaya çalışılması gerektiğini savunmuşlardır.Bu ikinci gruba giren cemiyetler ulusal kurtuluş düşüncesine karşı çıkmışlardır.

1)Azınlıkların Kurdukları Cemiyetler:

Mavri Mira Cemiyeti:İstanbul’daki Rum Patrikhanesi tarafından yönetilen bu cemiyet Yunan Hükümetinin istekleri doğrultusunda faaliyet yürütmekteydi.Bu cemiyetin amacı Trakya İstanbul Marmara bölgesi ve Batı Anadolu’yu Yunanistan’a bağlayarak “Megola İdeayı” yani Büyük Bizans’ı yeniden kurma idealini gerçekleştirmekti.Bu amaçla bu bölgelerdeki Rumları silahlandırmışlar ve Batı Anadolu da Yunan ordusunun işgallerinde yardımcı olmuşlardır.Yunan Kızılhaç Cemiyeti Yunan Göçmenler komisyonu Rum İzci Kuruluşları ile Anadolu’daki Rum Kiliseleri Mavri Mira Cemiyetine destek vermişlerdir.

Pontus Rum Cemiyeti:İstanbul’daki Rum Patrikhanesine bağlı hareket eden bu cemiyetin amacı Doğu Karadeniz’de 1461’de Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı yönetimine katılan “Trabzon Rum Pontus İmparatorluğu”nu yeniden kurmaktı.Bölgedeki otorite bulunduğundan da yararlanan cemiyet Rumları silahlandırarak amacına ulaşmaya çalıştı.Bunun için bölgeye yurt dışından da Rum getirmişlerdir.

Etnik-i Eterya Cemiyeti:Yunan subayları tarafından 1894’te kurulan bu cemiyet daha önce kurulmuş olan Rum cemiyetlerinin amaçlarını daha da genişletmiştir.Rumların yaşadığı bütün toprakların Yunanistan’a katılmasını gerçekleştirmeye çalışmıştır.Girit Yunanistan’a bağlanmasında önemli faaliyet gerçekleştirmiş olan bu cemiyet Mavri Mira ve Pontus Rum cemiyetine her konuda destek vermiştir.

Kardos Cemiyeti:Anadolu da faaliyet gösteren Rum asıllı cemiyetler için gönüllü Rum nüfusunu bulup Anadolu’ya geçmelerini sağlamak için çalışmıştır.

Taşnak ve Hınçak Cemiyetleri:Ermeniler tarafından kurulmuş olan bu cemiyetler Doğu Anadolu ve Çukurova Bölgesini de içine alan bağımsız bir Ermenistan kurmayı amaçlamışlardır.Oluşturdukları silahlı çeteler ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da katliamlar yapmışlardır.Bu bölgelerde Ermenilerin çoğunlukta olduklarını iddia ederek Wilson ilkelerinden yararlanmayı ve bu sayede uluslar arası kamu oyununda desteğini sağlamayı amaçlamışlardır.TBMM’ye bağlı olarak hareket eden XV.kolordunun başarılı mücadeleleri ve Gümrü antlaşmasının imzalanmasıyla ayrılıkçı Ermenilerin kurduğu bu cemiyetler Anadolu’daki amaçlarına ulaşamamıştır.

Alyans İsrailit ve Makabi Cemiyetleri:Museviler tarafından kurulan bu cemiyetler Ortadoğu da bağımsız bir devlet kurmayı amaçlamışlardır.Bu amaçlarına ulaşabilmek için anadoludaki diğer azınlık cemiyetlerine maddi destek sağlamışlardır. Azınlık Cemiyetlerinin Genel özellikleri:

Osmanlı Devletinin parçalanması için faaliyet yürütmüşlerdir. Bağımsız devletler kurmayı amaçlamışlardır. Rum ve Ermeni patrikleri ile Musevi hahambaşılığı tarafından yönlendirilmişlerdir. İtilaf devletleri tarafından desteklenmişlerdir. İtilaf Devletlerinin işgallerine zemin hazırlamışlardır. Kamuoyunun tepkisini çekmemek için Wilson İlkelerine göre hareket ettiklerini savunmuşlardır. 2)Milli Varlığa Düşman Cemiyetler

Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası:Ülkenin kuruluşunun padişahın emrine sıkı sıkıya bağlı kalınarak sağlanabileceğini savunan kişiler tarafından kurulmuştur.Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile birlikte hareket ettikleri için İstanbul Hükümeti üzerinde etkili olmuşlardır.

Hürriyet Ve İtilaf Fırkası:1911’de kurulmuş olan bu fırka 1919’dan itibaren aşırı bir İttihat Ve Terakki düşmanlığı yaparak kendisine destek sağlamaya çalışmıştır. İttihat ve Terakkinin devamı olarak gördükleri Milli Mücadele hareketine karşı en sert muhalefeti yapmış ve TBMM’ye karşı çıkan bazı isyanları da desteklemiştir.

İslam Teali Cemiyeti:Ülkenin korunmasının dini kurallara uymakla mümkün olabileceğinin savunan bu cemiyet 1919 yılında medrese hocaları tarafından kurulmuştur.Hürriyet ve İtilaf fırkasını destekleyerek Anadoludaki ulusal direnişe karşı çıkmıştır.

Kürt Teali Cemiyeti:Wilson İlkelerine dayanarak Doğu Anadolu’nun bir kısmında bağımsız bir devlet kurmayı amaçlamıştır.Amerikalılar ve İngilizlerle sıkı bir ilişkiye girmiştir.Doğu Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyetine katılmayı reddetmiş bunun da etkisiyle halktan büyük oranda destek alamamıştır.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti:Sömürgelerinde milyonlarca Müslüman barındıran İngiltere ile Osmanlı halifelik ve padişahlığı arasında samimiyeti kuvvetlendirmek amacıyla kurulmuştur.İngilizlerden aldıkları destekle Anadolu da ulusal direnişe karşı çıkan isyanları desteklemişlerdir.Bu şekilde ortaya çıkacak olan otorite boşluğu sayesinde ülkede İngiliz manda yönetimini kurmayı hedeflemişlerdir.

Wilson İlkeleri Cemiyeti:Amerikan manda yönetimini isteyenler tarafından 1919 da kurulmuştur.Bu sayede ülkenin İtilaf devletleri arasında parçalanmasını önlemeyi ve Milletler Cemiyeti içine diğer devletlerle eşit haklara sahip olunmasını sağlamaya çalışmıştır.

Milli Varlığa düşman Cemiyetlerin genel Özellikleri:

Müslümanlar tarafından kurulmuşlardır. İşgallerin kolaylaşmasına neden olmuşlardır. Ulusal direnişe karşı faaliyet yürütmüşlerdir. İtilaf devletleri tarafından desteklenmişlerdir. Hürriyet ve İtlaf Fırkasıyla birlikte hareket etmişlerdir. Saltanat ve Hilafet yanlısıdır. Milli Cemiyetler(Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri)

İşgaller sırasında İstanbul Hükümetinin tepkisiz kalması üzerine halkın sesini duyurmak amacıyla yine halk arasından çıkan aydınlar tarafından kurulan cemiyetlerdir.Birbirlerinden bağımsız olarak kuruldukları için önceleri ortak bir faaliyet alanına sahip değillerdi.Temel amaçları bulundukları bölgelerin işgalini önlemekti.

Bu cemiyetlerden bazıları ve amaçları şunlardır:

Trakya-Paşaeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti:Mondros Ateşkes antlaşmasından hemen sonra kurulan bu cemiyetin amacı Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini engellemektir.Bu amaçla Lüleburgaz ve Edirne’de bölgesel kongreler düzenleyerek silahlı bir direnişi teşkilatlandırma kararı almıştır.Sivas Kongresi ile yurdun tamamındaki direniş cemiyetlerini tek çatı altında toplayan “Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk cemiyeti” bünyesine girmiştir.

İzmir Müdafa-i Hukuk Cemiyeti:Mondros Ateşkes antlaşmasından hemen sonra İzmir ve çevresinin Yunanistan’a verileceği söylentilerine karşı tepki olarak kurulmuştur.Bölgenin Türklere ait olduğunu belirten yayınlar yaparak işgali önlemeye çalışmıştır.Ancak 15 Mayıs 1919’da başlayan Yunan işgalini engelleyemedikleri için bu tarihten itibaren etkinlikleri azalmıştır.

Redd-i İlhak Cemiyeti:İzmir’in işgalinden önce kurulmuştur.Balıkesir ve Alaşehir’de bölgesel kongrelerde Yunan işgaline karşı silahlı direnişi teşkilatlandırıp yönetme kararı almıştır.Böylece Batı cephesi kurulmuştur.Yine ilk kez bu cemiyetin çalışmalarıyla Kuvay-ı Milliye birlikleri batı Anadolu’da Yunan İşgaline tepki olarak kurulmuş ve kısa sürede Yunan ordusuna karşı önemli başarılar elde etmiştir.

Kilikyalılar Cemiyeti:Adana ve çevresinde Fransız işgali ve Ermeni saldırılarına karşı halkın haklarını savunmak amacıyla kurulmuştur.

Trabzon Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti:Doğu Karadeniz’de Pontus Rum devletinin kurulmasını engellemek amacıyla faaliyet yürütmüştür.Silahlı mücadele kararı alarak direnişe geçmiştir.Erzurum Kongresinin toplanmasına yardım eden cemiyet bu kongrede kurulan “Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk cemiyeti” bünyesine girmiştir.

Milli Kongre Cemiyeti:İstanbul’daki yazar ve aydınlar tarafından kurulan bu cemiyet Anadolu’daki bütün işgallerin haksızlığını basın-yayın yoluyla dünya kamuoyuna duyurmayı amaçlamıştır.İşgallere karşı Avrupa’daki kamu oyunun da desteğini çekebilmek için Fransızca eserler hazırlatmıştır.Bölgesel silahlı direniş grupları için “Kuvay-ı Milliye”(Milli Kuvvetler) ifadesini ilk kullanan cemiyet olmuştur.

Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti:Doğu Anadolu’da Ermenilerin çalışmalarını engellemek amacıyla kurulmuştur.Doğu Anadolu’da Ermenilerin çoğunlukta olmadığını ispatlayan nüfus sayımları yapmış ve Ermenilerin iddialarının asılsızlığını ortaya koymuştur.Doğu illerindeki işgallere karşı organize olabilmek amacıyla bölgedeki direniş cemiyetlerinin de katıldığı Erzurum Kongresinin toplamıştır.Bu kongreye başkan seçilen Mustafa kemal Paşa cemiyetleri birleştirme yolunda ilk adımı bu kongrede atarak Doğu Anadolu’daki bütün direniş cemiyetlerini “Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında toplamıştır.

Yukarıdaki cemiyetlerin yanında Anadolu’daki ulusal direnişe silah kaçırmak ve istihbarat sağlamak amacıyla Karakol cemiyeti,Mim Mim Grubu,Felah Grubu gibi Cemiyetlerde kurulmuştur.

Milli Cemiyetlerin Genel Özellikleri:

Bulundukları bölgenin Türklere ait olduğunu bu nedenle işgallerin haksızlığını dünya kamuoyuna duyurmayı amaçlamışlardır. Ulusal Mücadeledeki teşkilatlanmanın temelini oluşturmuşlardır. İşgalci devletlerin azınlık cemiyetlerinin ve İstanbul Hükümetinin faaliyetlerine karşı mücadele etmişlerdir. Genellikle ittihatçı düşünceye sahip olan kişiler tarafından kurulmuşlardır. Birleştirici bir liderden yoksun olmaları nedeniyle önceleri bölgesel kurtuluşu savunmuşlardır. Kuruluşlarında milliyetçilik duygusu etkilidir. Sivas Kongresinde ”Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirilmişlerdir. Öncelikle Basın yayın yoluyla direnişi yönlendirmeye çalışmışlar bunun yanında silahlı direnişe de destek vermişlerdir. Bölgesel direnişi yönlendirmelerine rağmen seslerini daha iyi duyurabilmek amacıyla İstanbul’da faaliyet yürütmüşlerdir. I. DÜNYA SAVAŞI’NIN SONUÇLARI

.Yaklaşık 10 milyon insan hayatını kaybetmiştir. . Bazı büyük devletler yıkılmış, yeni devletler kurulmuştur. (Avusturya, Macaristan, Yugoslavya, Polonya, Çekoslovakya) . Bazı devletlerde rejim değişikliği meydana gelmiştir. (Rusyada kominizm, İtalyada faşizm, Almanyada nazizm, Türkiyede cumhuriyet). Genel olarak cumhuriyet ağırlıklı rejimler kurulmuştur. . Bazı devletlerde yönetimde değişiklikler olmuştur. (İttihat Terakkiciler yurt dışına kaçmış, Ahmet İzzet Paşa kabinesi kurulmuştur.)

. Yeni teknolojik silahlar kullanılmıştır. (Uçak, tank, denizaltı) . Kurtuluş Savaşına sebep olmuştur. . Mağlup devletlerle önce ateşkes, daha sonra barış antlaşmaları imzalanmıştır.

Bulgaristan ile Selanik Mütarekesi Neuilly Barış Antlaşması

Osmanlı ile Mondros Mütarekesi Sevres Antlaşması

Avusturya ile Willa Gusti Müterakesi Saint Germain Barış Antlaşması

Almanya ile Rethondes Müterekesi Wersailles (Versay) Barış Antlaşması

Macaristan ile Trianon Barış Antlaşması imzalanmıştır.

* Osmanlı Devleti Ortadoğu topraklarını kaybetmiştir. * I. Dünya Savaşının sonuçları özellikle (Versay Antlaşması) II. Dünya Savaşına sebep olmuştur. * Milletler Cemiyeti (Cemiyeti Akvam) kurulmuştur.

MONDROS MÜTAREKESİ (30 EKİM 1918)** Siyasi Alandaki Maddeler :

-Boğazlar İtilaf devletleri denetimine bırakılacaktır. (Osmanlıların Anadolu toprakları ile Rumeli toprakları arasındaki bütünlük bozulmuştur.)

-İtilaf devletleri güvenliklerini tehlikeli gördükleri bölgeleri işgal edebileceklerdir. (7. Madde)

-Doğu Anadoluda 6 ilde herhangi bir karışıklık çıkarsa bölge işgal edilebilecektir. (24. Madde) (Bir Ermeni devleti kurulmasına zemin hazırlanmak istenmiştir.)

** Askeri Alandaki Maddeler :

– 50.000 kişilik Jandarma kuvveti dışındaki bütün Osmanlı orduları terhis edilecektir.

– Osmanlı donanması, gösterilen limanlarda İtilaf devletlerine teslim olacaktır.

– Osmanlı silah ve cephanesi İtilaf devletlerine teslim edilecektir.

– İtilaf devletleri esirleri serbest bırakılacak fakat Osmanlı esirleri serbest bırakılmayacaktır.

** Teknik ve Ekonomik Alandaki Maddeler : Demiryolları, bütün ulaşım ve haberleşme araçları, limanlar, Toros tünelleri ve geçitler İtilaf devletleri denetimine bırakılacaktır.

Not : Çok ağır şartlar taşıyan, işgallere zemin hazırlayan (özellikle 7. Maddesiyle) Osmanlı Devletini fiilen sona erdiren bir antlaşmadır. İstanbul Hükümeti anlaşmayı olumlu karşılamış, Mustafa Kemalin de içinde bulunduğu birçok aydın ise tepki göstermiştir.

Mondros’a karşı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, işgallerin başlamasıyla da Kuvay-ı Milliye birlikleri kurulmuştur.

Not : Osmanlının kayıtsız şartsız teslim belgesidir.

MONDROSTAN SONRAKİ İŞGALLER-İngiltere ,Musul (ilk işgal), Urfa, Antep ve Maraşı işgal etmiş, ayrıca İzmit, Eskişehir, Afyon, Samsun, Merzifon ve Batuma asker çıkarmışlar.

-İtilaf Devletleri İstanbul’u fiilen işgal etmiş (13 Kasım 1918)

-Fransa , Adana ve çevresini işgal etmiş.

-İtalya , Antalya ve Konya çevresini işgal etmiştir.

Not-1 : Urfa, Antep ev Maraş sonradan Fransaya devredilmiştir. Not-2 : Paris Barış Konferansından sonra Yunanlılar İzmiri işgal etmişlerdir. (15 Mayıs 1919)

MONDROSTAN SONRA KURULAN CEMİYETLERI. ZARARLI CEMİYETLER :

A) Azınlıkların Kurduğu Cemiyetler :

Mavri Mira : Rumlar kurmuştur. Batı Anadolu ve Trakyayı Yunanistana dahil ederek Megalo İdeayı gerçekleştirmek istemişlerdir. Yunan Kızıl Haçı, Fener Rum Patrikhanesi, okullardaki izci teşkilatları ve diğer Rum cemiyetleriyle işbirliği içindedirler.

Etnik-i Eterya : Megalo İdea amacıyla 19. Yy. başlarında kurulmuş aynı amaçla Mondrostan sonra da faaliyetlerini sürdürmüş bir Rum cemiyetidir.

Rum Pontus Cemiyeti : Fatih’in 1461′de ortadan kaldırdığı Trabzon Rum İmparatorluğunu yeniden kurmak için çalışmalar yapmıştır.

Hınçak ve Taşnak Cemiyeti : Çukurovadan Trabzona çizilen bir hattın doğusunda kalan bütün topraklarda bir Ermeni devleti (Magna Armania) kurak için çalışmalar yapmışlardır.

Alyans-İsrailit (Makkabi) Cemiyeti : Yahudi azınlık tarafından ekonomik, dini ayrıcalıklarını sürdürmek amacıyla kurulmuştur.

Türkler Tarafından Kurulan Milli Varlığa Düşman Cemiyetler :

İngiliz Muhipler Cemiyeti : İngilizlerle iyi geçinerek ülkeyi en az zararla kurtarmak isteyen ve İngiliz mandasını savunan bu cemiyette padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit gibi kimseler de üyedir.

Teali İslam Cemiyeti : Halifeye ve İslamiyete kesin bağlılıkla kurtuluşun gerçekleşeceğine inanmışlardır. İlmi, ahlaki, sosyal yollarla siyaset yapmışlardır.

Wilson Prensipleri Cemiyeti : Amerikan mandasını savunmuşlardır.

Sulh ve Selamet-i Osmaniye Cemiyeti : Kurtuluşun Osmanlı saltanatına bağlılık ve padişaha kesin itaatle mümkün olacağına inanmışlardır. Meşruti demokrasiyi ilke edinmişlerdir.

Kürt Teali Cemiyeti : Doğu Anadoluda bağımsız bir Kürt devleti kurmak için kurulmuşsa da halkın fazla desteğini alamamıştır.

Hürriyet ve İtilaf Fırkası : 20. Y.y. başlarında İttihat Terakkiye muhalif olarak kurulmuş Mondrostan sonra da milli mücadeleye karşı faaliyet sürdürmüştür.

Trabzon Adem-i Merkeziyet Cemiyeti : Trabzon ve çevresinde bağımsız bir Türk devleti kurmak istemişler, zamanla milli mücadele safına geçmişlerdir.

II.YARARLI CEMİYETLER :

* Trakya ve Paşaeli Cemiyeti : Trakya ve çevresini özellikle Mavri Miranın faaliyetlerine karşı korumak amacıyla kurulmuştur. İlk kurulan cemiyettir.

* İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Batı Anadoluyu Rumlara karşı korumak amacıyla kurulmuştur. İzmirin işgali sonrası Anadoluya milli mücadele için cephane taşımışlardır.

* Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Bir yandan Rum Pontus cemiyetine diğer yandan Adem-i merkeziyet cemiyetine karşı faaliyet gösteren, Trabzon ve çevresini korumaya çalışan cemiyettir.

* Kilikyalılar Cemiyeti : Çukurova bölgesini Ermenilere ve Fransızlara karşı savunmak amacıyla kurulmuştur.

* Harekat-ı Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyeti : İzmirin Yunanlılarca işgaliyle beraber ilhakı önlemek amacıyla kurulmuştur. İşgallere karşı fiilen karşı koymuşlardır.

* Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti : Merkezi Sivas olmak üzere kurulmuş ve kısa sürede bütün vatana yayılmıştır. İşgalleri protesto ettikleri gibi Milli Mücadeleye para ve Mal yardımı sağlamışlardır.

* Milli Kongre Cemiyeti : Türk halkının haklılığını basın yoluyla Dünya kamuoyuna duyurmayı amaçlayan bir cemiyettir. Silahlı direnişi düşünmemiştir.

* Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Doğu Anadoluda Ermeni devletinin kurulmasına engel olmak amacıyla ortak savunma kararı almış bir cemiyettir.

Not-1: Cemiyetlerin hemen hepsinin kuruluşunda dayandıkları nokta Wilson ilkeleridir.

Not-2: Milli cemiyetler kendi bölgelerin kurtarmak için kurulmuş, Sivas kongresinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleşmişlerdir.

Not-3: Milliyetçilik ve bağımsızlık amacıyla Mondros Müterakesinden sonra kurulmuşlardır.

Not-4: Başlangıçta basın-yayın yoluyla mücadeleyi, gerekirse silahlı direnişe geçmeyi amaçlamışlardır.

EĞİTİM ÖĞRETİM, HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

BESİN GRUBU NEDİR? BESİN GRUBU HAKKINDA BİLGİ – BESİN GRUBU ALBÜMÜ

BESİN GRUBU NEDİR? BESİN GRUBU HAKKINDA BİLGİ – BESİN GRUBU ALBÜMÜ

GOOGLE ARAMALARI ÖRNEKLER;

wilson hastalığı besin grubu nedir,besin grupları olarak,besin grupları nelerdir,besin grupları

temel besin grupları nelerdir,besin grupları nelerdir vikipedi,besin grupları nelerdir kısaca

içeriklerine göre besin grupları nelerdir,

*********** Besin Grubu Albümü  ************

* PERFORMANS ÖDEVİ ÖRNEĞİ PROJE ÖDEVİ ÇALIŞMASI *

resimli besin albümü, 2. sınıf besin grubu albümü nasıl hazırlanır.

Her besinin içinde bulunan besin öğeleri farklılık gösterir. Hem karbonhidrat hem protein içeren besinler gibi sadece yağ veya karbonhidrat içeren besinler de vardır. Çocuğunuzun ihtiyacı olan karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineralleri alabilmek için her gün 5 temel besin grubunu tüketmesi önemlidir.

1 – Süt Grubu

Süt Grubu

Süt ve yerine geçen besinler yoğurt, peynir, ayran, kefir ve cacık gibi sütten yapılan besinlerdir.

Süt grubu besinler, protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini (riboflavin) ve B12 vitamini gibi birçok besin öğesinin önemli kaynağıdır.

Her gün, çocukların ve gençlerin 3- 4 porsiyon, yetişkin bireylerin 2 porsiyon, gebe ve emzikli kadınların 2-3 porsiyon süt ve yerine geçen besinleri tüketmeleri gerekir.

2 – Et, Tavuk, Balık, Kurubaklagil, Yumurta Et, Tavuk, Balık, Kurubaklagil, Yumurta

Bu grup protein, demir, çinko, fosfor, magnezyum B6, B12, B1 ve A vitamini ile posa (kuru baklagiller) içerir.

Bu grupta bulunan besinler,

• Büyüme ve gelişmeyi sağlarlar. • Hücre yenilenmesi, doku onarımı ve görme işlevinde görev alan besin öğelerini içerirler. • Kan yapımında görevli en önemli besin öğelerini barındırırlar. • Sinir, sindirim sistemi ve deri sağlığında görev alan besin öğelerini sağlarlar. • Hastalıklara karşı direnç kazanılmasında başrolü üstlenirler.

3 – Ekmek ve Tahıl Grubu Ekmek ve Tahıl Grubu

Tahıllar Türk toplumunun temel besin grubudur. Buğday, pirinç, mısır, çavdar ve yulaf gibi tahıl taneleri ve bunlardan yapılan un, bulgur, yarma, gevrek ve benzeri ürünler bu grup içinde yer alır. Tahıl ve tahıl ürünleri vitaminler, mineraller, karbonhidrat (nişasta, lif) ve diğer besin öğelerini içermeleri nedeniyle sağlık açısından önemli besinlerdir. Tahıl tanelerinin yağında bol E vitamini bulunur. Tahıllar B12 dışındaki B grubu vitaminlerinden zengin, özellikle B1 vitamininin (tiamin) en iyi kaynağıdır. Bu vitaminler çoğunlukla tahıl tanelerinin kabuğunda ve özünde bulunur.

4 – Sebze ve Meyve Grubu Sebze ve Meyve Grubu

Sebze ve meyveler, mineraller ve vitaminler bakımından zengindir; büyük oranda su içerdikleri için kalori değerleri düşüktür. Bu grup, folik asit, A vitamininin ön öğesi olan beta-karoten, E vitamini, C vitamini, B2 vitamini, kalsiyum, potasyum, demir, magnezyum, posa ve kansere karşı koruyucu (antioksidan) özelliğe sahip bileşiklerden zengindir.

Her sebze farklı besin öğesi içerir; bu nedenle çeşitli renk ve türlerde sebze tüketmek gerekir. Özellikle koyu sarı sebzeler (havuç, patates), koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, marul, kıvırcık, pazı, semizotu, brokoli vb.) ve diğer sebzeler (domates, soğan, taze fasulye) dengeli bir şekilde tüketilmelidir.

Meyveler de içerdikleri besin öğeleri ve miktarı bakımından farklıdır. Bu nedenle tüketimlerinde çeşitlilik sağlanmalıdır. Genellikle turunçgil grubu C vitamini; kiraz, kara üzüm, karadut diğer antioksidanlardan zengin iken; muz, elma gibi meyveler potasyumdan zengindirler.

5 – Yağ ve Şeker Yağ ve Şeker

Yağlar vücut ısısının düzenlenmesi ve yağda eriyen vitaminlerin kullanılması için gereklidir, beynin ve hücre zarlarının yapıtaşını oluşturur, organları dış etkilere karşı korur. Hayvansal yağlar doymuş yağ içerdiği için mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Hayvan etlerinin yağlı kısımları tüketilmemeli, bitkisel yağlar kullanılmalıdır. Zeytinyağı, içerdiği yağ asidi nedeniyle günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır.

Şekerler saf karbonhidrattır ve yoğun enerji kaynağıdır. Fazla tüketimi şişmanlığa ve diş çürüklerine neden olabilir. Hareketi az olan bireylerin şekerli gıdaları aşırı tüketimi şişmanlık ile birlikte başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kanser için bir risk faktörü yaratır.

Su Su Grubu

Vücudumuzun %60’u sudur; susuz kalmak hayati risktir. Her gün 8 -10 bardak su içilmesi sağlık için çok önemlidir. Vücudumuzdaki zararlı maddelerin atılması, vücut ısısının denetimi, besinlerin emilimi ve sindirimi, eklemlerin kayganlığı için su çok önemlidir.

EĞİTİM ÖĞRETİM, HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Türkiyenin Matematik Konumu ve Etkileri hakkında bilgiler

Türkiye’nin Konumu

Matematik Konumu ve Etkileri

Türkiye, Kuzey Yarım Küre’de, 36-42 derece kuzey enlemleriyle 26-45 derece doğu boylamlarında arasında yer alır. Bu durumu ülkenin kutuptan çok Ekvator’a yakın olmasına ve ılıman kuşakta bulunmasına neden olmuştur. Bu durum, Türkiye’nin iklimi üzerinde etkili olmaktadır. Onun için Türkiye’nin iklimi ne kutup bölgelerindeki kadar soğuk, ne de ekvatoral bölgedeki kadar sıcak ve yağışlıdır.

Türkiye, 36° – 42° Kuzey paralelleri ile 26° 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye Ekvator’un kuzeyinde ve Greenwich’in doğusunda bulunan bir ülkedir. Türkiye’nin matematik konumunun sonuçları şöylece sıralanabilir:

– Doğu – batı istikametinde 76 dakika yerel saat farkı bulunur.
– Aynı anda tek ortak saat kullanılır. Çünkü doğu – batı yönünde fazla geniş değildir.
– Güneş ışınları hiçbir zaman dik açıyla gelmez.
– İki meridyen arası uzaklık yaklaşık olarak 85 – 86 km dir.
– Orta kuşakta yer alır.
– Mevsimler belirgin olarak görülür.
– Kışın cephesel yağışlar fazladır.
– Güneyden kuzeye gidildikçe güneş ışınlarının geliş açısı küçülür.
– Güneyden kuzeye gidildikçe cisimlerin gölge boyu uzar.
– Güneyden kuzeye gidildikçe gece – gündüz süreleri arasındaki fark artar.
– Kuzeyden esen rüzgârlar sıcaklığı düşürürken, güneyden esen rüzgârlar sıcaklığı yükseltir.
– Dağların güney yamaçları daha sıcaktır. Buna bağlı olarak güney yamaçlarda yerleşmeler fazladır

Özel Konum ve Etkileri

Türkiye özel konum bakımından çok çeşitli özelliklere sahiptir. Bunlar aşağıdaki başlıklar halinde belirtilir.

– Asya, Avrupa ve Afrika kıt’alarından oluşan ve Dünya Adası olarak isimlendirilen kara parçaları arasında menteşe durumundadır. Doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine bağlar.

– Türkiye dünya üzerinde iki kıtada toprakları bulunan üç ülkeden (diğerleri Rusya Federasyonu ve Mısır’dır) biridir.

– Kafkas, balkan ve Orta Doğu ülkeleri arasındadır.

– Doğu Akdeniz’de bir yarım ada durumunda olup üç tarafı denizlerle çevrilidir.

– İstanbul ve Çanakkale boğazlarıyla Ege denizi üzerinden Akdeniz’e, oradan da okyanuslara bağlantısı vardır.

Türkiye çok çeşitli yönlerden bir köprü görevi yapar:

– Asya ile Avrupa Kıt’aları arasında,
– Avrupa ülkeleriyle Orta Doğu ülkeleri arasında,
– Batı ile Doğu ülkeleri arasında,
– Müslüman ülkeleri ile Hristiyan ülkeleri arasında,
– Sanayi ülkeleri ile petrol ve tarım ülkeleri arasında,
– Doğu kültürü ile Batı kültürü arasında,
– Serbest ekonomi düzeni uygulayan ülkelerle devletçi ekonomi düzeni uygulayan ülkeler arasında köprü görevi yapmaktadır.

Türkiye Asya ile Avrupa kıt’alarında bulunan sekiz ülke ile sınır komşusudur. Türkiye biri büyük (Anadolu) diğeri küçük (Trakya) iki yarımadadan oluşan bir ülkedir. Dünya üzerinde sayılı ülke, bu kadar çok ülkelerle sınır komşusudur. Çok ülkeyle sınır komşusu olmak, jeopolitik yönden olumsuz bir özelliktir. Ayrıca bu sınırların uzun olması ve topoğafik engellerin bulunmaması da Türkiye için sorunlar yaratmaktadır.

TÜRKİYE’NİN SINIRLARI

Bugünkü milli sınırlarımızın başlıca özelliklerini genel olarak şöyle özetlenebilir:

1. Deniz ve kara toplam uzunluğu 11.086 km dir. Bunun 8333 km si (%75.7) deniz sınırları, 2753 km si ise (%24.3), kara sınırlarından oluşur.
2. Sınırlarının uzunluğu bakımından Türkiye, dünyanın en uzun sınırlı ülkeleri arasında yer alır.
3. Türkiye kıyılarının büyük bölümünü Anadolu kıyıları oluşturur. Örneğin 8333 km lik toplam kıyı uzunluğunun sadece 786 km si (%9.4) Trakya ve 1067 km si (%12.8) adaların kıyı uzunluklarıdır. Oysa, Anadolu kıyılarının toplam uzunluğu 6480 km yi bulur.
4. İran sınırımız dışındaki kara sınırlarımız hemen tümüyle yakın tarihimizde belirlenmiştir.
5. Kara sınırlarımızda coğrafi anlamda, sadece İran Irak sınırları dogal sınır niteliği taşımaktadır. Diğerleri ise yer yer bazı engellerden geçmekle birlikte çoğunlukla yapay sınır niteliği taşırlar.
6. Sınırlarımızın bazıları (İran, Irak ve Yunanistan sınırlarında olduğu gibi) tamamen politik sınırlar olup Türk nüfusunun bütünlüğünü bölmüşlerdir. Örneğin, İran sınırı Güney Azerbaycan’ı, Irak sınırı Musul-Kerkük-Erbil ve dolaylarında Türklerin yaşadığı yerleri, Yunan sınırı ise Batı Trakya’yı Anadolu Türklerinden ayırmaktadır.

Türkiye’nin sekiz komşusu vardır. Bunları bulundukları bölgelere göre üç grupta toplayabiliriz

Balkan Ülkeleri

1. Yunanistan: 212 km lik uzunluğa sahiptir. Sınır Meriç Irmağının ağız kısmında başlar ve Türkiye-Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarının kesişme noktasında son bulur.

2. Bulgaristan: 269 km lik uzunluğa sahip olan Bulgaristan sınırı Meriç ırmağının Türkiye girişinden başlar ve Karadeniz kıyılarında son bulur.

Kafkas Ülkeleri

1. Gürcistan: 276 km olan sınır Sarp Köyünden başlar ve Türkiye-Gürcistan ve Ermenistan kesişmesinde biter.

2. Ermenistan: Genel olarak Arpaçay ve Aras vadisini izleyerek Nahcivan-Türkiye sınırında biter.316 km uzunluğundadır.

3. Azerbaycan: Azerbaycan kendisine bağlı Nahcivan Özerk Cumhuriyeti vasıtasıyla Türkiye’ye komşudur.Türkiye-Nahcivan sınırı sadece 18 km uzunluğundadır.

Orta Doğu Ülkeleri

1. İran: Aras’ın ülkemizden ayrıldığı yöreden başlar ve Türk-İran-Irak sınırlarının kesişme noktasında biter.454 km uzunluğundadır.

2. Irak: Türkiye-İran sınırının bitiminden başlayarak Türkiye-Suriye-Irak kesişim noktasında biter.331 km uzunluğundadır.

3. Suriye: 877 km olan bu sınır kara sınırlarımızın en uzunudur edinmek istediğiniz bir konuya geçebilirsiniz..

kaynak; internet ortamından derlenmiştir. doğruluğu belli değildir, kaynak gösterilemez.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Türkiye’nin Coğrafi Konumu ve Özellikleri hakkında bilgi

TÜRKİYE’ nin COĞRAFİ KONUMU

Türkiye’nin Coğrafi Konumu ve Özellikleri

Türkiye Kuzey Yarım Küre’de, eski dünya karalarının birbirine en çok yaklaştıkları stratejik bir bölgede yer alır. Buna bağlı olarak matematiksel ve özel konumu ülkenin sosyal, politik ve ekonomik durumu üzerinde etkili olmaktadır.

Türkiye’nin Matematiksel Konumu

Türkiye 36° – 42° Kuzey enlemleri, 26°-45° Doğu boylamları arasında yer alır. Buna bağlı olarak;

Türkiye dört mevsimin belirgin olarak yaşandığı ılıman kuşakta yer alır
Güneş ışınları yıl içinde düz zeminlere dik gelmez. Bu nedenle yatay düzleme dik duran cisimlerin gölge boyları sıfır olmaz.
Ülkenin doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık zaman farkı vardır.

Türkiye’nin Özel Konumu

Türkiye’nin eski dünya karaları olan Asya ve Avrupa kıtalarında toprakları bulunur. Üç tarafı denizlerle çevrili yarımada özelliği taşır. Ortalama yüksekliği fazla olup (1130 m), yükseklik batıdan doğuya doğru artar. Yakın jeolojik zamanda oluştuğundan kırıklı arazisi fazladır. Bu nedenle tektonik depremler sık görülür. Maden çeşitleri fazladır. Ortadoğu ve Asya petrollerine yakınlığı, boğazlara sahip olması jeopolitik önemini artırır.

Türkiye’yi Çevreleyen Denizler

Karadeniz

Sularının Özellikleri

Karadeniz, bol su taşıyan akarsularla beslendiğinden ve bol yağışlı bir bölgede bulunduğundan su seviyesi yüksektir.

Bulunduğu enlem nedeniyle suların sıcaklığı Akdeniz sularına göre daha düşüktür

Derinlerde kükürtlü hidrojen gazının bulunması, 200 m’nin altındaki derinliklerde deniz canlılarının yaşamını engeller.

Tuzluluk oranı, %o 18’dir.

Akıntılar

Karadeniz’in su seviyesinin yüksek ve tuzluluk oranının düşük olması nedeniyle Karadeniz’den Marmara Denizi’ne doğru bir üst akıntı bulunmaktadır. Marmara Denizi’nden de Karadeniz’e doğru alt akıntı bulunur.

Kıyı Tipi

Karadeniz’in Anadolu kıyıları, dağlar kıyıya paralel uzandığından genellikle dik ve yüksek kıyılar şeklindedir. Boyuna kıyı tipi özelliğindedir. Bu nedenle, Anadolu kıyılarının gerçek uzunluğu ile kuş uçuşu uzunluğu arasındaki fark azdır.

Marmara Denizi

Sularının Özellikleri

Marmara Denizi sularının özelliği bakımından, Akdeniz ile Karadeniz arasında bir geçiş özelliği gösterir. Karadeniz’den olan üst akıntı nedeniyle yüzeyde %o 23 tuzluluk oranı, Akdeniz’den olan alt akıntının etkisiyle derinlerde %o 36 civarındadır.

Akıntılar

Akdeniz’in tuzlu suları alt akıntı ile Karadeniz’in az tuzlu suları ise üst akıntı ile Marmara Denizi sularına karışır.

Kıyı Tipi

Marmara Denizi kıyılarında birden fazla kıyı tipi görülmektedir. Örneğin, İstanbul ve Çanakkale Boğazı kıyılarında ria kıyı tipi, İzmit-Yalova arasında enine kıyı tipi, kuzey kıyılarında limanlı kıyı tipi görülür.

Ege Denizi

Sularının Özellikleri

Sularının özellikleri bakımından Akdeniz’e benzerlik gösterir. Tuzluluk oranı, Ege Denizi’nin kuzeyinde yaklaşık %o33, güneyinde ise yaklaşık %o 37 dir.

Akıntılar

Akdeniz’in tuzlu suları alt akıntı ile Ege Denizi sularına karışmaktadır. Karadeniz’den ise Ege Denizi’ne doğru üst akıntı bulunmaktadır.

Kıyı Tipi

Ege Denizi’nin Edremit – Kuşadası arası, dağlar kıyıya dik uzandığından enine kıyı tipindedir. Güneybatı Anadolu kıyıları ise (Bodrum, Marmaris, Datça) ria tipi kıyılardır.

Akdeniz

Sularının Özellikleri

Akdeniz sularının sıcaklığı diğer denizlerimizden daha yüksektir.

Bulunduğu enlem nedeniyle sıcaklık ve buharlaşma fazladır. Buna bağlı olarak, tuzluluk oranı %o 36 ilse %o 39 arasında değişir.

Akıntılar

Akdeniz’in çok tuzlu yoğun suları dip akıntı ile Marmara Denizi’ne ulaşır.

Kıyı Tipi

Akdeniz’in Anadolu Kıyıları genlikle boyuna kıyı özelliğindedir. Finike – Kaş arasında Dalmaçya kıyı tipi görülür.

Türkiye’nin Sınırları ve Komşuları

Türkiye’nin kara ve deniz sınırlarının toplam uzunluğu yaklaşık 11.000 km’dir. Burada Türkiye’nin kara sınırları ve komşuları incelenecektir.

Sınırları

Türkiye’nin kara sınırları yaklaşık 2753 km’dir. Irak ve İran sınırları doğal sınır özelliği taşımaktadır. Diğer sınırlarımız yer yer bazı engellerden geçseler bile büyük çoğunluğu politik sınır özelliğindedir. En uzun sınırımız 877 km’lik Suriye, en kısa sınırımız 18 km’lik Nahçıvan sınırıdır.

Komşuları

Asya ile Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bir köprü özelliğindeki Türkiye, Asya’da Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan, İran, Irak, Suriye, Avrupa’da Yunanistan ve Bulgaristan ile sınır komşusudur.

kaynak; internetten alıntı yapılmıştır, doğruluğu hakkında kaynak gösterilememektedir. bilgi amaçlıdır.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Besmelesiz başlayan sure hangisidir? Tevbe surenin başında neden besmele yoktur?

Besmelesiz başlayan sure hangisidir? TEVBE SURESİ – Bu surenin başında neden besmele yoktur?

Kur’ân-ı Kerimin ilk nüzulunda âyet ve sûreler kalemle yazıya geçtiğinde Tevbe Sûresinin başına Besmele yazılmadığı gibi, ne Sahabiler, ne Tâbiin, ne Tebe-i Tâbiin, ne de bunlardan sonra gelen âlimler yazmamışlardır. Sûrenin başına Besmele yazılmamasının ve okunmamasının sebep ve hikmetini birkaç maddede toplamak mümkündür.

Birincisi: Tevbe Sûresi uzun bir fâsıladan sonra nâzil olmuştur. Nâzil olduğunda da mânâ ve muhteva itibariyle Enfal Sûresi ile yakın bir irtibatı ve alâkası görüldüğünden onun devamı gibi mütalâa edilmiştir. Şöyle ki:

Enfal sûresinin son âyetleri müşriklerle Müslümanlar arasında cereyan eden cihad ve benzeri münasebetlerle biterken, bu sûrenin ilk âyeti de meâlen, “Müşriklerle aranızda antlaşma bulunanlara…” şeklinde başlamaktadır. Hatta öyle ki, Sahabiler arasında bu ikisini bir sûre zannedenler bile olmuştur. Fakat hem âyetlerinin çokluğu, hem sûrenin birçok isimle meşhur olması, hem de Peygamber Efendimizin (a.s.m.) açık olarak bunun başka bir sûrenin devamı olup olmadığı hususunda sessiz kalması, Tevbe Sûresinin ayrı bir sûre olduğunu beyana kâfi gelmiştir. Ayrıca tertip bakımından da Enfal’in son sayfası ile Tevbe’nin ilk sayfasına bakıldığında sûrelerin birbirlerinin devamı olduğu intibaını vermektedir. Bu sebeplerden dolayı sûrenin başına Besmele yazılmadığı gibi, okunmamaktadır da.

İkinci bir sebep: Sûre müşriklere ve münafıklara karşı şiddetli tehditler ihtiva ettiği ve müşriklere karşı savaş ilânı ile başladığı için; rahmeti, emniyeti ve selâmeti ifade eden Besmele, sûrenin başında yer almamıştır. Nitekim, Abdullah bin Abbas, Hazret-i Ali’ye (r.a.) “Enfal ile Tevbe arasına Besmele niçin yazılmadı” şeklindeki suale Hz. Ali şu hikmetli cevabı vermiştir: “Çünkü Bismillahirrahmanirrahim de eman ve emniyet vardır. Halbuki bu sûre kılıç ve anlaşmayı bozan müşrikler hakkında nazil olmuştur.”

Üçüncü bir sebep ise; bu sûre ile Müslümanların daha önce ortak savunma ve benzeri hususlarda müşriklerle akdetmiş oldukları antlaşma ve dostlukların tamamen kaldırıldığı beyan edilmektedir. Nitekim 5. âyette meâlen, “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, hapsedin ve onların bütün yollarını tutun…” buyurulmaktadır. Harpte de eman ve acıma bulunmadığından sûrenin başına Besmele konmamıştır. Hatta Rahman ve Rahim isimlerini zikretmeyerek sûreye “Bismillah berâetün minallah” diyerek başlamak bile uygun görülmemektedir. Bunun için sûrenin başında Besmele nâzil olmadığı ve yazılmadığı gibi, okunması da caiz görülmemiştir. Hattâ namazda zamm-ı sûre bu sûrenin başından itibaren okunarak başlansa dahi namazın bozulacağı bildirilmektedir.

Bu konudaki izah farklılıkları bir yana, İslâm âlimleri bu sûrenin başında besmelenin yazılmaması ve okunmaması gerektiği hususunda fikir birliği içinde­dirler. Bunun herkesçe kabul edilen ortak sebebi Resûlullah’ın bu sûrenin başında besmeleyi yazdırmamış olmasıdır. Bu durum, Kur’an’ın hiçbir değişikliğe uğratılmaksızm, aynen Hz. Peygamber’den öğrenildiği biçimde sonraki nesillere aktarıl­ması konusunda sahabenin büyük bir titizlik gösterdiğini ve bu ulvî emanetin ne­siller boyu özenle korunduğunu açıkça ortaya koyan kanıtlardan biri sayılmalıdır. (bk. Razi Tevbe Suresinin başı)

Şu hususa da işaret edilmelidir ki, Tevbe sû­resinde besmele çekilmemesi bu sûrenin başıyla ilgilidir. Şayet Kur’an okumaya bu sûrenin başından başlanacaksa sadece “eûzü” çekilir; daha sonraki bir âyetin­den başlanacaksa eûzü ile birlikte besmele de okunur. Enfâl sûresinden Tevbe sû­resine geçilirken ise eûzü-besmele okumaksızın kıraate devam edilir. (bk. Yes’elûneke Fi’d-Dîni vel-Hayat, 1:313-314: Hak Dini Kur’ân Dili,4:2442-44; Kur’an Yolu, Heyet, Tevbe Suresinin başı)

Mehmed Paksu

kaynak : Sorularla İslamiyet

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

mekkenin fethi hakkında bilgi

mekkenin fethi hakkında ansiklopedik bilgi- mekkenin fethinin önemi manası açıklaması

Mekke’nin Fethi sayıca az olan ilk Müslümanların müşriklere karşı imanlarını korumak ve yaymak maksadıyla hicret ettikleri Mekke’yi, on yıl sonra güçlü ve kalabalık bir ordu halinde geri dönüp fethetmeleri. Hicretin altıncı yılında Peygamber efendimizle Hudeybiye Antlaşmasını yapan Mekkeli müşrikler, iki yıl sonra bu antlaşmayı bozdular. Sulhun devamı için Müslümanlara yapılan yeni tekliflere de uymadılar. Peygamber efendimizin hazırladığı İslam ordusu, hicretin onuncu yılında müşriklerden Mekke’yi kan dökülmeden aldı.

Mekkeli müşrikler; Muhammed aleyhisselama Peygamberlik verilip insanları şirkten, puta tapmaktan vazgeçmeye ve Allahü tealaya iman etmeye davete başladığı günden itibaren sevgili Peygamberimizle Müslümanlara şiddetli düşmanlık gösterdiler. Bunun üzerine Allahü teala tarafından Müslümanların hicret etmelerine izin verildi. Böylece Mekkeli Müslümanlar mallarını mülklerini bırakarak Medine’ye hicret ettiler. (Bkz. Hicret)

Peygamberimizin Mekkeli müşriklerle sulh ve harp devri olmak üzere iki şekilde münasebeti oldu. Sulh devrinde müşriklerin alay, hakaret, işkence bütün münasebetleri kesme ve şiddete başvurma gibi çeşitli safhalarda sürdürdükleri düşmanlık, hicretin ikinci yılında harp şekline dönüştü.

Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicret etmesinden sonra da düşmanlıklarını devam ettiren müşrikler, ordu hazırlayıp Medine’de bulunan Müslümanlar üzerine yürüdüler. Bedir, Uhud, Hendek gibi kanlı savaşlar yapıldı (Bkz. İlgili mad.). Bu savaşlarda Müslümanlar karşısında tutunamayıp perişan oldular. Nihayet hicretin altıncı yılında Peygamberimizle sulh yapmayı kabul ettiler ve Hudeybiye Antlaşmasını imzaladılar.

On yıl süre için imzalanan bu antlaşmanın bir maddesine göre Kureyş kabilesi dışında kalan diğer Arap kabileleri, Müslümanlardan veya müşriklerden istedikleri tarafın himayesine girebileceklerdi (Bkz. Hudeybiye Antlaşması). Bu antlaşma gereğince Huzaa kabilesi Peygamberimizin, Beni Bekr kabilesi de müşriklerin himayesine girmişti. Bu iki kabile arasında eskiden beri sürüp gelen bir düşmanlık vardı. Bahaneler arayarak hadise çıkarmak isteniyordu. Bir gün Mekkeli müşriklerin himayesindeki Beni Bekr kabilesinden biri şiir okuyarak Peygamber efendimizi hicvetmeye yeltendi. Huzaa kabilesinden bir genç buna razı olmayıp, hicvedici şiir okuyan adama bundan vazgeçmesini söyledi. Fakat o vazgeçmedi. Bunun üzerine başına vurup, yardı ve susturdu. Beni Bekr kabilesi bu hadiseyi bahane ederek Huzaa kabilesi üzerine aniden saldırdı. Kureyş müşrikleri de bu saldırıda Beni Bekr kabilesine yardımda bulundukları gibi kıyafet değiştirerek onlarla birlikte Huzaa kabilesi üzerine saldırdılar. Hudeybiye Antlaşması gereğince emin bulunan Huzaa kabilesi, bu ani saldırıda hazırlıksızdı. Yerleşmiş oldukları Vetir Suyu denilen yerden Mekke’ye kadar kaçmak zorunda kaldılar. Kabe’ye ve hareme sığınmış oldukları halde üzerlerine hücum edildi ve neticede Huzaa kabilesinden yirmi üç kişi öldürüldü.

Bu saldırıda himayelerinde bulunan Beni Bekr kabilesine at ve silah vermek gibi yardımda bulunmaktan başka bilfiil çarpışmaya da katılan Kureyş müşrikleri, Hudeybiye Antlaşmasını bozdular.

Huzaa kabilesi durumu Peygamber efendimize arz etmek üzere kabileden 40 kişilik bir heyeti Medine’ye gönderdiler. Peygamberimiz Huzaa kabilesinden gelen heyeti, kendilerine mutlaka yardım edeceklerini vaad ederek, yurtlarına geri gönderdi.

Sevgili Peygamberimiz bunun üzerine Mekkeli müşriklere haber göndererek; “Ya Huzaa kabilesinden öldürülenlerin diyetini (kan bedelini) ödeyiniz veya Beni Bekr kabilesini himayeden vazgeçiniz. Bunlardan birini kabul etmezseniz Hudeybiye Antlaşmasını bozduğunuzu ve bunun neticesi olarak sizinle harb edeceğimizi biliniz.” teklifinde bulundu.

Mekkeli müşrikler bu teklifleri kabul etmediklerini ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Böylece Hudeybiye Antlaşması resmen bozulmuş oldu. Antlaşmayı bozan Kureyş müşrikleri, kısa bir müddet sonra da antlaşmayı yenilemek istediler. Bu maksatla o zaman henüz Müslüman olmamış olan Ebu Süfyan’ı Medine’ye gönderdiler.

Ebu Süfyan Medine’de kendi kızı ve Peygamberimizin zevcesi olan Ümmü Habibe’ye ve Eshab-ı kiramın ileri gelenlerine, sonra da Peygamberimize gidip, sulhu yenilemek istediklerini söylediyse de müsbet cevap alamadı. Ebu Süfyan son olarak hazret-i Ali ile görüştü. Ali radıyallahü anh ona; “Sen Kureyşin ileri gelenisin, çıkıp halk içinde antlaşmayı yeniliyorum.” dersin, diyerek başından savdı.

Ebu Süfyan, Peygamberimizin mescidine girdi; “Ey insanlar ben her iki tarafı da himayeme alıyor sulhu yeniliyorum.” dedi. peygamberimiz; “Ya Eba Süfyan! Bunu sen söylüyorsun, ben değil.” buyurdu. Ebu Süfyan bundan sonra Mekke’ye döndü. Mekke’ye varınca Kureyş müşriklerine durumu anlatıp; “Hayatımda eshabının Muhammed’e gösterdiği bağlılık ve itaat gibi bir itaatle bağlanan bir kavim görmedim.” dedi. Müşrikler; “Sen hiçbir şey yapmamışsın, senin kendi kendine ilan ettiğin sulhun hiçbir hükmü olmaz. Sen bize sulh haberi getirmedin ki emin olalım, harp haberi de getirmedin ki harbe hazırlanalım.” diyerek Ebu Süfyan’a sitem ettiler.

Ebu Süfyan Mekke’den döndükten sonra, Peygamberimiz, hazret-i Ebu Bekr’le Ömer’i çağırdı. İstişare yaptı ve harbe karar verdi. Hazırlığa başlanıp, ordu toplandı. Bütün hazırlıklar gizli tutuldu. Mekke yollarının tutulması ve kontrol işi Huzaa kabilesine verildi. Bu kontrol son derece titizlikle yapıldı. Ancak bu durum Medine’den Mekke’ye gitmekte olan bir kadın vasıtasıyla gönderilen mektupla Mekkelilere haber verilmek istendi. Bazı sebeplerle girişilen bu teşebbüs Peygamberimize Allahü teala tarafından Cebrail aleyhisselamla gönderilerek bildirildi. Peygamberimiz, hazret-i Ali ile hazret-i Zübeyr bin Avvam ve Mikdad bin Esved’i (radıyallahü anhüm) çağırıp; “Sür’atle gidiniz Hah denilen yere vardığınızda bir hatun bulursunuz. Onda bir mektup vardır. O mektubu alıp bana getiriniz.” buyurdu. Süratle gidip kadını buldular. Mektubu istediklerinde kadın; “Benim yanımda mektup yok.” diyerek gizlemek istedi. Hazret-i Ali kılıcını çekip; “Resulullah asla yalan söylemez.” deyince kadın saç örgüsünün arasına sakladığı mektubu çıkarıp verdi. Böylece haber verme teşebbüsü engellendi.

Sevgili Peygamberimiz bütün hazırlıkları tamamladıktan sonra on bin kişilik bir ordu ile Mekke’ye doğru yola çıktı. Medine’den hareket Ramazanın ilk günlerinde idi. Bu sırada hazret-i Abbas da Medine’ye hicret ediyordu. Yolda İslam ordusu ile karşılaştı. Daha önce Müslüman olduğu halde durumu müşriklerden gizleyerek Mekke’de kalmıştı. Peygamberimiz, amcası hazret-i Abbas’a; “Muhacirlerin sonuncusu sen oldun.” buyurdu.

Peygamberimiz ordusuyla Mekke’ye yaklaşırken yollar tamamen tutulmuş olduğu için Kureyş müşrikleri üzerlerine gelen İslam ordusundan habersizdi. Sevgili Peygamberimiz, savaş düzenine soktuğu ordusunda kabilelere bayrak ve sancaklar verdi. Merru’z-Zahran denilen yere varınca karargah kuruldu. Burada Peygamberimiz, gece vakti on bin ateş yakılmasını emretti. Her birlik kendi çadırı önünde ateş yaktı. Bir anda her tarafı aydınlatan binlerce ateşin yandığını gören Mekkeliler neye uğradıklarını bilemeyip iyice şaşırdılar. Hemen Ebu Süfyan’ın yanına toplandılar. Ebu Süfyan yanına aldığı üç dört kişiyle durumu öğrenmek için İslam ordusunun bulunduğu yere doğru yürüdü. Karargaha yaklaştığı sırada İslam askerleri onu yakaladılar. Hazret-i Abbas onu alıp Resulullah’ın huzuruna götürdü. Peygamberimiz Ebu Süfyan’ı affedip, amcası Abbas’a; “Onu bu gece çadırına götür sabah bana getir.” buyurdu. Sabah olunca Resulullah’ın huzuruna götürüldüğünde; “Ey Ebu Süfyan! Henüz, La ilahe illallah, diyeceğin vakit gelmedi mi?” buyurdu. Ebu Süfyan Peygamberimize; “Anam babam sana feda olsun. Bu kadar cefadan sonra beni hidayete çağırıyorsun, ne hoş hilm ve ne güzel kerem sahibisin. İnandım ki Allahü tealadan başka ilah yoktur.” dedi. Sevgili Peygamberimiz; “Benim peygamber olduğumu da tasdik etme zamanın gelmedi mi?” buyurunca Ebu Süfyan, Kelime-i şehadeti söyleyerek Müslüman oldu.

Peygamberimiz Ebu Süfyan’a (radıyallahü anh); “Kim Ebu Süfyan’ın evine, Kabe’ye, Mescid-i Haram’a ve kendi evine sığınırsa emindir.” buyurarak Mekkeli müşriklere bunu bildirmesini emretti. Ebu Süfyan, Mekke’ye dönmek üzere izin istediğinde Peygamberimiz amcası hazret-i Abbas’a; “Ebu Süfyan’ı al, ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götür İslam ordusunun büyüklüğünü görsün.” buyurdu. Abbas (radıyallahü anh); onu alıp ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götürdü. Ordu hareket edip, Eshab-ı kiram kabile kabile Ebu Süfyan’ın önünden geçiyor “Allahü ekber” sedaları her tarafı çınlatıyordu. Her birlik geçtikçe Abbas (radıyallahü anh) ona tanıtıyordu. En son Peygamberimizin bulunduğu birlik geçti. Bundan sonra Ebu Süfyan süratle Mekke’ye döndü. Mekke’ye varınca kendisini heyecan ve endişe ile bekleyen Kureyşlilere: “Ey Kureyş! Bu gelen Muhammed’dir (sallallahü aleyhi ve sellem) karşısına çıkılmayacak bir kuvvetle Mekke’ye geliyor. Her kim Ebu Süfyan’ın evine, Mescide sığınır veya kendi evine kapanırsa emindir.” dedi.

Ebu Süfyan’ın (radıyallahü anh) sözlerini heyecanla dinleyen Kureyş müşrikleri büyük bir şaşkınlık içine düşüp, bir kısmı Ebu Süfyan’ın evine bir kısmı Harem-i şerife girdi. Bir kısmı da kendi evine kapanıp dışarı çıkmadı. Silahını alıp sokaklarda dolaşanlar da görülüyordu.

Peygamberimiz, Mekke’ye girerken kumandanlara şehre hangi semtlerden gireceklerini gösterip, orduyu dört kola ayırdı ve; “Size karşı konulmadıkça ve saldırılmadıkça hiç kimseyle çarpışmaya girmeyiniz! Hiç kimseyi öldürmeyiniz!” buyurdu. Yalnız Mekkelilerden bazı kimselerin bunun dışında olduğunu bildirdi.

İslam ordusu, kollar halinde Mekke’ye girdi. Sadece Halid bin Velid’in (radıyallahü anh komuta ettiği birliğe karşı bir grup müşrik karşı koydu. Halid bin Velid hücum edenlerin on üçünü öldürdü, diğerlerini dağıttı.

Peygamberimiz, Kusva adlı devesi üzerinde Fetih suresini okuyarak Mekke’ye girdi. Sağında Ebu Bekr, solunda Üseyd ibni Hudayr, etrafında Muhacirin ve Ensar’dan bir kısım eshab vardı. Kabe’yi görünce tekbir getirdiler. Yükselen tekbir sadalarının akisleri dağlardan geliyordu. Peygamberimiz Kusva adlı devesinin üzerinde Harem-i şerife girdi. Kabe’yi deve üstünde yedi defa tavaf etti. Tavaf sırasında Kabe’deki putlar, elindeki değnekle işaret ettikçe ve dokundukça, devriliyor ve; “De ki hak geldi batıl zail oldu, çünkü batıl yok olmaya mahkumdur.” mealindeki İsra suresi 8. ayetini okuyordu. Yüksek yerlerde bulunan putların da devrilmesi için Hazret-i Ali; “Ya Resulallah! Omuzuma basarak deviriniz.” deyince, “Ya Ali, sen nübüvvet sikletine tahammül edemezsin, sen benim omuzuma bas bu işi yerine getir.” buyurdu. Allah’ın Arslanı, emre uyarak mübarek omuzuna basıp yüksekte bulunan putları devirdi ve büyük nimetlere kavuştu.

Peygamberimiz daha sonra Kabe’nin anahtarını isteyip kapısını açtırdı. Hazret-i Ömer ile Osman bin Talha’ya Kabe’nin içine girip oradaki putları devirmelerini ve putlardan temizlemelerini emretti. Onlar da girip buradaki putları kırıp parçaladılar. Böylece Kabe’nin içi putlardan temizlendi. Sonra Peygamberimiz, Ömer, Bilal-i Habeşi, Üsame-tübni Zeyd ve Osman bin Talha (radıyallahü anhüm) ile birlikte Kabe’nin içine girdi. İki rekat namaz kıldı ve Beyt-i şerifin içini dolaşıp her tarafında tekbir getirdi ve bir müddet Kabe’nin içinde kaldı. Bu sırada Mekkeli Kureyş müşrikleri de, Mescid-i Haram’a toplanıp, Kabe’nin etrafını sararak haklarında verilecek kararı heyecanla bekliyorlardı.

Peygamberimiz, Kabe’nin kapısının eşiğine durup sabırsızlıkla bekleyenlere karşı şöyle buyurdu: “Allah’dan başka ilah yoktur. Yalnız Allah vardır. O’nun eşi ve ortağı yoktur. O vaadini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Bütün düşmanlarımızı dağıttı. İyi biliniz ki cahiliyye devrine ait olan eski görenekler, kan ve mal davaları artık şu iki ayağımın altındadır, ortadan kaldırılmıştır. Yalnız Kabe hizmetiyle hacılara su dağıtma işi bırakıldı.

Ey Kureyş cemaati! Allah sizden eskiden kalma gururu, babalarla, soylarla övünmeyi giderdi. Bütün insanlar adem’den, adem de topraktan yaratılmıştır.” Peygamberimiz devam ederek; “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve sizi milletlere, kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız (öğünesiniz diye değil) Allah katında en iyiniz takvası en çok olanınızdır. Şüphesiz ki, Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. Mealindeki ayet-i kerimeyi okudu (Hucurat suresi: 13).

Sonra da; “Ey Kureyş topluluğu! Şimdi size nasıl muamele edeceğimi sanıyorsunuz?” diye sordu. Kureyşliler: “Hayır umarız, sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun! Ancak bize hayır ve iyilik yapacağına inanırız.” dediler. Peygamberimiz “Yusuf’un kardeşlerine dediği gibi ben de size: Bugün artık size geçmişten sorumluluk yoktur, derim. Haydi gidiniz, serbestsiniz.” buyurdu. O gün öğle namazı vaktinde Bilal-i Habeşi Sevgili Peygamberimizin emriyle ezan okudu.

Mekke’nin fethinin ikinci günü Peygamberimiz bir hutbe daha okudu. Bu Müslümanların kardeş olduğunu ve karşılıklı haklarını ve daha birçok hususu bildirdi. Peygamberimiz umumi af ilan ettikten sonra, Kureyşliler Müslüman oldular. Seneler önce kendilerini imana davet ettiğinde inanmayanlar, o gün Safa Tepesinde Peygamberimize biat ettiler. Erkekler, Allahü tealadan başka ilah olmadığına, Muhammed aleyhisselamın Allahü tealanın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederek İslamiyet ve cihad üzerine; Kadınlar, imandan sonra Allahü tealaya şirk koşmamak, hırsızlık ve zina yapmamak, çocuklarını öldürmemek ve asi olmamak üzere biat ettiler.

Mekkeli müşrikler içinden bazı azılı kimseler umumi aftan hariç tutulmuştu. Bunlardan Mekke’nin fethi sırasında kaçanların bazısı yakalandıkları yerde öldürüldü. Fakat pek çoğu yine affedildi. Bunlardan affa uğrayıp, Müslüman olanlardan Ebu Cehil’in oğlu İkrime, Abdullah bin Sad, Vahşi ve Ebu Süfyan’ın hanımı Hind, Safvan, Ka’b ibni Züheyr ve Habban (radıyallahü anhüm) gibi kimseler vardı.

Peygamberimiz fetihten sonra on beş gün Mekke’de kaldı. Bu sırada Mekke çevresindeki yerlerde bulunan putlar da kırıldı. Böylece Mekke ve çevresi putlardan temizlendi. Orada bulunanlar Müslüman olmakla şereflenerek dünya ve ahiret saadetine kavuştular.

Mekke’nin fethi İslam tarihinde değil, bütün cihan tarihinde benzeri bulunmayan bir hadisedir. İmanları-İslamlıkları sebebiyle yurtlarından ayrılan Sevgili Peygamberimiz ve Eshab-ı kirama Allahü tealanın en büyük lütuflarından biridir. Bu fetihle Arabistan Yarımadasında şirkin (Allah’a ortak koşmak) cemiyet ve güç halindeki varlığı sona ermiş, Kabe ve civarı putlardan temizlenmiş, tevhid inancı kesin hakimiyetini ilan etmiştir. Mekke’nin fethi ile Arabistan Yarımadasında ilk İslam Devleti de kuruluşunu tamamlamış, bundan sonra İslamiyet üç kıtaya hızla yayılmaya başlamıştır. Mekke’nin fethi, İslamiyette öylesine derin mana ve hikmetlerle doludur ki, daha sonraki asırlarda yaşamış İslam alim, evliya ve kumandanları da çeşitli vesilelerle bu fethi kendilerine örnek alıp, hal ve işlerine de ölçü kabul etmişlerdir.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

MEKKENİN FETHİ – TARİHİ AÇIKLAMASI HAKKINDA BİLGİ

(Hicret’in 8. senesi Ramazan ayı, Cuma / Milâdî 630 Ocak)

Mekke: Yeryüzünde tevhidin timsâli ilk mâbed olan Kâbe’nin bulunduğu şe­hir… O Kâbe ki “Çok mübarek ve âlemlere hidayet olan Beyt’tir.”[1]Mübare­kiyeti ve hidayete vesile oluşu Tevhid-i İlâhî’nin mücessem bir delili olmasın­dan ileri gelmektedir. İlk bânisi, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (a.s.), onu bu gaye için inşa et­mişti. Zamanla bina gözden kaybolacak vaziyete gelmiş, fakat te­melleri sâbit kalmıştı. Ebu’l-Enbiya [Peygamberlerin Babası] la­ka­bıyla anılan Hz. İbrahim, Allah’ın emir buyurma­sıyla, oğlu Hz. İs­mail’le bir­lik­te, bu temel üzerine Kâbe’yi yeniden inşa etmişler ve Kâbe “tevhid” inancı­nın yeniden mücessem bir sembolü olmuştu.

*** MEKKENIN FETHI ***

Hudeybiye andlasmasina göre Huzaa kabilesi, Resulullaha,Bekirogullari kabileside Kureys kabilesi himayesine girmisdi.Fakat Bekirogullari kabilesi ansizin Kureyslilerden Saffan bin Umeyye,Ikrime bin Ebu Cehil, Süheyl bin Amr, Huveytib bin Abduluzza, Mükrez oglu Hafz ve bir kisim kureysli müsriklerle Huzaa kabilesi üzerine saldirmislar ve onlardan 23 kisiyi öldürmüslerdi.Bunun üzerine Huzaa kabilesinden Amr bin Salim Huzai 4I kisilik toplulukla peygamberimize geldiler ve olayi Resulullaha anlattilar. Resulullah Kureyslilere, ya bu saldirida öldürülen 23 kisinin diyetinin ödenmesini yada Kureyslilerin Bekirogullarinin himayesini birakmasini istedi. Kureysli Müsrikler bunlari da kabul etmediler.Fakat yinede anlasmayi bozduklari için içlerini korku bürüdü. Ve tekrar anlasma yapmalari için Ebu Süfyan-i Medineye yolladilar. Ebu Süfyan Peygamberimizden ve Sahabilerden Eman dilediysede kabul görmedi ve mekkeye eli bos olarak döndü.Peygamberimiz büyük bir ordu hazirlayarak gizlice Mekke sehrini kusatti. Aniden basilan Mekkeli Müsrikler neye ugradiklarini sasirmislar ve savas hazirligini bile yapamamislardi. On ikibin kisilik büyük islam ordusu hiç bir büyük olaya karismadan kolayca Mekke sehrini fethetmislerdir.Hicretin sekizinci yilinda Resulullah (s.a.s.)’e boyun egen Mekke, bu tarihten sonra yeni bir dönemi yasamaya basladi. Allah Teâlâ’nin mübarek kildigi, Islâm dininin merkezi olan bu belde, sirkten, putperestlikten ve bütün diger hurafelerden arindirilmis yeni bir hayata kavustu. Daha önce bagimsiz bir sehir devleti olan Mekke’nin, fetihten sonra ekonomik ve sosyal durumu da degismisti. Mekke, ihtiyaçlarini temin edebilmek için ihtiyaç duydugu yogun kervan faaliyetlerine eskisi gibi bagimli degildi. Zira, Islâm devleti elde ettigi gelirleri ihtiyaç olan yerlere adil bir sekilde taksim ettigi için Mekke’nin ihtiyaç duydugu her sey Islâm devleti eliyle saglaniyordu. Ayrica eski ticarî faaliyetler, Mekke için artik hayatî olma özelligini yitirmisti. Mekke, Hac zamanlarinda çok degisik bir manevî atmosfer altinda hareketli ve canli günler yasiyordu. Bu zaman zarfinda çok yogun bir ticarî faaliyeti de sahne oldu. Ayrica Mekke, yeryüzündeki bütün müslümanlarin kalplerinde yasattiklari ve oraya ulasip, Hac ibadetini yerine getirmek için büyük fedakârliklari göze aldiklari bir manevî sehir olma özelligini kiyamete kadar sürdürecektir.

Kaynak: Islam tarihi

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Namaz Sureleri – Namazda Okunan Sureler – Türkçe Arapça Okunuşu Meali Anlamı

Namazda okunan sureler, namaz sureleri türkçe ve arapça okunuşu, namaz sureleri oku dinle meali anlamı

  Fatiha Suresi 
fatiha suresi

belediye başkanı adayları isim listesi FATİHA SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.Bismil -lâ-hir- Rahmân-ir’Rahıym 2.El-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn. 3.Er’Rahmânir-Rahiym. 4.Mâliki Yevmiddiyn 5.Iyyâake-nâbüdü ve iyyâakenesteiyn  6.İhdinassırâtal-müstekıym 7.Sıraatalleziyne-en’amte aleyhim, gayril mağdubi aleyhim ve leddâlliyn. Amin.
belediye başkanı adayları isim listesi FATİHA SURESİ MEALİ ANLAMI
1.Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla.  2.Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.  3.O, rahmândır ve rahîmdir.  4.Ceza gününün mâlikidir. 5.Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.  6.Bize doğru yolu göster. 7.Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların  ve  sapmışların yolunu değil!
  Fil Suresi  
fil suresi

belediye başkanı adayları isim listesi FİL SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.Elem tera keyfe feale rabbüke bi eshaabil fiyl  2.Elem yec’al keydehüm fii tadliyl  3.Ve ersele aley him tayran ebâabiyl  4.Termiyhim bi hıcâaratim min sicciyl  5.Fecealehüm Ke asfim me’küül
belediye başkanı adayları isim listesi FİL SURESİ MEALİ ANLAMI
1.Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?  2.Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?  3.Onların üstüne ebâbil kuşlarını gönderdi. 4.O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.  5.Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.
  Kureyş Suresi 

kureyş suresi

belediye başkanı adayları isim listesi KUREYŞ SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.Li iylâafi kurayşin  2.İlâafihim rihleteş şitâaaai vessayf  3.Fel ya’büdüü rabbehâazel beyt  4.Ellezii et ‘amehüm min cuuın ve âmene hüm min havf
belediye başkanı adayları isim listesi KUREYŞ SURESİ MEALİ ANLAMI
1.Kureyş’e kolaylaştırıldığı,  2.Evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için,  3.Onlar, şu evin Rabbine kulluk etsinlerki, 4.Kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kıldı.
  Maun Suresi
maun suresi

belediye başkanı adayları isim listesi MAUN SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.Eraeytellezi yükezzibü biddiyn  2.Fezâalikellezii yedü’ul yetiym  3.Velâa yehuddu alâa ta’aamil miskiyn 4.Feveylül lil musalliyn 5.Elleziyne hüm an salâatihim sâahüün  6.Elleziyne hüm yüraaaa üüne  7.Ve yemneuunel mâauun

belediye başkanı adayları isim listesi MAUN SURESİ MEALİ ANLAMI

1.Dini yalanlayanı gördün mü?  2.İşte o, yetimi itip kakar;  3.Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;  4.Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,  5.Onlar namazlarını ciddiye almazlar.  6.Onlar gösteriş yapanlardır,  7.Ve hayra da mâni olurlar.

  Kevser Suresi  

kevser suresi

belediye başkanı adayları isim listesi KEVSER SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ

1.İnnâa e’taynâakel kevser 2.Fesalli li rabbike ven har 3.İnne şâanieke hüvel ebter

belediye başkanı adayları isim listesi KEVSER SURESİ MEALİ ANLAMI

1. Kuşkusuz biz sana Kevser’i verdik.  2.Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.  3.Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.

  Kâfirun Suresi

kafirun suresi

belediye başkanı adayları isim listesi KAFİRUN SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.Kul yâa eyyühel kâafiruun  2.Lâa e’büdü mâa tebüdüün  3.Velâa entüm aabidüüne mâa a’büd 4.Velâa ene aabidüm mâa abed-tüm 5.Velâa entüm aabidüüne mâa e’büd  6.Leküm diynüküm veliye diyn
belediye başkanı adayları isim listesi KAFİRUN SURESİ MEALİ ANLAMI
1.De ki: Ey kâfirler!   2.Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam.  3.Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz.  4.Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. 5.Evet, siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. 6.Sizin dininiz size, benim dinim de banadır
  Nasr Suresi 

nasr suresi

belediye başkanı adayları isim listesi NASR SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.İzâa câaaae nasrullaahi vel fethu 2.Ve raeytennâase yedhu-lüüne fii diynillahi efvâacâa 3.Fesebbih bihamdi rabbike vesteğfirhü innehüü kâane tevvaâbâa
belediye başkanı adayları isim listesi NASR SURESİ MEALİ ANLAMI
1.Allah’ın yardımı ve zaferi geldiği,  2.Ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit  3.Rabbine hamdederek O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O,  tevbeleri çok kabul edendir.
Tebbet Suresi 

tebbet suresi

belediye başkanı adayları isim listesi TEBBET SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.Tebbet yedâaa ebiylehebivve tebbe  2.Mâa ağnâa anhü mâalü-hüü ve mâa keseb  3.Se yaslâa nâaran zâate leheb  4.Vemraetühüü hammâaletel hatab  5.Fii ciydihâa hablüm mim mesed
belediye başkanı adayları isim listesi TEBBET SURESİ MEALİ ANLAMI
1.Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da. 2.Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi.   3.O, alevli bir ateşte yanacak.   4.Odun taşıyıcı olarak karısı da (ateşe girecek).  5.Ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde.
 İhlas Suresi

ihlas suresi

belediye başkanı adayları isim listesi İHLAS SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.Kul hüvellâahü ehad  2.Ellâahüs samed  3.Lem yelid ve lem yüüled 4.Velem yeküllehüü küfüven ehad
belediye başkanı adayları isim listesi İHLAS SURESİ MEALİ ANLAMI
1.De ki: O, Allah birdir.  2.Allah sameddir.  3.O, doğurmamış ve doğmamıştır.  4.Onun hiçbir dengi yoktur
  Felak Suresi  
felak suresi

belediye başkanı adayları isim listesi FELAK SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ

1.Kul euuzü birabbil felak  2.Min şerri maa halak  3.Ve min şerri ğaasikın izâa vekab  4.Ve min şerrin neffâasati fil ‘ukad  5.Ve min şerri haasidin izâa hased

belediye başkanı adayları isim listesi FELAK SURESİ MEALİ ANLAMI

1.De ki: “Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım,  2.Yarattığı şeylerin şerrinden,  3.Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, 4.Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden, 5.Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!

Nas Suresi 

nas suresi

belediye başkanı adayları isim listesi NAS SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU – LATİNCESİ
1.Kul euuzü birabbinâas   2.Melikinnâas  3.İlâahinnâas  4.Min şerril vesvâasil hannâas  5.Ellezii yüvesvisü fii sudüürinnâas 6.Minel cinneti vennâas
belediye başkanı adayları isim listesi NAS SURESİ MEALİ ANLAMI
1.De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, 2.İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine),  3.İnsanların İlâhına.  4.O sinsi vesvesenin şerrinden,  5.O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar.  6.Gerek cinlerden, gerek insanlardan olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım!
İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın