cuma suresinin faziletleri

Bu mübarek sure de, göklerde ve yerde bulunan herşeyin Allah tealayı tenzili ve teşbih ettiklerini beyan ederek başlıyor

Allah tealimin, kur’an yazarlığı olmayan ümmi bir kavmin içinden, onlara Allanın âyetlerini okuyan bir peygamber gönderdiği, bunun da Allanın bir lütfü olduğu, Allah tealanın bu lütfü dilediğine verdiği beyane edilmektedir

Kendilerine Tevrat verildikten sonra onu kabul etmeyenleri, kitap yüklü merkepler gibi oldukları, bu kitabın kıymetini bilmeyen kimselerin durumları*nın çok kötü olduğu beyan edilmektedir

Sure-i celileye adını veren cuma namazının farziyetni ifade eden âyet-i kerimelerde buyuruluyor ki: “Ey iman edenler, cuma günü namaza çağırıldığı*nız zaman hemen Allanın (zikri olan) namaza koşun Alış verişi bırakın Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne da*ğılıp Allanın lütfundan nasibinizi arayın Allahı çokça anın ki kurtuluşa eresi-niz”

Sure-i celile, Resulullah (sav)in, hutbe okuduğu bir sırada, onu bırakıp dışarıdan gelen kervanın sesine koşan insanları itab eden şu âyetle sona eriyor “Ey Muhammed, onlar bir ticaret ve bir eğlence görünce seni hutbe okurken ayakta bırakıp dağıldılar Onlara de ki: “AHahın nezdindeki mükafaat, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır Allah, rızık verenlerin en hayirhsıdir”[1]

Cuma Suresinin Fazileti

Abdullah b Abbas diyor ki:

“Resuluİlah, cuma günü sabah namazında Secde suresini ve Dehr (İnsan) suresini okurdu Cuma namazında ise Cuma suresini ve Münafıkûn suresini

Ebu Hureyre (ra) da demiştir ki:

“Ben, Resulullahın bu iki sureyi (Cuma ve Münafıkûn surelerini) Cuma gününde okuduğunu işittim”[3]

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla

1- Göklerde ve yerde bulunanlar, hükümran, noksanlıklardan uzuk, herşeye galip, hüküm ve hikmet sahibi olan Allanın tenzih ve teşbih eder*ler

Yedi gökte ve yerde buluna bütün yaratıklar, isteyerek veya istemeyerek Allanın teşbih ederler ve onu yüceltirler 0 Allah ki dünya ve âhiretin mülk ve saltanatı ona attir Oralarda sadece onun hükmü geçerlidir O, müşriklerin, ken*disine isnad ettikleri noksan sıfatlarda beridir Düşmanlarından intikam almakta sertir Yarattıklarını sevk ve idare etmekte hikmet sahibidir[4]

2- Okuma yazma bilmeyenlere, içlerinden kendilerine Allahın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen Allahtır Daha önce ise onlar apaçık bir sapıklık için*deydiler

Okuması yazması olmayan Araplara içlerinden Muhammed´i peygamber olarak gönderen O´dun Muhammed onlara, Allanın kendisine gönderdiği âyetleri okudu O peygamber onları inkarın pisliklerinden arındırır, onlara Allahın kitabını ve sünneti öğretir Her ne kadar onlar daha önce apaçık bir sapıklık içinde iseler de (Allah onlara bu nimetleri ihsan etmiştir)

Ayette zikredilen okur yazarlığı olmayan ümmilerden maksat, Mücahid, Katade ve İbıı-i Zeyd´e göre Araplardır Araplara “Ümmi” denilmesinin sebebi, Katade´ye göre, onların okuma yazma bilmemelerindendir İbn-i Zeyd´e göre ise, kendilerine daha önce kitap indirilmemesindendi Âyete zikredilen “Hikmef´ten maksat, sünnnettir

3- Allah bu Peygamberi (henüz dünyaya gelip) bunlara kavuşmamış kimselere de göndermiştir O herşeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir

Âyet-i kerimede, Resulullahin, henüz ortada olmayan insanlara da Pey*gamber gönderildiği zikredilmektedir Henüz mevcut olmayan bu insanlardan-maksat, Abdullah b Ömer, Ebu Hureyre ve Mücahid´e göre Resulullahin vefa*tından sonra müslümnn olan Farslardır

Bu hususta Ebu Hureyre (ra) diyor ki:

“Bir gün biz, Resulullahın yanında oturuyorduk Ona Cuma suresi ve do*layısıyla bu âyet nazil oldu Dedim ki: “Ey AH ahin Resulü, henüz ortada olma*yan bu insanlar kimlerdir ” Resulullah cevap vermedi Ben bu soruyu üç kere tekrar ettim İçimizde Selman-i Fârisi de vardı Resululah elini Selman´ın üzerine koydu ve söyle buyurdu: “Şayet iman Süreyyayıldızında olsa bunlardan bir takım erler veya bir er ona ulaşacaktır”[6]

İbn-i Zeyd´e ve Mücahid´den nakledilen diğer bir görüşe göre Resululah hayattayken henüz ortada olmayan ve onun vefatından sonra-ona-iman edecek*leri belirtilen bu insanlardan maksat, Resulullahın vefatından sonra kyamet gü*nüne kadar İslama girecek olan bütün insanlardır

Taberi âyet-i kerimenin genel ifadesinin bu son görüşü tercih etmeyi ge*rektirdiğini söylemiş ve bu görüşü tercih etmiştir[7]

4- Bu Peygamberlik Allahın bir lütfudur Onu dilediğine verir Allah büyük lütuf sahibidir

Allahın, okur yazarlığı olmayan Araplara ve daha sonra gelip Peygmabe-re uyacak olan insanlara peygamber göndermesi peygamberin de onları anndtr-dııması ve onlara kitabı ve hikmeti Öğretmesi, Allahın bir lütfudur Onu kulla*rından dilediğine verir Allah,-bunu yaptığından dolayı kınanamaz Zira o, her*hangi bir hakka engel olmuş değildir O, peygamberliğe daha layık olanı seçmiş ve layık olan ümmetlere göndenniştir Allah, kullarına karşı büyük lütuf sahibi*

5- Kendilerine Tevrat verildikten sonra onu kabul etmeyenler, kitap yüklü merkep gibidirler Allanın âyetlerini yalanlayan böyle bir kavmin durumu ne kötüdür Allah, zalim bir kavmi hideyete erdirmez

Kendilerine Tevrat verilen ve onunla amel etmeleri istenen, buna rağmen onun hükmüyle amel etmeyen, Muhammed´e iman etmeleri emredilmişken onu yalanlayan Yahudi ve Hristiyanların durumu, sırtında kitap taşıyan ve taşıdığı o kitaplardan bir şey anlamayan eşeğin durumu gibidir Allanın âyetlerini yalanla*yan bu kavmin durumu ne kötüdürAllah, rablerinin âyetlerini inkar ederek sa*pıklığa düşen ve bu sebeple kendi kendilerine zulmede bu kavmi hidayete erdirmez

6- Ey Muhammed, de ki: “Ey Yahudiler, insanlar içinde Allahın dostlarının sadece kendiniz olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda samimi iseniz ölümü temenni ediniz”

Ey Muhammed, Yahudilere de ki:”Bütün insanlar değil de sadece siz Allahın dosttan olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda doğru iseniz ölümü isteyin Zira bu iddianıza göre öldüğünüzde Allah size azap etmeyecektir Çün*kü Allah, dostlarına azap etmez Böylece dünyanın sıkıntılarından, çilelerinden, gam ve kederinden kurtulmuş olursunuz ve cennetlerin nimetleri içerisinde ra*hatça yaşarsınız[10]

7- Yahudiler yaptıklarından dolayı ölümü asla istemezler Allah, za*limleri çok iyi bilir

Ey Muhammed, Yahudiler dünyada iken, işledikleri çeşitli kötülük ve gü*nahlardan dolayı, ölüp âhirete gitmeyi ve orada yaptıklarının hesabını venneyi asla istemezler Allah, yaratıklarından kimin zalim olduğunu çok iyi bilmekte*dir O, bu zalimleri, inkarları yüzünden helak edecektir

Bu hususta başka âyet-i kerimelerde de şöyle buyurulmaktadır:: “De ki: E”er ahiret yurdu, Allah katında başka insanlara değil de sadece size tahsis edilmişse ve bu iddianızda samimi iseniz ölümü istesenize” “Yaptıklarından dolayı ölümü asla istemeyeceklerdir Allah, zalimleri çok iyi bilir” Muhakkak ki sen onları hayata diğer insanlardan ve hatta Allaha şirk koşanlardan da daha düşkün bulursun Her biri bin sene yaşamak ister, oysa herhangi birinin çok ya*şaması, kendisini azaptan uzaklaştıracak değildir Allah, onlann yaptıklarını çok iyi görür”[11]

8- Ey Muhammed, de ki: “O kaçtığınız ölüm mutlaka sizi yakalaya*caktır Sonra, gizliyi de açığı da bilen Allaha döndürüleceksiniz Ve o size, dünyada yaptıklarınızı haber verecektir”

Ey Muhammed, sen o Yahudilere de ki: “Sizin sevmediğiniz, gelmesini temenni etmediğiniz ve kendisinden kaçıp kurtulmak istediğiniz ölüm, sizleri bir gün mutlaka yakalayacaktır Ondan sonra sizler, görülenleri ve görülmeyen*leri bile rabbinizin huzuruna çıkarılacaksınız O, sizlere, dünyada iken işlediği*niz amelleri bildirecek ve her birinize amelinizin karşılığını verecektir İyilik edene iyiliğin mükafaatını, kötülük edene de kötülüğün cezasını verecektir

Abdullah b Abbas diyor ki:

“Ebu Cehil dedi ki: “Yemin olsun ki eğer ben, Muhammed´in, Kabe´de namaz kıldığını görecek olursam, ayağımı onun boynuna basmak için onun ya*nına varacağım” Ebu Cehil´in bu sözü Resulullaha ulaştı Bunun üzerine Resu-lullah (sav) şöyle buyurdu: “Şayet bunu yapacak olsaydı onu melekler açıkça yakalayıp hırpalardi Şayet Yahudiler ölümü temenni etmiş olsalardı, ölür ve ce*hennemdeki yerlerini görürlerdi Resulullah ile lanetleşmeyi isteyen insanlar, onunla birlikte lanetleşmeye çıkmış olsalardı, geriye döndüklerinde ne mal ne de evlat bulabilirlerdi[12]

9- Ey iman edenler, Cuma günü namaza çağırıldığınız zaman, hemen Allanın zikri olan namaza koşun Alışverişi bırakın Eğer bilirseniz, bu si*zin için daha hayırlıdır

Ayet-i kerime, Cuma günü ezan okunduğu zaman, alış veriş gibi işlerin bırakılarak Cuma namazına gidilmesini emretmektedir

Cuma günü “Toplantı günü” demektir Bu güne bu ismin verilmesinin se*bebi, müslümanlann her haftanın bu gününde en büyük ibadethanelerinde bir araya gelmelerindendir Allah tealu, yedi kat göklerin ve yerin yaratılmasını bu günde tamamlamıştır Âdem bu günde yaratılmış, bu günde cennete onmuş ve bu günde cennetten çıkarılmıştır Kıyamet bu günde kopacaktır Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, mümin bir kul o saatte Allahtan bir hayır dilediği vakitte Allah o dilediğini ona mutlaka verir

Cuma günü, bizden önceki ümmetler için de haftanın Bayram günü ta*yin edilmiş fakat Yahudiler onu terk ederek Cumartesi gününü tatil yapmışlar, Hristiyanlar da yine o günü terkederek pazar gününü tatil yapmışlardır

Ayette zikredilen “Namaza çağın İması “nd an maksat, İmam minbere çık*tıktan sonra okunan ikinci ezandır Bunda önce okunan ezan, müslümanlar ço*ğalınca onları uyarmak için Hz Osman döneminde okunmaya başlanmış olan ezandır

Ebu Hureyre (ra) diyor ki:

“Ben, ResuluHahın şöyle buyurduğunu işittim: “Namaz için kamet geti*rildiğinde koşarak gelmeyin Yürüyerek gelin Sükunet ve vakarınızı muhafaza edin Ne kadarına kavuşursanız onu birlikte kılın Neyi de kaçırmış olursanız onu tamamlayın”[14]

Âyette geçen “Allahm zikri” ifadesinden maksat, Mücahid ve Cabir´e gö*re imanın okuduğu hutbedir

Âyet-i kerimede geçen “Alış verişi bırakın” ifadesinden maksat, Abdul*lah b Abbas´a göre Cuma günü caminin içindeki ezan okunduktan sonra artık alış verişin haram olmasıdır Ata´ya göre ise o andan itibaren her işte çalışmak haramdır[15]

10- Namaz kılındıktan sonra dağılıp Allanın lütfunda nasibinizi ara*yın Allahı çokça anın ki kurtuluşa crcsiniz

Cuma namazı bittikten sonra, dilerseniz yeryüzüne dağılırı Buna enge! yoktur Herşeyin hazinesi elinde bulunan Allahm lütfedeceği şeyleri isteyin Allahı överek ve size verdiği nimetlere karşı ona şükrederek onu çokça anın ki kurtuluşa eresîniz ve rabbinizin katında aradığınızı bulup, ebedi kalacağınız cennete giresiniz

Ayette zikredilen “Allahm lütfunüan nasibinizi arayın” ifadesinin, Re-sululah (sav) tarafından şu şekilde izah edildiği rivayet edilmektedir: “Burada Allanın lütfunu aramak, dünya malını talep etmek değildir O, bir hastayı ziya*ret etmek, bir cenazeye iştirak etmek ve mümin bir kardeşini ziyaret etmektir”[16]

11- Ey Muhaınmcd, onlar bir ticaret ve bir eğlence görünce seni (hutbe okurken) ayakta bırakıp dağıldılar Onlra de ki: “Allahm nczdinde-ki mükafaat, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır Allah, rızk verenlerin en hayırlıyıdır”

Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında Cabir b Abdullah diyor ki:

“Biz, bir cuma günü ResuluHahın hutbesini dinlerken bir kervan geldi On iki kişi dışında herkes dağılıp gitti İşte bunun üzerine Allah teala: “Ey Mu-hammed, onlar bir ticaret ve bir eğlence görünce seni ayakta bırakıp dağıldılar” âyetini indirdi”[17]

Âyetten ve hadisten de anlaşıldığı gibi Peygamber efendimiz, bir cuma günü minberde hutbe okurken o sırada henüz mülüman olmamış bulunan Dihye b Halife´ye ait bir ticaret kervanı, geldiğini belirten davulları çalarak Medine´ye girdi Müslümanlardan on iki kişi hariç diğerleri kervanın getirdiği mallardan almak için hutbeyi bırakıp gitmişlerdi Bunun üzerine bu âyet-i kerime indi ve müslümanları bi daha böyle bir şey yapmamaları için uyardı Allahm vereceği rızık ve ticaretin daha hayırlı olduğu ve Allanın en hayırlı rızık veren olduğu be*yan edildi-

Âyette zikredilen “Eğlence”den maksat, davul ve zurna çalarak eğlenme*dir Cabir b Abdullah diyor ki: “Kızlar evlendirilirken davul ve zurna ile gelip mescidin yanından geçerlerdi

Cemaat Resulullahı minberin üzerinde bırakarak dağılır ve ona giderlerdi Bunun üzerine Allah teala bu âyet-i kerimeyi indirdi[18]

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

cuma suresi tefsiri

Bu mübarek sure de, göklerde ve yerde bulunan herşeyin Allah tealayı tenzili ve teşbih ettiklerini beyan ederek başlıyor.

Allah tealimin, kur yazarlığı olmayan ümmi bir kavmin içinden, onlara Allanın âyetlerini okuyan bir peygamber gönderdiği, bunun da Allanın bir lütfü olduğu, Allah tealanın bu lütfü dilediğine verdiği beyane edilmektedir.

Kendilerine Tevrat verildikten sonra onu kabul etmeyenleri, kitap yüklü merkepler gibi oldukları, bu kitabın kıymetini bilmeyen kimselerin durumları­nın çok kötü olduğu beyan edilmektedir.

Sure-i celileye adını veren cuma namazının farziyetni ifade eden âyet-i kerimelerde buyuruluyor ki: “Ey iman edenler, cuma günü namaza çağırıldığı­nız zaman hemen. Allanın (zikri olan) namaza koşun. Alış verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne da­ğılıp Allanın lütfundan nasibinizi arayın. Allahı çokça anın ki kurtuluşa eresi-niz.”

Sure-i celile, Resulullah (s.a.v.)in, hutbe okuduğu bir sırada, onu bırakıp dışarıdan gelen kervanın sesine koşan insanları itab eden şu âyetle sona eriyor. “Ey Muhammed, onlar bir ticaret ve bir eğlence görünce seni hutbe okurken ayakta bırakıp dağıldılar. Onlara de ki: “AHahın nezdindeki mükafaat, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayirhsıdir.”[1]

Cuma Suresinin Fazileti

Abdullah b. Abbas diyor ki:

“Resuluİlah, cuma günü sabah namazında Secde suresini ve Dehr (İnsan) suresini okurdu. Cuma namazında ise Cuma suresini ve Münafıkûn suresini okurdu.

Ebu Hureyre (r.a.) da demiştir ki:

“Ben, Resulullahın bu iki sureyi (Cuma ve Münafıkûn surelerini) Cuma gününde okuduğunu işittim.”[3]

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla.

1- Göklerde ve yerde bulunanlar, hükümran, noksanlıklardan uzuk, herşeye galip, hüküm ve hikmet sahibi olan Allanın tenzih ve teşbih eder­ler.

Yedi gökte ve yerde buluna bütün yaratıklar, isteyerek veya istemeyerek Allanın teşbih ederler ve onu yüceltirler. 0 Allah ki dünya ve âhiretin mülk ve saltanatı ona attir. Oralarda sadece onun hükmü geçerlidir. O, müşriklerin, ken­disine isnad ettikleri noksan sıfatlarda beridir. Düşmanlarından intikam almakta sertir. Yarattıklarını sevk ve idare etmekte hikmet sahibidir.[4]

2- Okuma yazma bilmeyenlere, içlerinden kendilerine Allahın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen Allahtır. Daha önce ise onlar apaçık bir sapıklık için­deydiler.

Okuması yazması olmayan Araplara içlerinden Muhammed´i peygamber olarak gönderen O´dun Muhammed onlara, Allanın kendisine gönderdiği âyetleri okudu. O peygamber onları inkarın pisliklerinden arındırır, onlara Allahın kitabını ve sünneti öğretir. Her ne kadar onlar daha önce apaçık bir sapıklık içinde iseler de (Allah onlara bu nimetleri ihsan etmiştir)

Ayette zikredilen okur yazarlığı olmayan ümmilerden maksat, Mücahid, Katade ve İbıı-i Zeyd´e göre Araplardır. Araplara “Ümmi” denilmesinin sebebi, Katade´ye göre, onların okuma yazma bilmemelerindendir. İbn-i Zeyd´e göre i.se, kendilerine daha önce kitap indirilmemesindendi. Âyete zikredilen “Hikmef´ten maksat, sünnnettir.

3- Allah bu Peygamberi (henüz dünyaya gelip) bunlara kavuşmamış kimselere de göndermiştir. O herşeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Âyet-i kerimede, Resulullahin, henüz ortada olmayan insanlara da Pey­gamber gönderildiği zikredilmektedir. Henüz mevcut olmayan bu insanlardan-.maksat, Abdullah b. Ömer, Ebu Hureyre ve Mücahid´e göre Resulullahin vefa­tından sonra mü.slümnn olan Farslardır.

Bu hususta Ebu Hureyre (r.a.) diyor ki:

“Bir gün biz, Resulullahın yanında oturuyorduk. Ona Cuma suresi ve do­layısıyla bu âyet nazil oldu. Dedim ki: “Ey AH ahin Resulü, henüz ortada olma­yan bu insanlar kimlerdir ” Resulullah cevap vermedi. Ben bu soruyu üç kere tekrar ettim. İçimizde Selman-i Fârisi de vardı. Resululah elini Selman´ın üzerine koydu ve söyle buyurdu: “Şayet iman Süreyyayıldızında olsa bunlardan bir takım erler veya bir er ona ulaşacaktır.”[6]

İbn-i Zeyd´e ve Mücahid´den nakledilen diğer bir görüşe göre Resululah hayattayken henüz ortada olmayan ve onun vefatından sonra-ona-iman edecek­leri belirtilen bu insanlardan maksat, Resulullahın vefatından sonra kyamet gü­nüne kadar İslama girecek olan bütün insanlardır.

Taberi âyet-i kerimenin genel ifadesinin bu son görüşü tercih etmeyi ge­rektirdiğini söylemiş ve bu görüşü tercih etmiştir.[7]

4- Bu Peygamberlik Allahın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

Allahın, okur yazarlığı olmayan Araplara ve daha sonra gelip Peygmabe-re uyacak olan insanlara peygamber göndermesi peygamberin de onları anndtr-dııması ve onlara kitabı ve hikmeti Öğretmesi, Allahın bir lütfudur. Onu kulla­rından dilediğine verir. Allah,-bunu yaptığından dolayı kınanamaz. Zira o, her­hangi bir hakka engel olmuş değildir. O, peygamberliğe daha layık olanı seçmiş ve layık olan ümmetlere göndenniştir. Allah, kullarına karşı büyük lütuf sahibi­dir.

5- Kendilerine Tevrat verildikten sonra onu kabul etmeyenler, kitap yüklü merkep gibidirler. Allanın âyetlerini yalanlayan böyle bir kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hideyete erdirmez.

Kendilerine Tevrat verilen ve onunla amel etmeleri istenen, buna rağmen onun hükmüyle amel etmeyen, Muhammed´e iman etmeleri emredilmişken onu yalanlayan Yahudi ve Hristiyanların durumu, sırtında kitap taşıyan ve taşıdığı o kitaplardan bir şey anlamayan eşeğin durumu gibidir. Allanın âyetlerini yalanla­yan bu kavmin durumu ne kötüdür. Allah, rablerinin âyetlerini inkar ederek sa­pıklığa düşen ve bu sebeple kendi kendilerine zulmede bu kavmi hidayete erdir­mez.

6- Ey Muhammed, de ki: “Ey Yahudiler, insanlar içinde Allahın dostlarının sadece kendiniz olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda samimi iseniz ölümü temenni ediniz.”

Ey Muhammed, Yahudilere de ki: “Bütün insanlar değil de sadece siz Allahın dosttan olduğunuzu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda doğru iseniz ölümü isteyin. Zira bu iddianıza göre öldüğünüzde Allah size azap etmeyecektir. Çün­kü Allah, dostlarına azap etmez. Böylece dünyanın sıkıntılarından, çilelerinden, gam ve kederinden kurtulmuş olursunuz ve cennetlerin nimetleri içerisinde ra­hatça yaşarsınız.[10]

7- Yahudiler yaptıklarından dolayı ölümü asla istemezler. Allah, za­limleri çok iyi bilir.

Ey Muhammed, Yahudiler dünyada iken, işledikleri çeşitli kötülük ve gü­nahlardan dolayı, ölüp âhirete gitmeyi ve orada yaptıklarının hesabını venneyi asla istemezler. Allah, yaratıklarından kimin zalim olduğunu çok iyi bilmekte­dir. O, bu zalimleri, inkarları yüzünden helak edecektir.

Bu hususta başka âyet-i kerimelerde de şöyle buyurulmaktadır:: “De ki: E”er ahiret yurdu, Allah katında başka insanlara değil de sadece size tahsis edilmişse ve bu iddianızda samimi iseniz ölümü istesenize.” “Yaptıklarından dolayı ölümü asla istemeyeceklerdir. Allah, zalimleri çok iyi bilir.” Muhakkak ki sen onları hayata diğer insanlardan ve hatta Allaha şirk koşanlardan da daha düşkün bulursun. Her biri bin sene yaşamak ister, oysa herhangi birinin çok ya­şaması, kendisini azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah, onlann yaptıklarını çok iyi görür.”[11]

8- Ey Muhammed, de ki: “O kaçtığınız ölüm mutlaka sizi yakalaya­caktır. Sonra, gizliyi de açığı da bilen Allaha döndürüleceksiniz. Ve o size, dünyada yaptıklarınızı haber verecektir.”

Ey Muhammed, sen o Yahudilere de ki: “Sizin sevmediğiniz, gelmesini temenni etmediğiniz ve kendisinden kaçıp kurtulmak istediğiniz ölüm, sizleri bir gün mutlaka yakalayacaktır. Ondan sonra sizler, görülenleri ve görülmeyen­leri bile rabbinizin huzuruna çıkarılacaksınız. O, sizlere, dünyada iken işlediği­niz amelleri bildirecek ve her birinize amelinizin karşılığını verecektir. İyilik edene iyiliğin mükafaatını, kötülük edene de kötülüğün cezasını verecektir.

Abdullah b. Abbas diyor ki:

“Ebu Cehil dedi ki: “Yemin olsun ki eğer ben, Muhammed´in, Kabe´de namaz kıldığını görecek olursam, ayağımı onun boynuna basmak için onun ya­nına varacağım.” Ebu Cehil´in bu sözü Resulullaha ulaştı. Bunun üzerine Resu-lullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şayet bunu yapacak olsaydı onu melekler açıkça yakalayıp hırpalardi. Şayet Yahudiler ölümü temenni etmiş olsalardı, ölür ve ce­hennemdeki yerlerini görürlerdi. Resulullah ile lanetleşmeyi isteyen insanlar, onunla birlikte lanetleşmeye çıkmış olsalardı, geriye döndüklerinde ne mal ne de evlat bulabilirlerdi.[12]

9- Ey iman edenler, Cuma günü namaza çağırıldığınız zaman, hemen Allanın zikri olan namaza koşun. Alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu si­zin için daha hayırlıdır.

Ayet-i kerime, Cuma günü ezan okunduğu zaman, alış veriş gibi işlerin bırakılarak Cuma namazına gidilmesini emretmektedir.

Cuma günü “Toplantı günü” demektir. Bu güne bu ismin verilmesinin se­bebi, müslümanlann her haftanın bu gününde en büyük ibadethanelerinde bir araya gelmelerindendir. Allah tealu, yedi kat göklerin ve yerin yaratılmasını bu günde tamamlamıştır. Âdem bu günde yaratılmış, bu günde cennete onmuş ve bu günde cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet bu günde kopacaktır. Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, mümin bir kul o saatte Allahtan bir hayır dilediği vakitte Allah o dilediğini ona mutlaka verir.

Cuma günü, bizden önceki ümmetler için de haftanın Bayram günü ta­yin edilmiş fakat Yahudiler onu terk ederek Cumartesi gününü tatil yapmışlar, Hristiyanlar da yine o günü terkederek pazar gününü tatil yapmışlardır.

Ayette zikredilen “Namaza çağın İması “nd an maksat, İmam minbere çık­tıktan sonra okunan ikinci ezandır. Bunda önce okunan ezan, müslümanlar ço­ğalınca onları uyarmak için Hz. Osman döneminde okunmaya başlanmış olan ezandır.

Sâibb. Yeziddiyoki;

“Resulullah (s.a.v.)in Ebubekir ve Ömer (r.a.)ın dönemlerinde Cumanın ilk ezanı, İmamın minbere oturduğu zaman okunan ezandı. Osman (r.a.) Halife olunca ve müslümanlann sayısı çoğalınca, “Zevra” denen evden üçüncü ezanın okunmasını ilave etti.”[13] (Yani birinci ezam ilave etti. Bu ezan ikinci ezan ve kametle birlikte üçüncü ezan olmaktadır.)

Âyet-i kerimede zikredilen ve “Koşun” diye tercüme edilen ifadesinden maksat, yürürken fiilen koşmak değil, Cuma namazına ihtimam göstermek ve onu eda etmektir.

Nitekim Hz. Ömer ve Abdullah b. Abbas bu kıraat yerine âyeti “Devam edin.” anlamına gelen kıraatıyla okumuşlardır. Zira namaza gi-deken koşmak hadis-î şeriflerle yasaklanmıştır.

Ebu Hureyre (r.a.) diyor ki:

“Ben, ResuluHahın şöyle buyurduğunu işittim.: “Namaz için kamet geti­rildiğinde koşarak gelmeyin. Yürüyerek gelin. Sükunet ve vakarınızı muhafaza edin. Ne kadarına kavuşursanız onu birlikte kılın. Neyi de kaçırmış olursanız onu tamamlayın.”[14]

Âyette geçen “Allahm zikri.” ifadesinden maksat, Mücahid ve Cabir´e gö­re imanın okuduğu hutbedir.

Âyet-i kerimede geçen “Alış verişi bırakın.” ifadesinden maksat, Abdul­lah b. Abbas´a göre Cuma günü caminin içindeki ezan okunduktan sonra artık alış verişin haram olmasıdır. Ata´ya göre ise o andan itibaren her işte çalışmak haramdır.[15]

10- Namaz kılındıktan sonra dağılıp Allanın lütfunda nasibinizi ara­yın. Allahı çokça anın ki kurtuluşa crcsiniz.

Cuma namazı bittikten sonra, dilerseniz yeryüzüne dağılırı. Buna enge! yoktur. Herşeyin hazinesi elinde bulunan Allahm lütfedeceği şeyleri isteyin. Allahı överek ve size verdiği nimetlere karşı ona şükrederek onu çokça anın ki kurtuluşa eresîniz ve rabbinizin katında aradığınızı bulup, ebedi kalacağınız cennete giresiniz.

Ayette zikredilen “Allahm lütfunüan nasibinizi arayın.” ifadesinin, Re-sululah (s.a.v.) tarafından şu şekilde izah edildiği rivayet edilmektedir: “Burada Allanın lütfunu aramak, dünya malını talep etmek değildir. O, bir hastayı ziya­ret etmek, bir cenazeye iştirak etmek ve mümin bir kardeşini ziyaret etmektir.”[16]

11- Ey Muhaınmcd, onlar bir ticaret ve bir eğlence görünce seni (hutbe okurken) ayakta bırakıp dağıldılar. Onlra de ki: “Allahm nczdinde-ki mükafaat, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rız.k verenlerin en hayırlıyıdır.”

Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi hakkında Cabir b. Abdullah diyor ki:

“Biz, bir cuma günü ResuluHahın hutbesini dinlerken bir kervan geldi. On iki kişi dışında herkes dağılıp gitti. İşte bunun üzerine Allah teala: “Ey Mu-hammed, onlar bir ticaret ve bir eğlence görünce seni ayakta bırakıp dağıldılar.” âyetini indirdi.”[17]

Âyetten ve hadisten de anlaşıldığı gibi Peygamber efendimiz, bir cuma günü minberde hutbe okurken o sırada henüz mülüman olmamış bulunan Dihye b. Halife´ye ait bir ticaret kervanı, geldiğini belirten davulları çalarak Medine´ye girdi. Müslümanlardan on iki kişi hariç diğerleri kervanın getirdiği mallardan almak için hutbeyi bırakıp gitmişlerdi. Bunun üzerine bu âyet-i kerime indi ve müslümanları bi daha böyle bir şey yapmamaları için uyardı. Allahm vereceği rızık ve ticaretin daha hayırlı olduğu ve Allanın en hayırlı rızık veren olduğu be­yan edildi.-

Âyette zikredilen “Eğlence”den maksat, davul ve zurna .çalarak eğlenme­dir Cabir b. Abdullah diyor ki: “Kızlar evlendirilirken davul ve zurna ile gelip mescidin yanından geçerlerdi. Cemaat Resulullahı minberin üzerinde bırakarak dağılır ve ona giderlerdi. Bunun üzerine Allah teala bu âyet-i kerimeyi indirdi.

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

cuma suresi meali

1. Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ı tespih eder.

2. O, ümmîlere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Halbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

3. (Allah o peygamberi) onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

4. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

5. Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkar eden topluluğun hali ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

6. De ki: “Ey Yahudi akidesini benimseyenler! Bütün insanlar değil de, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız, (bunda da) samimi iseniz haydi ölümü isteyin!”

7. Ama onlar, daha evvel yaptıklarından dolayı asla ölümü istemezler. Allah zalimleri hakkıyla bilir.

8. De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”

9. Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.

10. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.

11. (Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Cuma Duaları

Cuma Duası

Lailahe illallah Cuma’nın sebebiyle, Muhammedün Resullullah gerek yüzün gölgesiyle dünya ve ahiret muradımı ver.
Melekler duasıyla, Ya vedüdüm, entel maksudum, Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, cennet kapılarını aç, benim günahımdan geç.

Benim günahım varsada senin gibi halikim var. Muhammed Aleyhisselam dostum var.

İlahi kabre vardığım gece lütfeyle, yalnız kaldığım gece bilmediğimi bildir. Kabrimi nur ile doldur. Kevser şarabına daldır, ulu cemalini göster.

Gece gündüz yalvarırım sana dünya ve ahiret muradımı ver bana.

Rabbim Allah, fikrim zikrullah, kalbimin nuru Resullullah, evvelim Allah, ahirim Allah, La ilahe illallah Muhammedün Resullullah.

Cuma gibi günümüz var. İslam gibi dinimiz var. Muhammed gibi şahımız var. Allah dedim, dostum dedim, 99 ismine mühür vurdum, üstüne.

Sırrım sübhanım Allah, derdim dermanım Allah, gafil kuluna gam düşmüş, yetiş imdadımıza ya Muhammed.

Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, ya Allah, ya Muhammed umarız senden şefaat.

Lailahe illallahtır özüm, Muhammed Mustafadır sözüm, ihlas-ı şerif ile yıkadım yüzüm. Ayetele kürsü için sen kabul eyle sözüm.

Bugün Cuma günüdür. Dinim İslam dinidir. Dinimin İslam dini olduğuna, yetmiş binin nısfına, mühürledim üstüne.

Lailahe illallah üç muradım var, biri cennet, bir ırmak diyarını görmek. Aç cemalini göster diyarını.

Ya Resullullah! Aman yarabbi ya rabbena her halimiz malumdur sana, gece gündüz yalvarırım sana. Her zaman sana muhtacım, cemalini göster bana.

Cennetine davet et Allahım kabrimizde rahatlık, sıratta selamet, tatlı canımız sana emanet, son nefesimizde selametler ihsan eyle.

Kabir suallerimiz ahsan eyle, cennetinle cemalini cümleyle beraber bana da nasip eyle.

Lailahe illallah selalar duası için, Muhammedün Resullullah arşı ala gölgesi için hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara edalar ihsan eyle Ya Rabbim.

Elif Allah, Nur Muhammed tez selamet.

Ya Celil, etme zelil, gönder delil. İlahi Yarabbi hacetimi rahmet deryasını ulaştır, duaya açılan elleri icabete eriştir.

Allahım senden başka kimsemiz yoktur. Lailahe illallah arşı alaya Muhammedün Resullullah şükür Mevlaya.

Yarabbi yarabbena her halim malumdur sana, cenneti alada cemalini göster bana.

Lailahe illallah günahlarımız af eyle, Muhammedün Resullullah makamımı nur eyle.

İlahi Yarabbi son nefesimde kendime malik olmadığım zaman bu duamı sana emanet ederim.

Selatü selaya yolladım Mevlaya, sen cümlemizin muradını ver gelecek Cuma’ya.

Lailahe illallah ve cellehü edası ile, Rabbim muradımızı ver melekler duası ile.

Lailahe illallah kalbimizi karartma, rızkımızı azaltma, kabrimizi, daraltma, senden başka kapı aratma, muhannete muhtaç etme.

Lailahe illallah imanla sabır, Muhammedün Resullullah azapsız kabir.

Allahım beni af eyle, her derdimi def eyle, rızkımızı bol eyle, kabrimizi nur eyle, sual meleklerinin cevabını muktedir eyle.

Evvelim Allah, ahirim Allah, kalbimde beytullah Lailahe illallah Muhammedün Resullullah. “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” diyerek çene kapatmak nasip eyle Yarabbi.

Allahım şeytanın şerrinden, kabirdeki yılanlardan, çıyanlardan, ölümün dehşetinden, kabirin azabından, sıratın zulmetinden muhafaza eyle Allahım.

Ölümün hayırlısını, üç ayların birisini, Yasinin yarısını okurken ölmeyi nasip eyle Yarabbi.

Amin.

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

adsense yattımı – google adsense şubat 2013 ödemeleri yapıldımı

ADSENSE PARALARI YATTIMI

web masterların ilgiyle her ay takip ettikleri bir konudur bu , google adsense reklamı ile para kazanan site sahipleri her ayın 25 i ile 28 i arasında birçok sitede takip ettikleri araştırdıkları bu konu üzerine bu yazıyı yazıyorum,

google adsense ödemeleri ortalama her ayın 25-27 . ci günleri tarihleri arasında yapılmaktadır, bu vesile ile şubat 2013 ödemeleri 27. mart 2013 tarihi itibariyle işleme girmiş olup, 28.02.2013 tarihinde ortalama sabah saat 09:00 ile 12:00 saatleri arasında ödeme alacakları banka hesap numaralarına yatmaktadır.
şimdiden tüm webmaster arkadaşlara hayırlı ve bol kazançlar diliyoruz, bir sonraki ay aynı konuda görüşmek üzere diyoruz.

GOOGLE ADSENSE TARAFINDAN TARAFIMIZA GELEN MAİL

 

Google AdSense’ten tarafınıza bir ödeme yapıldı

Sayın Kullanıcımız,

AdSense kazançlarınız için kısa bir süre önce size bir ödeme yaptık. Ödemeniz, kesinleşmiş ve geçen ayın sonuna kadar birikmiş kazançlarınızın toplamını gösterir.

Daha fazla bilgi için lütfen adresinden hesabınıza giriş yapın ve adresindeki Ödemeler sayfasına gidin. Bu sayfada, ödeme şeklinize bağlı olarak, ödemeyi izlemek veya almak için kullanabileceğiniz bir referans numarası bulunabilir.

Önerdiğimiz ödeme şeklinin banka havalesi olduğunu aklınızda bulundurun. Daha fazla bilgi için şu adresi ziyaret edebilirsiniz: Elektronik Fon Transferi nedir?

Tebrikler! Ödemenizi kısa süre içinde alacağınızı umuyoruz.

Saygılarımızla,
Google AdSense Ekibi

GÜNCEL HABERLER kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

27 mart 2013 ezan vakitleri namaz saatleri, bugün sabah öğle ikinki akşam yatsı ezanı namazı saat kaçta okunacak? iftar sahur imsak zamanı

türkiye geneli il il imsakiye bilgileri 2013 ezan vakitleri namaz saatleri 27 mart 2013

 

Namaz Vakitleri – 27.03.2013

İl İmsak Güneş Öğlen İkindi Akşam Yatsı
Adana 04:03 05:25 11:51 15:19 18:05 19:20
Adıyaman 03:50 05:13 11:39 15:07 17:53 19:10
Afyon 04:19 05:44 12:10 15:38 18:25 19:42
Ağrı 03:27 04:53 11:20 14:48 17:35 18:54
Aksaray 04:06 05:30 11:56 15:24 18:11 19:28
Amasya 03:54 05:22 11:49 15:17 18:04 19:24
Ankara 04:08 05:34 12:01 15:29 18:16 19:35
Antalya 04:22 05:44 12:10 15:38 18:24 19:39
Ardahan 03:26 04:54 11:22 14:49 17:37 18:58
Artvin 03:29 04:58 11:25 14:53 17:41 19:01
Aydın 04:31 05:55 12:21 15:49 18:35 19:52
Balıkesir 04:28 05:54 12:21 15:49 18:36 19:54
Bartın 04:06 05:36 12:03 15:31 18:19 19:40
Batman 03:38 05:02 11:28 14:56 17:42 18:59
Bayburt 03:38 05:04 11:32 14:59 17:47 19:06
Bilecik 04:19 05:45 12:13 15:40 18:27 19:47
Bingöl 03:39 05:04 11:31 14:59 17:45 19:03
Bitlis 03:33 04:58 11:24 14:52 17:38 18:55
Bolu 04:11 05:39 12:06 15:34 18:21 19:42
Burdur 04:22 05:45 12:11 15:39 18:25 19:42
Bursa 04:22 05:49 12:16 15:44 18:31 19:51
Çanakkale 04:33 06:00 12:27 15:55 18:42 20:01
Çankırı 04:03 05:31 11:58 15:26 18:13 19:33
Çorum 03:58 05:25 11:53 15:21 18:08 19:28
Denizli 04:26 05:50 12:16 15:44 18:30 19:47
Diyarbakır 03:42 05:05 11:32 15:00 17:46 19:02
Düzce 04:13 05:40 12:08 15:36 18:23 19:43
Edirne 04:29 05:59 12:26 15:54 18:42 20:03
Elazığ 03:44 05:09 11:36 15:04 17:50 19:07
Erzincan 03:41 05:08 11:35 15:02 17:49 19:08
Erzurum 03:34 05:00 11:27 14:55 17:42 19:01
Eskişehir 04:17 05:43 12:10 15:38 18:25 19:44
Gaziantep 03:54 05:17 11:43 15:11 17:57 19:12
Giresun 03:44 05:12 11:39 15:07 17:54 19:15
Gümüşhane 03:40 05:07 11:35 15:02 17:50 19:10
Hakkari 03:28 04:51 11:18 14:46 17:32 18:48
Hatay 04:01 05:22 11:48 15:16 18:01 19:16
İçel 04:06 05:28 11:54 15:22 18:08 19:23
Iğdır 03:23 04:49 11:16 14:44 17:31 18:50
Isparta 04:21 05:44 12:10 15:38 18:24 19:41
İstanbul 04:21 05:49 12:17 15:44 18:32 19:53
İzmir 04:33 05:57 12:24 15:52 18:38 19:55
Karabük 04:06 05:35 12:02 15:30 18:17 19:38
Karaman 04:11 05:34 12:00 15:28 18:13 19:29
Kars 03:25 04:53 11:20 14:48 17:35 18:55
Kastamonu 04:01 05:30 11:57 15:25 18:13 19:34
Kayseri 03:59 05:24 11:51 15:19 18:05 19:22
Kilis 03:56 05:18 11:44 15:12 17:58 19:13
Kırıkkale 04:05 05:32 11:58 15:26 18:13 19:32
Kırklareli 04:27 05:56 12:24 15:51 18:39 20:01
Kırşehir 04:04 05:29 11:56 15:24 18:10 19:28
Kmaraş 03:55 05:19 11:45 15:13 17:59 19:15
Kocaeli 04:18 05:45 12:13 15:41 18:28 19:48
Konya 04:13 05:36 12:03 15:31 18:17 19:33
Kütahya 04:20 05:46 12:13 15:41 18:27 19:46
Malatya 03:49 05:13 11:39 15:07 17:53 19:11
Manisa 04:32 05:56 12:23 15:51 18:37 19:55
Mardin 03:41 05:03 11:30 14:58 17:43 18:59
Muğla 04:30 05:53 12:19 15:47 18:33 19:49
Muş 03:35 05:00 11:27 14:55 17:41 18:58
Nevşehir 04:03 05:27 11:54 15:22 18:08 19:25
Niğde 04:04 05:27 11:54 15:22 18:08 19:24
Ordu 03:46 05:14 11:41 15:09 17:56 19:17
Osmaniye 03:59 05:22 11:48 15:16 18:01 19:17
Rize 03:35 05:03 11:30 14:58 17:46 19:06
Sakarya 04:16 05:43 12:11 15:39 18:26 19:46
Samsun 03:51 05:20 11:47 15:15 18:03 19:24
Şanlıurfa 03:49 05:11 11:37 15:05 17:51 19:07
Siirt 03:35 04:58 11:25 14:53 17:39 18:55
Sinop 03:54 05:24 11:52 15:19 18:08 19:30
Şırnak 03:33 04:57 11:23 14:51 17:37 18:53
Sivas 03:51 05:17 11:44 15:12 17:59 19:18
Tekirdağ 04:27 05:55 12:22 15:50 18:38 19:58
Tokat 03:52 05:19 11:46 15:14 18:01 19:21
Trabzon 03:38 05:06 11:34 15:01 17:49 19:10
Tunceli 03:42 05:08 11:34 15:02 17:49 19:07
Uşak 04:24 05:48 12:15 15:43 18:29 19:47
Van 03:28 04:52 11:19 14:47 17:33 18:51
Yalova 04:21 05:48 12:15 15:43 18:31 19:51
Yozgat 04:00 05:26 11:53 15:21 18:08 19:27
Zonguldak 04:09— 05:38—- 12:05—- 15:33—- 18:21—- 19:42—-
NAMAZ VAKİTLERİ - EZAN SAATLERİ kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

gelişmiş bilim insanları – Albert Abraham Michelson kimdir hayatı eserleri bilim dalları hakkında bilgi

Albert Abraham Michelson (1852 – 1931)

19 Aralık 1852’de doğdu. Orta öğrenimini San Francisco’da yaptı1896’da, Başkan Grant’ın özel adayı olarak Deniz Akademisi’ne girdi. 1873’te, oraya fizik-kimya öğretmeni oldu.

Bilimsel araştırmaya yöneldi. Duragan esirin, maddi bir şey olması ve yeri okyanus gibi kuşatması durumunda, ışığın aktarılmasına engel biçimleyeceğini düşündü. Eğer esir yoksa, her iki yöndeki hız arasında bir aryam olmayacaktı. Enterferometre denen bir aygıtla, ışık ışınını ikiye ayırdı Michelson. Yar saydam bir aynaya uzanan ışından bir bölüğü, onun ardında bulunan ve saydam olmayan bir başka aynaya gidiyordu. Bir bölüğü de, yine saydam olmayan başka bir aynaya uzanıyordu. Birbirine dikti, saydam olmayan aynalar. Ana ışının bu iki bölüğü, gözlemcinin gözünde birleşiyordu. Michelsen Amerika’da Claveland’da (Ohio) fizik profesörü oldu. Ve deneylerini Profesör Morley’le yaptı. Bu deneyler, bilim tarihinde “Michelson-Morley Esir Saptama Deneyleri” adıyla anılırlar. -1887’de Belmour dizisi tayfında ışınların çok sık, adeta “çeft katlı” olduğunu gördü.

Sapma, H alfa için, yaklaşık olarak 0.12 Avogadroydu. -1887’de ışık dalgasının, uzunluk ölçüsü olarak ileri sürdü. 1893’te ayar metresinin uzunluğunun, Cadmium tayfındaki çeşitli dalga uzunluklarını fonksiyonu olduğunu, Paris ‘teki Uluslar arası Ağırlıklar ve ölçüler Bürosu’na kabul ettirdi. -1889-91 arasında Jüpiter uydularının çapını ölçtü. Sonra Mont Wilson Gözlemevi’nin 2 metre 54 santimlik teleskopunda dev kırmızı yıldızların çapını ölçme denemelerini yaptı. Bunlar gibi çok önemli çalışmalara imza atan Michelson, Amerikan Fizik Derneği Başkanlığı’na seçilir ve 1907 yılında Nobel ödülü alır.

BİLİM ADAMLARI kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ünlü bilimciler kimler – Benjamin Franklin kimdir hayatı eserleri icatları buluşları

Benjamin Franklin (1706 – 1790)

Diplomat, bilim adamı, yazar, yayımcı ve basımcı olarak çok değişik alanlardaki önemli katkılarıyla tanınan Franklin’in ABD tarihinde saygın bir yeri vardır. İngiliz kökenli ve 17 çocuklu bir ailenin 10. oğlu olarak Massachusetts’in Boston kentinde doğdu. Yalnızca iki yıl okula gidebildi. Bir süre babasının sabun ve mum imalathanesinde çalıştıktan sonra ağabeylerinden birinin basımevinde çıraklığa başladı.

El yazısını değiştirerek yazdığı birtakım yazıları basılması için gizliğe ağabeyinin oda kapısının altından atıyordu. Ağabeyi bunları kimin yazdığını anladığında aralarında kavga çıktı. Kendine iş aramak zorunda kalan17 yaşındaki Franklin Philadelphia ‘da bir basım evine girdi. İyi bir usta olduğunda Pennsylvania valisi ona kendi basım evini kurma olanağını sağladı. Franklin baskı makinesi ve hurufat almak için İngiltere ye gitti. Ne var ki vali sözünde durmayınca Londra da parasız kaldı. Ama çok geçmeden bir basın evinde iş bularak iki yıla yakın İngiltere de kaldı. Philadelphia ya döndüğünde basın işini sürdürdü. 1729 da sıkıcı ve az sayıda okuyucusu olan bir gazeteyi satın alarak kısa zamanda bunu canlı eğlendirici ve çok satılan bir yayına dönüştürdü. 1732-1757 yılları arasında çalışkanlığı, dürüstlüğü ve sağduyuyu öven özdeyişlerin yer aldığı bir almanak yayımladı.

Franklin in ilgi alanı çok genişti. Bir kitaplık hastane, gönüllü itfaiye örgütü, kent temizliği ekibi, sigorta şirketi, daha sonra Pennsylvania üniversitesine dönüşen Philadelphia akademisini kurdu. Geliştirdiği odun sobası 200 yıl kullanıldı. Bu arada birkaç yabancı dil ile birkaç müzik aleti çalmayı öğrenmek içinde zaman buldu. Bilime büyük ilgi duyan Franklin fırtınalı bir havada gökyüzünde şimşekler çakarken uçurtma uçurarak yaptığı deneyde şimşeğin aslında bir elektrik akımı olduğunu kanıtladı. Bu deneyden sonra da paratoneri buldu. Pozitif, negatif, elektrik pili gibi, elektrikle ilgili terimleri de ilk kez o kullanmıştır.

1753 de kuzey Amerika’daki İngiliz kolonilerinin posta müdürü yardımcılığına atandıktan sonra hem etkin hem de karlı bir posta hizmetleri servisi kurdu. 1755 de Fransızlara ve yerlilere karşı kuzeybatı cephesinin savunulmasında önemli bir görev üstlendi. 1757 de Pennsylvania halkı ile Pennsylvania topraklarının en büyük bölümüne sahip Penn ailesi arasındaki çatışmayı çözümlemek için İngiltere ye gönderildi. Bu görevi başarıyla yerine getirdi ve 1762 de Philadelphia ya geri döndü. 2 yıl sonra Amerikan kolonilerinden istenen vergiler konusunda İngiliz bakanlarla görüşmek üzere bir kez daha İngiltere ye gitti. Savaşın kaçınılmaz olduğunu anlayınca kolonilerdeki halka yardım etmek amacıyla Amerika’ya döndü. 1776 da koloniler İngiliz yönetiminden bağımsız yaşamaya karar verdiklerinde, Bağımsızlık Bildirgesinin yazılmasına yardım eden ve imzalayanlardan biri de Franklin di. Sonra ki yıl Fransa dan ekonomik ve askeri yardım isteyen delegeler arasında bulunan Franklin, Fransızların kolonilerinin müttefiki olmalarını sağladı. Amerikan bağımsızlık savaşının sonunda İngiltere ile barış görüşmelerine katıldı ve barış antlaşmasının hazırlanmasına katkıda bulundu. ABD ‘nin yönetim biçimini belirlemek üzere 1787 de toplanan Philadelphia anayasa kurultayının üyelerinden biriydi.

BİLİM ADAMLARI kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

bilim adamları – Richard Feynman kimdir hayatı hakkında bilgi açıklama

Richard Feynman (1918 – 1988)

New York şehrinin bir banliyösü olan Far Rockaway’de doğdu ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ile Princeton’da öğrenim gördü. 1942’de doktorasını aldıktan sonra, birçok başka genç fizikçiyle birlikte, Los Alamos, New Mexico (ABD)’da, atom bombasının geliştirilmesinde çalıştı. Savaş bittiğinde önce Cornell’e ve 1951’de California Teknoloji Enstitüsü’ne gitti.

Feynman, 1940’ların sonunda, yüklü parçacıklar arasındaki elektromanyetik etkileşmeyi betimleyen görelilikli kuantum kuramı olan kuantum elektrodinamiğine önemli katkılarda bulundu. Bu kuramdaki ciddi bir sorun, sonuçları arasında sonsuz büyüklüklerin bulunmasıdır. Bu büyüklükler, yeniden normlama adı verilen bir süreçle, başka sonsuz büyüklükler çıkarılarak ortadan kaldırılır. Bu adımın matematiksel açıdan kuşkulu olmasına ve hâlâ bazı fizikçileri rahatsız etmesine rağmın, kuramın son halinin, bütün öngörülerinde çok duyarlı olduğu gösterilmiştir. Feynman tövbekârlıktan uzak bir biçimde “Peşinde olduğumuz felsefe değil, gerçek nesnelerin davranışıdır,” demiş ve kuantum elektrodinamiği ile deney arasındaki uyumu, New York ile Los Angeles arasındaki uzaklığı, bir tek saç telinin kalınlığına eşit bir duyarlıkla bulmaya benzetmiştir.

1965’te Feynman, kuantum elektrodinamiğinin iki diğer öncüsü, yine bir Amerikalı olan Julian Schwinger ve Japon, Şin-Içiro Tomonaga ile birlikte Nobel ödülünü aldı. Feynman, fiziğe, özelikle sıvı helyumun mutlak sıfır yakınındaki davranışının açıklanması ve elemanter parçacıklar kuramı alanlarında, başka büyük katkılarda bulundu. Üç ciltlik “Fizik Üzerine Dersler” adlı kitabı 1963’te yayımlandığından beri hem öğrencileri hem de öğretmenleri uyarmakta ve aydınlatmaktadır.

BİLİM ADAMLARI kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

eski bilim adamları – Luis Victor Broglie hayatı biyografisi kimdir eserleri buluşları

Luis Victor Broglie (1892 – 1987)

Broglie bir Fransız soylusunun ikinci oğluydu. Adını Normandiya’nın küçük bir kasabasından alan Broglie ailesinden 17. yüzyıldan beri yüksek rütbeli subaylar, politikacılar ve diplomatlar yetişmiştir. Louis de Broglie ağabeyi Maurice gibi bilim adamlığını meslek seçerek ailesinin bu geleneğini bozdu. Paris’deki aile malikânesinde iyi donatılmış bir laboratuar kuran Maurice de bir fizikçiydi.

Ve atom çekirdeği üzerindeki deneysel çalışmalara önemli katkıları oldu. Louis fırsat buldukça ağabeyinin çalışmalarına katılıyordu ama ona çekici gelen yalnızca fiziğin kavramsal yönü idi. Kendisini bir deneyciden yada mühendisten çok salt kuramcı, genel ve felsefi görüşleri özellikle çok seven biri diye tanımlar. I. Dünya savaşı sırasında fiziğin, pek az ilgilendiği teknik yönleriyle ilgili bir göreve getirildi.

Broglie’nin atom fiziğinin sırları, yani bilimin çözülmemiş kavramsal problemleri diye adlandırdığı konuya ilgisi Alman fizikçileri Max Planck, Albert Einstein ‘in çalışmalarına ilişkin olarak ağabeyinden öğrendiği bilgilerden doğdu, ama fiziği meslek olarak seçmesi uzun zaman sonra oldu. 1909’da Sorbonne’da tarih öğrenimini tamamladıktan sonra başladığı kuramsal fizik öğrenimini 1913’te bitirdi. Görevlendirildiği Fransız tarihini araştırma projesinden şiddetli bir fikir ayrılığından sonra çekildi. Ve doktora tezi için fiziğe ilişkin bir konu seçti.

1924’te sunduğu doktora tezinde Broglie bilim dergilerinde daha önce yayınlanmış olan çığır açıcı elektron dalgaları kuramını geliştirdi. Atom boyutlarındaki maddenin dalga özelliklerine sahip olabileceği düşüncesinin temeli Albert Einstein’ın 20 yıl önce yapmış olduğu bir öneride yatıyordu. Einstein burada kısa dalga boylu ışığın kimi koşullar altında sanki parçacıklardan oluşmuş gibi davrandığının gözlenebileceğini öne sürmüştü. Bu düşünce 1923 ‘te doğrulandı. Ama ışığın ikili niteliği, Broglie’nin maddeye böyle bir ikilik düşüncesi yüklemesiyle birlikte bilim çevrelerinin onayını kazanmaya başlamıştı.

Broglie’nin bu önerisi atomdaki elektronların devinimine ilişkin hesapların ortaya çıkardığı bir soruya yanıt getirdi. Deneyler, elektronların çekirdek çevresinde devinmekte olması gerektiğini, ama belirlenemeyen nedenlerden ötürü bu devinimde kimi kısıtlamaların bulunduğunu gösteriyordu. Broglie’nin dalga özellikli elektron düşüncesi bu kısıtlamaların açıklanabilmesine olanak sağladı. Çekirdekteki yükün belirlediği sınırlar içinde kalmak durumunda olan bir dalganın sahip olabileceği biçimde belirlenmiş olacak ve atom sınırlarına uyamayan biçimdeki bir dalga, kendi kendisiyle girişime uğrayarak yok olacaktı. 1923’te Broglie bu görüşü ortaya attığında, parçacık özellikleri iyice belirlenmiş olan elektronun, kimi koşullar altında dalga gibi davranabileceğini gösteren hiçbir kanıt yoktu.

Doktora tezinin bir kopyası rastlantı sonucu Albert Einstein’in eline geçti. Tezi coşkuyla karşılayan Einstein, Broglie’nin çalışmasının önemini açıkça vurguladı, ayrıca bu çalışmayı daha da geliştirdi. Böylece Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger, bir varsayım olarak ileri sürülen bu dalgalardan haberdar oldu ve bu temeller üzerinde bir matematiksel sistemi, ileride fiziğin temel araçlarından birini oluşturacak olan dalga mekaniğini kurdu.

BİLİM ADAMLARI kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

geçmiş bilim insanlarına örnekler – James Clerk Maxwell kimdir hayatı eserleri buluşları icatları

James Clerk Maxwell (1831 – 1879)

Michael Faraday’ın elektromanyetik indüklemeyi keşfinden kısa bir süre önce İskoçya’da doğdu. 19 yaşında fizik ve matematik öğrenmek üzere Cambridge Üniversitesi’ne girdi. Öğrenciliği sırasında renkli görmenin fiziğini araştırdı ve daha sonra bu konudaki düşüncelerini ilk renkli fotoğrafı yapmakta kullandı.

Maxwell’in bilim dünyasında tanınması, 24 yaşındayken, Satürn’ün etrafındaki halkaların katı veya sıvı olamayacağını, ayrık, küçük cisimlerden oluşmaları gerektiğini gösterdiğinde gerçekleşti. Bu sıralarda Maxwell elektrik ve manyetizma ile ilgilenmeye başlayarak Faraday ve diğerlerinin keşfettiği çok sayıda olgunun tek tek olaylar olmayıp bunların arasında bir birlik olduğuna inandı. Maxwell bu birliği kurmaktaki ilk adımı, 1856’da, elektrik ve manyetik alanların matematiksel betimini geliştirdiği “Faraday’ın Kuvvet Çizgileri Üzerine” adlı makalesiyle attı.

Maxwell 1856’da Cambridge’den, önce İskoçya’da bir kolejde daha sonra Londra’daki King’s College’de öğretim yapmak üzere ayrıldı. Bu dönemde, elektrik ve manyetizma üzerindeki fikirlerini, tek ve kapsamlı bir elektromanyetizma kuramı yaratacak şekilde geliştirdi. Sonuçta bulduğu temel denklemler, bugün de konunun temelini oluşturmaktadır. Bu denklemlerden Maxwell, ışık hızıyla yayılan elektromanyetik dalgaların varlığını öngördü, dalgaların sahip olması gereken özelikleri anlattı ve ışığın elektromanyetik dalgalardan oluştuğunu tahmin etti. Ne yazık ki çalışmalarının, Alman fizikçi Heinrich Hertz’in deneyleri ile doğrulancılığını görecek kadar yaşamadı.

Maxwell’in kinetik kuram ve istatistik mekaniğe katkıları, elektromanyetik kurama katkıları kadar önemlidir. Hesapları, bir gazın viskozitesinin basıncından bağımsız olması gerektiğini gösterdi. Bu şaşırtıcı sonucu Maxwell, karısının yardımıyla laboratuarda doğruladı. Aynı zamanda viskozitenin gazın mutlak sıcaklığıyla orantılı olduğunu da buldular. Maxwell’in bu orantıyı açıklaması, ona, o zamana kadar sadece tahmin edilebilen molekül büyüklük ve kütlelerini yaklaşık olarak öngörmek için bir yol sağladı. Maxwell, bir gazdaki molekül enerjilerinin dağılımını veren bağıntıyı bulmanın şerefini Boltzmann ile paylaştı.

1865’te Maxwell, İskoçya’daki aile evine döndü. Burada araştırmalarına devam etti ve elektromanyetizma üzerine, daha sonra uzun yıllar boyunca konunun standart kitabı olacak bir eser yazdı. Bir yüzyıl sonra bu kitap hâlâ basılıyordu. 1871’de Maxwell, öncü fizikçi Henry Cavendish’in adı verilen Cavendish Laboratuarını kurmak ve yönetmek üzere Cambridge’e geri gitti. Maxwell, Albert Einstein’ın doğduğu yıl olan 1879’da, 48 yaşında, kanserden öldü. Maxwell ondokuzuncu yüzyılın en büyük kuramsal fizikçisiydi; Einstein, yirminci yüzyılın en büyük kuramsal fizikçisi olacaktı. (Benzer bir rastlantıyla Newton Galileo’nun öldüğü yıl doğmuştu.)

BİLİM ADAMLARI kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

dünyadaki ünlü bilim adamları kimler – Hendrik Antoon Lorentz kimdir hayatı eserleri

Hendrik Antoon Lorentz (1853 – 1928)

Arnhem’de (Hollanda) doğdu ve Leyden Üniversitesi’nde okudu. 19 yaşında Arnhem’e döndü ve bir yandan Maxwell’in elektromanyetizma teorisini ışığın kırılma ve yansımasının ayrıntılarını açıklayacak şekilde genişleten bir doktora tezi hazırlarken, oradaki lisede öğretmenlik yaptı.

1878’de Leyden’de, Hollanda’da ilk kez oluşturulan teorik fizik profesörlüğüne atandı ve burada Haarlem’e taşınıncaya kadar 34 yıl kaldı. Lorentz, Maxwell’in kuramını yeniden formüle etmeye ve basitleştirmeye devam etti ve elektromanyetik alanların atomcul düzeydeki elektrik yükleri tarafından yaratıldığı fikrini ileri sürdü. Atomların ışık yayması ve değişik optik olayların atomlardaki elektronların hareket ve etkileşmeleri ile açıklanabileceğini önerdi.

1896’da öğrencilerinden Pieter Zeeman’ın bir manyetik alanda ışıma yapan atomların yaydığı tayf çizgilerinin, birbirlerinden az farklı frekanslardaki bileşenlere yarıldığını keşfi, Lorentz’in çalışmalarını doğruladı ve 1902’de her ikisine de Nobel ödülünü kazandırdı.

Bir referans sistemindeki elektromanyetik nicelikleri, birinciye göre hareket eden bir başka referans sistemindeki değerlerine dönüştüren denklemleri, Lorentz’in ilk kez 1895’te bulmasına rağmen, bunların önemi ancak 10 yıl sonra Einstein’ın özel görelilik kuramıyla anlaşıldı. Lorentz (ve ondan bağımsız olarak İrlandalı fizikçi G. F. Fitzgerald), Michelson-Morley deneyinin negatif sonucunun, gözlemciye göre yapılan hareket doğrultusundaki uzunlukların büzüleceğim kabul ederek açıklanabileceğini öne sürdü. Daha sonraki deneyler, bu tür büzülmelerin gerçekleştiğini, fakat bunların Michelson-Morley sonucunun gerçek sebebi olmadığını, bu sebebin evrensel bir referans sistemi görevi görecek bir “esîr”in bulunmaması olduğunu gösterdi.

BİLİM ADAMLARI kategorisine gönderildi | Yorum bırakın