cuma namazı saat kaçta? 21 mart 2014 bugün sabah öğle ikindi akşam yatsı ezan vakitleri namaz saatleri

türkiye geneli il il imsakiye bilgileri 21.03.2014 bugün cuma namazı ezanı saat kaçta okunacak? günlük ezan vakitleri namaz saatlerine ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır 21 mart 2014 cuma

ezan vakitleri - namaz saatleriezan vakitleri - namaz saatleri

 

Namaz Vakitleri – 21.03.2014

İl İmsak Güneş Öğlen İkindi Akşam Yatsı
Adana 04:14 05:36 11:53 15:17 17:59 19:13
Adıyaman 04:02 05:24 11:42 15:05 17:47 19:02
Afyon 04:31 05:55 12:13 15:35 18:18 19:34
Ağrı 03:40 05:05 11:23 14:45 17:28 18:46
Aksaray 04:18 05:41 11:59 15:21 18:04 19:20
Amasya 04:07 05:34 11:51 15:13 17:57 19:16
Ankara 04:20 05:46 12:03 15:26 18:09 19:27
Antalya 04:33 05:55 12:12 15:35 18:17 19:32
Ardahan 03:39 05:06 11:24 14:46 17:29 18:49
Artvin 03:43 05:10 11:27 14:49 17:33 18:53
Aydın 04:43 06:06 12:23 15:46 18:28 19:44
Balıkesir 04:41 06:06 12:23 15:46 18:28 19:46
Bartın 04:20 05:48 12:05 15:27 18:11 19:31
Batman 03:50 05:13 11:30 14:53 17:35 18:51
Bayburt 03:50 05:16 11:34 14:56 17:39 18:58
Bilecik 04:32 05:57 12:15 15:37 18:20 19:38
Bingöl 03:51 05:15 11:33 14:55 17:38 18:55
Bitlis 03:46 05:09 11:26 14:49 17:31 18:48
Bolu 04:24 05:51 12:08 15:30 18:14 19:33
Burdur 04:34 05:56 12:14 15:37 18:19 19:34
Bursa 04:35 06:01 12:18 15:41 18:24 19:42
Çanakkale 04:46 06:12 12:29 15:51 18:34 19:53
Çankırı 04:16 05:43 12:00 15:22 18:05 19:25
Çorum 04:11 05:37 11:55 15:17 18:00 19:19
Denizli 04:38 06:01 12:18 15:41 18:24 19:39
Diyarbakır 03:54 05:16 11:34 14:57 17:39 18:55
Düzce 04:26 05:53 12:10 15:32 18:15 19:35
Edirne 04:43 06:11 12:29 15:50 18:34 19:54
Elazığ 03:57 05:20 11:38 15:01 17:43 19:00
Erzincan 03:54 05:19 11:37 14:59 17:42 19:00
Erzurum 03:47 05:12 11:30 14:52 17:35 18:53
Eskişehir 04:30 05:55 12:13 15:35 18:18 19:36
Gaziantep 04:06 05:28 11:45 15:09 17:50 19:05
Giresun 03:57 05:24 11:41 15:03 17:46 19:06
Gümüşhane 03:53 05:19 11:37 14:59 17:42 19:01
Hakkari 03:40 05:02 11:20 14:43 17:25 18:40
Hatay 04:12 05:33 11:50 15:14 17:55 19:09
İçel 04:17 05:39 11:56 15:20 18:01 19:16
Iğdır 03:36 05:01 11:19 14:41 17:24 18:42
Isparta 04:33 05:55 12:12 15:36 18:18 19:33
İstanbul 04:34 06:01 12:19 15:41 18:24 19:44
İzmir 04:45 06:09 12:26 15:49 18:31 19:48
Karabük 04:20 05:47 12:04 15:26 18:10 19:29
Karaman 04:23 05:44 12:02 15:25 18:07 19:22
Kars 03:38 05:05 11:22 14:44 17:28 18:47
Kastamonu 04:15 05:42 12:00 15:21 18:05 19:25
Kayseri 04:12 05:35 11:53 15:16 17:58 19:15
Kilis 04:08 05:29 11:46 15:10 17:51 19:06
Kırıkkale 04:18 05:43 12:01 15:23 18:06 19:24
Kırklareli 04:40 06:08 12:26 15:47 18:31 19:52
Kırşehir 04:16 05:41 11:58 15:21 18:03 19:20
Kmaraş 04:07 05:30 11:47 15:10 17:52 19:07
Kocaeli 04:31 05:57 12:15 15:37 18:20 19:40
Konya 04:25 05:47 12:05 15:28 18:10 19:26
Kütahya 04:33 05:57 12:15 15:37 18:20 19:38
Malatya 04:01 05:24 11:41 15:04 17:47 19:03
Manisa 04:44 06:08 12:25 15:48 18:30 19:47
Mardin 03:52 05:14 11:32 14:55 17:37 18:52
Muğla 04:42 06:04 12:21 15:45 18:26 19:41
Muş 03:48 05:11 11:29 14:52 17:34 18:51
Nevşehir 04:15 05:38 11:56 15:19 18:01 19:18
Niğde 04:16 05:39 11:56 15:19 18:01 19:17
Ordu 03:59 05:26 11:43 15:05 17:48 19:08
Osmaniye 04:11 05:32 11:50 15:13 17:55 19:10
Rize 03:48 05:15 11:33 14:54 17:38 18:58
Sakarya 04:29 05:56 12:13 15:35 18:18 19:38
Samsun 04:04 05:32 11:49 15:11 17:55 19:15
Şanlıurfa 04:00 05:22 11:40 15:03 17:45 19:00
Siirt 03:47 05:10 11:27 14:50 17:32 18:48
Sinop 04:08 05:37 11:54 15:15 17:59 19:20
Şırnak 03:45 05:07 11:25 14:48 17:30 18:45
Sivas 04:04 05:29 11:47 15:09 17:52 19:10
Tekirdağ 04:40 06:07 12:25 15:47 18:30 19:50
Tokat 04:05 05:31 11:48 15:11 17:54 19:12
Trabzon 03:51 05:18 11:36 14:58 17:41 19:01
Tunceli 03:55 05:19 11:37 14:59 17:42 18:59
Uşak 04:36 06:00 12:17 15:40 18:22 19:39
Van 03:40 05:04 11:21 14:44 17:26 18:43
Yalova 04:34 06:00 12:18 15:40 18:23 19:42
Yozgat 04:13 05:38 11:55 15:18 18:01 19:19
Zonguldak 04:22—- 05:50—- 12:08—- 15:29—- 18:13—- 19:33

Kaynak: diyanet.gov.tr

NAMAZ VAKİTLERİ - EZAN SAATLERİ kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çanakkale Savaşı Gazi ve Şehit Mehmetçiklerin mektupları örnekleri alıntılar anlatımlar

çanakkale şehitleri gaziler ve komutanlardan mektuplar örnekler alıntı yazılar

 
çanakkale savaşı mektupları

— CEPHEDEN GÖNDERİLEN MEKTUPLARDAN ÖRNEKLER

MUSTAFA KEMAL’İN CEPHEDEN YAZDIĞI MEKTUP Mustafa Kemal, 2 Temmuz 1915 yılında Arıburnu’ ndan Madam Corinne’ ye yazdığı mektupta şöyle der : “Aziz Madam , Karargahımın katiplerinden Hulki Efendi’nin İstanbul’a seyahatinden faydalanarak size bu mektubu yazıyorum. Birkaç gün evvel içinde latife sözleri bulacağınız bir kartpostal yollamıştım.Burada hayat , o kadar sakin değil. Gece gündüz her gün çeşitli toplardan atılan şarapneller ve diğer mermiler başlarımızın üstünde patlamaktan hali kalmıyor.Kurşunlar vızıldıyor ve bomba gürültüleri toplarınkine karışıyor. Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz. Çok şükür , askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidirler. Bundan başka hususi inançları , çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün , Ya gazi veya şehit olmak. Bu sonuncusu nedir bilir misiniz ? Dosdoğru cennete gitmek. Orada Allah’ın en güzel kadınları , hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzusuna tabi olacaklar.Yüce saadet.Sizin mantıki nasihatlerinizi bekleyen şimdiki hadiseler yüzünden kazandığım sert karakteri yumuşatacak romanları etüd etmeye ve böylece ümit ederim ki , hayatın bu hoş ve iyi taraflarını hissedecek hale gelmeye karar verdim.(…) Adres : Miralay Mustafa Kemal , 19.Fırka Kumandanı , Maydos Yahut : Miralay Mustafa Kemal , Arıburnu Maydos.Bu daha emin.”

18 mart çanakkale şehitlerini anma günü resimleri (14)

— VEDA MEKTUBU

“Sebeb-i Hayatım, Sevgili peder ve Valideme! Arıburnu’ nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan müthiş bir İngiliz kurşunu geçti.Hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere , şu satırları yazıyorum. Hamd-ü senalar olsun cenab-ı Hakk’a ki,beni bu rütbeye kadar ulaştırdı.Yine mukadderat-i İlahiye olarak beni asker yaptı. Sizde ebeveynim olmak dolayısıyla ,beni vatan ve millete hizmet etmek için nasıl yetiştirmek lazımsa öyle yetiştirdiniz…Sizlere çok teşekkür ederim. Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamanıdır. Vatanıma olan mukaddes vazifemi yerine getirmeye çalışıyorum. Şehitlik rütbesine kavuşursam , Cenab-ı Hakk’ın en sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim.Asker olduğum için , bu her zaman bana pek yakındır. Sevgili babacığım ve valideciğim,göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezihciğim önce Cenab-ı Hakk’ın sonra sizin himayenize bırakıyorum…Bana hakkınızı helal ediniz. Ruhumu şad ediniz.Refikama yardımcı olunuz. Hepiniz her gün beş vakit kılınız.…Ruhuma fatiha okuyarak beni sevindiriniz… Elveda,elveda, cümlenizi Cenab-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum.Ebediyen Allah’a ısmarladık.Sevgili babacığım ve valideciğim.” Oğlunuz Mehmet Tevfik 19 Mayıs 1331 (1915) (Yüzbaşı Mehmet Tevfik, mektubu yazdıktan iki hafta sonra şehit oldu.)

 

— CEPHEDEN MEKTUP VAR

Öğle vakti ekseriye herkes yemekte olduğu için cepheye nispi bir sükunet gelirdi.İki tarafta muhabereyi tatil ettiklerine dair söz vermiş gibi,cepheden çıt çıkmazdı.Yemekten sonar İngilizler bazen uzunca bir sırık üzerine kağıt ve bezlerden kuklalar yaparlar,siperlerin içinde yukarı doğru çıkartarak sağa sola dans ettirirlerdi. Mümin Mustafa Çamur,bataklık,önümüzde bir saka katırı boğulmuş,yatıyor.Beride, gece erzak getiren bir hayvan,sırtındaki sandıklarla devrilmiş,boğulup ölmüş.Bunların arsında yine boğulan asker cesetleri,birbirine yakın,boylu boyunca uzanmışlar.Ne ben şu İngilizleri tanırım,ne onlar beni.Ah bizi böyle karşı karşıya getirmeye sebep olanlara ne diyeyim bilmem ki! Ahdettim sebepsiz bir kurşun atmam.

— BİR ANANIN KINALI KUZUSU: KINALI HASAN’IN MEKTUBU

Çanakkale’nin köylerinden cepheye giden Hasan’ın öyküsüdür bu. Hasan’ın saçının bir tarafı kınalanmıştır.bunu gören komutanı Hasan ‘a “ Hiç erkek kınalanır mı?” diye sorar. Hasan da cepheye gemeden anasını kınaladığını söyler. Komutan bunun nedenini annesine sormasını söyleyince Hasan mektup yazar. “Anacığım, Kardeşlerimi askere gönderirken başlarına kına yakma mahçup oldum. Zabit efendi bana sordu cevap veremedim. Niye benim saçımı kınaladın? Kardeşlerim de cevap veremeyip mahçup olmasınlar. Oğlun Hasan.“

 

— ANNESİNİN HASAN’A YAZDIĞI MEKTUP

“Ey gözümün nuru Hasan’ım, Köyümüzde rahat rahat oturalım mı?Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından,babandan aşağı kalamazsın… Ben,senin anan isem ;beni ve seni Allah yarattı vatan büyüttü. Allah,bu vatan için seni besledi.Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor. Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanısın… Hasan’ım söyle zabit efendiye : Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır.Bende seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım Onun için saçını kınalamıştım… El-hükmü billah. Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır. Gözlerinden öperim… Anan – Hatice ” (Bu Hasan’ın son mektubudur.Annesinden aldığı mektup ve tamamlayamadığı şiir öldüğünde üzerinde bulunacaktır.) (Şiir:“ Anam yakmış kınayı adak diye, Ben de vatan için kurban doğmuşum. Anamdan Allah’a son bir hediye, Kumandanım ben İsmail doğmuşum.” ) çanakkale savaşı resimleri (15)

 

— YÜZBAŞI MEHMET TEVFİK’İN SON MEKTUBU

“Sebebi hayatım, feyz-ü refikim,(Eşim) Sevgili babacığım,valideciğim, Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum.Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağımdan ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum. Hamdü senalar olsun Cenab-ı Hakka beni bu rütbeye kadar isal etti.Yine mukadderatı ilahiye olarak beni asker yaptı.Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz.Sebeb-i Feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz.Cenab-ı Hakk’a ve sizlere çok teşekkürler ederim. Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı hak etmek zamanıdır. Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi ifaya cehdediyorum. Rütbe-i şehadete suudedersem Cenab-ı Hakk’ınen sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim. Asker olduğum için bu her zaman bana pek yakındır,sevgili babacığım ve valideciğim. Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğimi evvele Cenab-ı Hakk’ın saniyen sizin himayenize tevdi ediyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız. Oğlumun talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen sayediniz. Servetimizin olmadığı malumdur. Mümkün olandan fazla birşeyi isteyemem, istesem de pek beyhudedir. Refikama hitaben yazdığım matuf mektubu lütfen kendi eline veriniz. Fakat çok müteessir olacaktır,o teessürü izale edecek vechile veriniz. Ağlayacak üzülecek tabi teselli ediniz. Mukadderat-ı ilahiye böyleymiş. Malumat ve düyunatın hakkında refikam mektubunda laf ettiğim deftere ehemmiyet veriniz. ünevver’in hafızasında ve yahut kendi defterinde mukayyet düyunat da doğrudur. Münevver’e yazdığım mektubum daha mufassaldır.kendisinden sorunuz. Sevgili baba ve valideciğim , Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur. Beni affediniz,hakkınızı helal ediniz,ruhumu şadediniz,işlerimizi tavsiyesinde refikama muavenet ediniz ve muin olunuz. Sevgili Hemşirem Lütfiye’ciğim, Bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için vesayemin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim. Belki size karşı da kusur etmişimdir,beni affet ,mukadderatı ilahiye böyle imiş hakkını helal et ruhumu şadet , yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih’e sen de yardım et , sizi de Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve himayesine tevdi ediyorum. Ey akraba ve ehibba ve evda , cümlenize elveda , cümleniz hakkınızı helal ediniz. Benim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun. Elveda , elveda..Cümlenizi Cenab-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum.. Ebediyen Allah’a ısmarladım. Sevgili Babacığım ve Valideciğim…. Oğlunuz Mehmet Tevfik”

 

— BİR SON MEKTUP: “İNŞALLAH HARP BİTİNCE GÖRÜŞÜRÜZ

Mektup uzun bir selam faslı ile başlıyor ve şöyle devam ediyordu: “Altı yerimden yaralandım. Sahra hastanesinde tedavi oldum. Tebdil-i hava verdiler. Kabul etmedim. Arkadaşlarımın yanına cepheye dönüyorum,inşallah harp bitince görüşürüz!.. “ Mektubun sonuna,adet olduğu gibi iki de mani eklemişti: “Çanakkale içinde Asker denize bakar Kaderde ölüm varsa Benim kanım da akar İki kıyı arası Eller geçmez arasından Düşmana aman vermem Kan damlasa yaramdan” çanakkale savaşı resimleri (14)

 

— MUALLİM HASAN ETHEM’İN VALİDESİNE SON MEKTUBU

“Valideciğim, Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi, Nasihat-amiz mektubunu Divrin Ovası (Niğde) gibi,güzel,yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım.Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi,bana,annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni , annenden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim çağıl çağıl akan dere , bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor , oynuyor , köpürüyordu … Başımı kaldırdım , gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini , yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım , güzel bir bülbül , tatlı sedasıyla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu. İşte bu geçen dakikalar anında , hizmet eri : -Efendim , çayınız , buyurunuz , içiniz , dedi. -Pekala dedim, aldım baktım , sütlü çay… -Mustafa bu sütü nereden aldın ? dedim. -Efendim , şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu ? -Evet dedim. Evet ne kadar güzel. -İşte onun çobanından 10 paraya aldım. Valideciğim , on paraya yüz dirhem süt , su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış , aldım ve içtim. Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu : “Validen kaderine küssün , ne yapalım. O da erkek olsaydı , bu çiçeklerden koklayacak , bu sütten içecek , bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi”. Şevket merak etmesin o görür , belki de daha güzellerini görür. Fakat valideciğim , sen yine müteessir olma. Ben seni , evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket , Hilmi (kardeşleri) de senin sayende görecekler. O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında , çamaşır yıkayan askerler saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu. Ey Allah’ım , bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi ,dere bile sesini çıkarmıyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım , gözümü yukarı diktim , azımı açtım ve dedim : -Ey Türklerin Ulu Allah’ı. Ey şu öten kuşun , şu gezen ve meleyen koyunun , şu secde eden yeşil ekin ve otların şu heybetli dağların Halikı.Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler , Sen’i takdis eden ve Sen’i ulu tanıyan Türklere mahsustur. Ey benim Rabbim ! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri ; ism-i Celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek , böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin , düşmanlarını zaten kahrettin ya , bütün bütün mahfeyle. ”Diyerek dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes’ut , benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi. Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman askerini çıkarır da,bizi de götürürler bir düğün yaparız,olmaz mı? Kadir’e mektup yazdım. Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere katiyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin. Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim, bu dünya böyledir. Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister. Valideciğim, çamaşır falan istemem. Paralarım duruyor. Allah razı olsun. Oğlun Hasan Ethem 4 Nisan 1331(17 Nisan 1915)

 

—- ÜSTEĞMEN ZAHİD’İN KARISINA YAZDIĞI MEKTUP VE VASİYETNAME

“Bu günlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz. Bilirsin , her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme… Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasip etti ise , benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde , elbette , ruhlarımızı da birbirine kavuşturur.Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu. Ancak ,sana bir vasiyetim var: Birincisi benim için katiyen ağlama… İkincisi, eşyamın listesi ilişikte.Bunları sat , ele geçecek paradan “mihr-i muaccel ” ve “mihr-i müeccel ” ini al , üst tarafı ile bana bir mevlüt okut. Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma… Bu vasiyetimi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim.”

 

—- NAKİYE HALANIN KIRIK KANATLARI VE SON YONGASININ SON MEKTUBU

“Baba, Hasan şehit oldu. Üç gün önceki muharebede yiğitçe çarpıştıktan sonra şehit oldu. Düşerken yanında idim. Hakkınızı helal etmenizi rica etti. Bir kurşunla şakağından,iki kurşunla göğsünden yaralanmış,gülle de sağ elini götürmüştü. Kendi elimle gömdüm kardeşimi. Toprağa girerken çehresi gülümsüyordu. Onu, senin hediyen olan yatağanla(hançer) beraber defnettim. Kınını da taş yerine başucuna diktim. Ah babacığım, düşmana ne şiddetle saldırdık, bir görseydin. Düşman karabulut gibi geliyordu. Biz iki bölükten ibarettik. Yıldırım gibi bir hücum gösterdik. En önde, çarıkları çözülmüş,fesi düşmüş,baş açık ve yalınayak Hasan koşuyordu. Kuş gibi, rüzgar gibi, alev gibi koşuyordu. Elinizden öperim, duanıza muhtacım. Beni soranlara selam ediyorum.. Oğlunuz Onbaşı Hüseyin

 

—- ANZAK ASKERLERİNİN MEKTUPLARINDAN

“Artık çok küçük bir subay grubuyuz.Çıkarmadan geriye kimse kalmadı.Bir tanesi dün gece yemek sırasında başından vuruldu ve bütün masayı altüst ederek,her şeyi birbirine katarak çorbanın içine düştü.Neticede gece karanlığına kadar yemek yiyemedik.” Anneciğim, Guy Nightingale ANZAK EVİM “Gelin ve küçük sığınağımı görün,tepenin üzerine uzanır eşsiz bir manzara uzanır aşağıda; altın kumlarıyla anzak koyu,çıkarma yaptığı yeri görebilirim.Beachy Bill ateş açtığında tepedeki sıcacık küçük sığınağımda… Geniş değil çarın malikaneleri kadar,salonuyla yatak odası arasındaki mesafe orta karar,Yemek yerken ve sigara tüttürürken aynı yerde durursun.Sıcacık küçük sığınağımda. Geceleri soyunur soyunmaz sinekler üşüşür en iyi ısırık için saldırırlar paldır küldür.Karıncalar da beni keşfettiğinden beri rahat huzur kalmadı.Sıcacık küçük sığınağımda.” Onbaşı George L. Smith 24. Sıhhiye Birliği “Dökme bisküvi ve bulabildiğinde su. Eğer şanslıysanız günde bir kere ama yemek olarak sığır eti ve sinek yahnisi yiyorsunuz. Kahvaltı için bir dilimtuzlu domuz salamı ve bir fincan sinekli çay bulabilirsiniz. Eminim salamı çayda kaynatıyorlar.Akşam bir fincan daha sinekli çay ve bir parka yapış yapış ve sinekl kaplı peynir ve küçük bir kutu kayısı reçeli paylaşıyoruz.” Joe Murray “Ona Ernest diyorduk. Her sabah yakacak odun aramak için siperinden çıkan kara bir Türk’ tü.Bizim arkadaşlar uzun süredir ona ateş etmiyordu. Ona conserve et atmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. bizim sipere yeni bir ekip gelmişti.” Teğmen H. E. Moody “11 Ağustos doğum günüm! Ne doğum günü ama! Bir haftadır ne traş oldum, ne de yıkandım;kendimi berbat hissediyorum.” Billy Leadley bunlar birkaç örnek mektup olup, daha birçok mektup ta arşivlerde yerini almıştır. bu yazımızdaki içerikler internet ortamından alıntı yapılmış olup, doğruluğu konusunda garanti vermiyoruz bilgi ve kaynak belirtilmemiştir.

çanakkale savaşı mektupları

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ÇANAKKALE SAVAŞI ( 18 MART 1915) HAKKINDA KISA BİLGİ

ÇANAKKALE SAVAŞI ( 18 MART 1915)
18 mart çanakkale şehitlerini anma günü resimleri (16)

Çanakkale Savaşı I. Dünya Savaşı’ nda Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Boğazı’nı geçmek
isteyen Uzlaşma Devletleri ile yaptığı savaştır.
Uzlaşma Devletlerinin bu cepheyi açmalarının nedeni boğazları ve İstanbul’u ele geçirerek
Osmanlı Devleti’ nin açtığı öteki cepheleri de yok etmek ve Rusya ile bağlantı sağlayıp araç
gereç yardımı yapmaktı.
Yapısı bakımından savunmaya elverişli olan boğaz Türkler tarafından mayınlanmıştı.
Savaşın ilanından birkaç gün sonra 3 Kasım 1914’ te İngilizler, Seddülbahir ve Kumkale
tabyalarını topa tuttular. Bu çıkarmada Türkler 19 top kaybetti.

çanakkale savaşı resimleri (1)
Yunanlılar’ ın İstanbul’ a girmelerini istemeyen Ruslar kırk bin kişilik yardımcı bir kuvvet
göndermeyi teklif ettiler. Bunun üzerine İngilizler ve Fransızlar, boğazları Ruslara vermeyi
vaat ettiler. Bunun üzerine 18 Mart 1915’ te büyük bir taarruz yapılması planlandı. Uzlaşma
Devletleri 16 harp gemisi ile boğaza girerek tabyaları ateşe tuttular. Gerek mayınlar ve
gerekse bataryaların atışları ile Uzlaşma Devletleri birçok gemi kaybederek geri çekildiler.
Uzlaşma kuvvetleri denizden geçemeyeceklerini anlayınca karadan sızmaya karar verdiler.
İlk çıkarma günü 19. Tümen kumandanı Mustafa Kemal ATATÜRK 17. piyade alayını
Conkbayırı’ na vaktinde yetiştirerek Koca Çimen tepesinin düşman eline geçmesini önledi.
Başlangıçta üç gün içinde Çanakkale Boğazı’ nı geçeceklerini sanarak giriştikleri savaşı biran
önce sonuçlandırmak isteyen Uzlaşma Devletleri yeni kuvvetler sağlamaya çalıştılarsa da bu
çabaları sonuç vermedi.
Çanakkale Savaşı tam sekiz buçuk ay sürdü. Türk ordusunun karşı koymasıyla Çanakkale,
Irak, ve Filistin cephelerinde bir milyona yakın İngiliz ve Fransız askeri, batıdaki ana
cephelerinden uzak tutulmuş oldu. Uzlaşma Devletleri önce 70 000 kişi göndermişlerdi.
Sonradan bu kuvvet 500 000 kişiye çıkarıldı.Bunun 400 000’ i İngiliz, 79 000’ i Fransız
ordusundandı.
İngilizler’ in kaybı 115 000 ölü, yaralı, esir ve memleketine gönderilen; 90 000’ i hasta olmak
üzere 205 000 askerdi. Fransızlar’ ın kaybı 47 000’ di. Türklerde ise şehit , yaralı ve hasta
sayısı, 252 300’ü buldu.

çanakkale savaşı resimleri (14)
Bu savaşta İngiltere’ye bağlı Avusturalya ve Yeni Zellenda askerlerinden oluşmuş ANZAK
askerleri de bize karşı savaştılar. Savaşa katılma kararı ile kısa zamanda kampa alınıp
yetiştirilen ANZAK askerleri iki tümenlik bir kolordu ile savaşa katıldılar.Bu birliklerde Maori
ve Ranatongan adı verilen yerlilerde bulunuyordu.
25 Nisan 1915’ te yapılan bir çıkarma ile savaşa katılan Anzaklar çok kanlı ve çetin
çarpışmalar sonunda 26094’ ü Avusturyalı, 75711’ i Yeni Zelandalı olmak üzere 33665 kayıp
vermişlerdir. Anzaklar bu savaşın amacı ve nedenini bilmemelerine karşın kahramanca
savaşmışlardır. Bu savaş onlara sömürge olduklarını değil milli karakter taşıyan insanlar
oldukları duygusunu kazandırmıştır.
Dünya tarihinin akışını geçmişte Çanakkale kadar değiştiren pek az savaş olmuştur. Bu
savaş Türk Milleti için bir ışık olmuştur.

çanakkale savaşı resimleri (9)

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

uyumak için okunacak dua

UYKU TUTMAYAN KIMSENİN OKUYACAĞI DUA

“Allahumme ğarati’n-nücûmü ve hedeetil uyûnu, ve ente Hayyün Kayyûmün lâ-te’hüzüke sinetün ve lâ nevmün, yâ Hayyü yâ Kayyûmü ehdi leyli ve enim ayni.”

uykuduasiallahummearati uyumak için dua

Manası:
Ey Allahim ! Yıldızlar battı, gözler sakinledi, ( ve yumuldu )
Sen hayat sahibi ve daima duran( ve tutan ) sın. Seni ne bir uyuklama tutabilir ne de uyku.
Ey Hayat sahibi, Kayyum ( olan Allahim), gecemi sakin kıl.gözlerimi uyutuver.
İzah:
Ashabdan Zeyd b. Sabit r.a. uykusuzluğa tutulmuş ve bu hastalığından Efendimize bahs etmişti.
Rasulullah S.A.V. kendisine bu duayı okumasını tavsiye buyurdu.
Zeyd b. Sabit r.a. dua yı okuyunca Allah-ü Teala kendisinden o hali giderip şifa verdi.

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kırk Hadis – 40 HADİS

Kırk Hadis – 40 HADİS
Peygamber Efendimizin Hadisleri

 

  1. Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

  2. Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.

  3. Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.

  4. Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri mutlaka takdir eder.

  5. Bir insan ölünce üç kişi hariç herkesin ameli kesilir: Sadaka-i cariye bırakan, veya istifade edilen bir ilim bırakan veya kendine dua edecek salih evlat bırakan.

  6. Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

  7. Biriniz kardeşini Allah için seviyorsa ona sevdiğini söylesin

  8. Bizi aldatan bizden değildir.

  9. Cennet anaların ayağı altındadır.

  10. Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.

  11. Ey iman edenler Allah’ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın. Doğrusu Allah, aşırı gidenleri sevmez. Allah’ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah’dan sakının

  12. Halka teşekkürde bulunmayan Allah a şükretmez.

  13. Her kim borçlu fakire mühlet verir, yahut borcundan indirirse Allahu Teala da onun Arşının gölgelerinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşının gölgesi altında dinlendirir.

  14. Herhangi bir müslüman çıplak bir müslümanı giyindirirse, Allah da ona Cennetin meyvelerini ikram eder. Herhangi bir müslüman susuz bir müslümanı suya kandırırsa, Allah da ona ağzı mühürlü (el değmemiş) Cennet meşrubatından ikramda bulunur.

  15. Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.

  16. Hiçbir kimse, el emeği ve helal kazancından daha hayırlı bir yemek yememiştir.

  17. Hiçbiriniz kendisi için istediğini mü’min kardeşi için istemedikçe gerçek iman etmiş olamaz.

  18. İlim öğrenmek üzere yola çıkan kimseye, Allah cennet yolunu kolaylaştırır

  19. İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

  20. İnsanlar eğer Ramazan ayının kıymet ve ehemmiyetini hakkıyla bilselerdi, ümmetim, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederdi.

  21. İnsanlar yaşadıkları gibi ölürler.

  22. İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

  23. İşçiye ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.

  24. Karşılıklı ticarette ticaret yaptığın kişinin namaz kılması seni kandırmasın.

  25. Kim bir hayirli isi yapmaya yonelirse, onu yapan kadar mukafat alir.

  26. Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, kendisine onun kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.

  27. Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihlâs ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir.

  28. Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin, eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

  29. Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

  30. Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir.

  31. Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.

  32. Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. Iyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.

  33. Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.

  34. Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır

  35. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter.

  36. Resülullah aleyhissalatu vesselam’a: “En efdal insan kimdir?” diye sorulmuştu. “Kalbi mahmüm (pak), dili doğru sözlü olan herkes” buyurdular. Ashab: “Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmümu’l-kalb ne demektir?” diye sordu. “(Mahmüm kalb), Allah’tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur” buyurdular.

  37. Size vermekte olduğu nimetlerden ötürü Allahı sevin, benide Allah beni sevdiği için seviniz.

  38. Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.

  39. Sizin en hayırlınız kuranı öğrenen ve öğretendir.

  40. Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.

İSLAMİ DİNİ KONULAR kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Diyanet Takvimi İle Cuma Namazı Saat Kaçta Ankara İstanbul Konya Namaz Vakti 14 Mart 2014

GÜNLÜK EZAN VAKİTLERİ NAMAZ SAATLERİ 14 MART 2014 CUMA BUGÜN SABAH ÖĞLE İKİNDİ AKŞAM YATSI EZANI NAMAZI SAAT KAÇTA OKUNACAK?
Türkiye geneli il il şehir şehir 14 mart 2014 günlük ezan vakitleri namaz saatleri, cuma namazı saatleri için diyanet takvimi cuma saatleri, Cuma namazı kılınışı nasıl olur?, Cuma namazı saati Vakti Ne Zaman?, Cuma Namaz Vakitleri,14.03.2014 İşte Türkiye’de Bazı Şehirlerimizin Cuma Namazı Saatleri Vakitleri

ezan vakitleri - namaz saatleri – ezan vakitleri - namaz saatleri

Namaz Vakitleri – 14.03.2014

İl İmsak Güneş Öğlen İkindi Akşam Yatsı
Adana 04:24 05:45 11:55 15:14 17:53 19:07
Adıyaman 04:11 05:33 11:43 15:02 17:41 18:56
Afyon 04:41 06:04 12:14 15:32 18:12 19:28
Ağrı 03:50 05:15 11:24 14:42 17:22 18:39
Aksaray 04:28 05:50 12:00 15:19 17:58 19:14
Amasya 04:18 05:44 11:53 15:10 17:50 19:09
Ankara 04:31 05:55 12:05 15:22 18:02 19:20
Antalya 04:42 06:03 12:14 15:33 18:12 19:26
Ardahan 03:50 05:16 11:26 14:42 17:23 18:42
Artvin 03:53 05:20 11:29 14:46 17:26 18:45
Aydın 04:53 06:15 12:25 15:44 18:23 19:38
Balıkesir 04:51 06:15 12:25 15:42 18:22 19:40
Bartın 04:31 05:58 12:07 15:23 18:04 19:24
Batman 04:00 05:22 11:32 14:51 17:30 18:45
Bayburt 04:01 05:26 11:36 14:53 17:33 18:51
Bilecik 04:42 06:07 12:16 15:34 18:14 19:32
Bingöl 04:01 05:25 11:34 14:53 17:32 18:48
Bitlis 03:55 05:18 11:28 14:46 17:26 18:41
Bolu 04:35 06:01 12:10 15:27 18:07 19:26
Burdur 04:43 06:05 12:15 15:34 18:13 19:28
Bursa 04:46 06:11 12:20 15:37 18:17 19:35
Çanakkale 04:56 06:21 12:31 15:48 18:28 19:46
Çankırı 04:27 05:53 12:02 15:19 17:59 19:18
Çorum 04:22 05:47 11:57 15:14 17:54 19:12
Denizli 04:48 06:10 12:20 15:39 18:18 19:33
Diyarbakır 04:03 05:26 11:36 14:54 17:33 18:49
Düzce 04:36 06:02 12:12 15:29 18:09 19:28
Edirne 04:54 06:21 12:30 15:46 18:27 19:47
Elazığ 04:07 05:30 11:40 14:58 17:37 18:53
Erzincan 04:04 05:29 11:38 14:56 17:36 18:53
Erzurum 03:57 05:22 11:31 14:49 17:29 18:46
Eskişehir 04:40 06:05 12:14 15:32 18:12 19:29
Gaziantep 04:15 05:37 11:47 15:06 17:45 18:59
Giresun 04:07 05:34 11:43 15:00 17:40 18:59
Gümüşhane 04:04 05:29 11:39 14:56 17:36 18:54
Hakkari 03:50 05:11 11:21 14:40 17:19 18:34
Hatay 04:21 05:41 11:52 15:11 17:50 19:03
İçel 04:27 05:48 11:58 15:17 17:56 19:10
Iğdır 03:46 05:11 11:20 14:38 17:18 18:35
Isparta 04:42 06:04 12:14 15:33 18:12 19:27
İstanbul 04:45 06:11 12:20 15:37 18:18 19:37
İzmir 04:55 06:18 12:28 15:46 18:26 19:41
Karabük 04:30 05:57 12:06 15:22 18:03 19:22
Karaman 04:32 05:53 12:04 15:23 18:01 19:16
Kars 03:49 05:15 11:24 14:41 17:21 18:40
Kastamonu 04:25 05:52 12:01 15:18 17:58 19:18
Kayseri 04:21 05:45 11:54 15:13 17:52 19:08
Kilis 04:17 05:38 11:48 15:07 17:46 19:00
Kırıkkale 04:28 05:53 12:02 15:20 18:00 19:17
Kırklareli 04:51 06:18 12:28 15:44 18:24 19:44
Kırşehir 04:26 05:50 12:00 15:18 17:57 19:14
Kmaraş 04:17 05:39 11:49 15:08 17:47 19:01
Kocaeli 04:41 06:07 12:17 15:34 18:14 19:33
Konya 04:34 05:56 12:06 15:25 18:04 19:19
Kütahya 04:43 06:07 12:17 15:34 18:14 19:31
Malatya 04:10 05:33 11:43 15:02 17:41 18:57
Manisa 04:54 06:17 12:27 15:45 18:24 19:40
Mardin 04:02 05:23 11:33 14:52 17:31 18:46
Muğla 04:51 06:13 12:23 15:42 18:21 19:35
Muş 03:57 05:21 11:30 14:49 17:28 18:44
Nevşehir 04:25 05:48 11:58 15:16 17:55 19:11
Niğde 04:25 05:48 11:58 15:16 17:55 19:11
Ordu 04:09 05:36 11:45 15:02 17:42 19:01
Osmaniye 04:20 05:41 11:51 15:11 17:49 19:04
Rize 03:59 05:25 11:34 14:51 17:31 18:51
Sakarya 04:39 06:05 12:15 15:32 18:12 19:31
Samsun 04:15 05:42 11:51 15:08 17:48 19:08
Şanlıurfa 04:10 05:31 11:41 15:00 17:39 18:54
Siirt 03:56 05:19 11:29 14:47 17:26 18:42
Sinop 04:19 05:47 11:56 15:12 17:53 19:13
Şırnak 03:55 05:16 11:27 14:45 17:24 18:39
Sivas 04:14 05:39 11:48 15:06 17:46 19:03
Tekirdağ 04:51 06:17 12:26 15:43 18:23 19:42
Tokat 04:15 05:41 11:50 15:07 17:47 19:06
Trabzon 04:02 05:28 11:38 14:54 17:35 18:54
Tunceli 04:05 05:28 11:38 14:56 17:36 18:52
Uşak 04:46 06:09 12:19 15:37 18:16 19:33
Van 03:50 05:13 11:23 14:41 17:20 18:36
Yalova 04:44 06:10 12:19 15:36 18:16 19:35
Yozgat 04:23 05:48 11:57 15:15 17:55 19:12
Zonguldak 04:33—- 06:00—- 12:09—- 15:26—- 18:06—- 19:26

Kaynak: diyanet.gov.tr

NAMAZ VAKİTLERİ - EZAN SAATLERİ kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

kadının hürriyeti

İSLAM’DA KADIN HAK VE HÜRRİYETLERİNİN TAHLİLİ
Prof. Dr. Haydar Baş
İslam’da Kadın Hakları

YAŞAMA HAKKI

İslam’da can emniyeti sıkı tedbirlerle koruma altına alınmıştır. Kadın veya erkek her kim olursa olsun kesinlikle öldürülemez.

Usame b. Zeyd şu olayı nakleder: “Peygamber Hurka Kabilesi ile savaşmak için bizi gönderdi. Bir sabah onlara baskın yaptık. Aralarında biri vardı ki bize göz açtırmıyordu. Ben ve Ensar’dan bir arkadaş ona yetiştik. O anda adam Kelime-i Şehadet getirdiği için Ensar’dan olan zat geriye çekildi. Ben ise dinlemedim ve onu öldürdüm. Peygamber (s.a.v) durumu öğrendi ve ‘Usame, adam Lailaheillallah dedi ve sen onu öldürdün öyle mi?’ dedi. Ben, ‘Ya Resulallah! Ölüm korkusundan söyledi’ dedim. Peygamber bu defa, ‘Sen onun kalbini mi yardın ki ölüm korkusundan söylediğini öğrendin? Kıyamet günü seni bu vebalden kim kurtaracak?’ buyurdu. Ve bunu o kadar çok tekrar etti ki, ‘Keşke ben yeni Müslüman olmuş biri olsaydım’ dedim”.

Can emniyetinin ve yaşama hakkının üzerinde bu derece hassasiyetle duran İslam, kadınların kendilerini savunma konusunda erkeklere nazaran daha güçsüz oldukları düşünüldüğünde onların can emniyetini çok sıkı tedbirlerle korumuştu. Esasen bir savaş durumunda veya başka herhangi bir tehlikeli durumda kocası, oğlu veya herhangi bir yakını bizzat kadını korumakla mükelleftir. Bu, erkeğin sorumluluğu ve en önemli vazifelerinden biridir. Allah’ın Resulü bir orduyu sefere gönderirken, yaşlılara, sakatlara, çocuklara ve savaşa bizzat iştirak etmedikleri müddetçe kadınlara dokunmamalarını emir buyururdu. Zira her kim olursa olsun İslam’da can mukaddestir. Ve buna dokunulamaz.

MÜLK EDİNME HAKKI

İslam’da kadın, dilediği şekilde mülk edinip, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Hz. Hatice, Mekke’nin en zengin hanımlarından biriydi. Cahiliye devrinde bile Tahire (temiz kadın) ve Tacire (kadın tüccar) lakaplarıyla anılırdı. İslam’ın zuhurundan sonra da İslam’ı canıyla olduğu kadar malıyla da desteklemiştir.

YÖNETİME KATILMA HAKKI

Kadınlar Hudeybiye Barışı’ndan önceki Rıdvan Beyatı’na katılmışlar ve Mekke’nin fethinden sonra da Allah’ın Resulü’ne tek tek beyat etmişlerdir. Ki bu beyat bir Peygambere olduğu kadar, aynı zamanda bir devlet başkanına da yapılıyordu. Hz. Ayşe bu durumu şöyle anlatır: “Mümin kadınlardan âyetteki şartları kabul edene, Hz. Peygamber ‘Seninle beyat yaptım’ diyordu”.

ÇALIŞMA HAKKI

İslam’da kadınların hür tercihlerini kullanarak çalışma hayatına atılabileceklerini izah etmiştik. Nitekim, Mekkeli Müslümanlardan olan ve Resulullah’a beyat eden, ilk muhacirlerden Şifa Hatun’a Hz. Ömer, çarşı ve pazarları kontrol vazifesi vermiştir.

ZULÜM KARŞISINDA İLTİCA HAKKI

Müslümanlar İslam’ın ilk yıllarında en ağır meşakkat ve zulümlerle karşılaşmışlardı. Bunun üzerine iki kafile halinde ilk hicreti gerçekleştirip, Habeşistan’a gitmeye başladılar. Kafilede 10 erkek ve 5 kadın sahabe vardı. Hz. Osman’ın eşi ve Resulullah’ın kızı Hz. Rukiyye, Ebu Huzeyfe’nin hanımı Sehle, Hz. Ümmü Seleme, Amir b. Rebia’nın hanımı Leyla bu muhacir kadınlardan bir kaçıydı.

Daha sonra yapılan Medine’ye hicret yolculuğunda da pek çok kadın bulunduğunu görmekteyiz.

BAĞIMSIZ MAHKEMELERDE HAK VE KUKUKU SAVUNMA HAKKI

Kadınlar çok çeşitli meselelerini ve problemlerini bizzat Allah’ın Resulü’ne iletiyorlar ve hatta O’nun huzurunda eşlerinden bile şikayetçi olabiliyorlardı. Bu durum Dört Halife Devri�nde de aynen devam etmişti.

Halifeliği zamanında Hz. Ömer minbere çıkmış ve “Ey Nas! Bana kulak veriniz, bundan böyle herhangi biriniz kadınların mehrinde aşırı gitmesin. Eğer ben, Peygamber Efendimiz’in verdiği veya O’na verilen miktardan fazla verdiğinizi duyarsam, fazla olanı Beytülmale devredeceğim” demişti. Kureyş’ten bir kadın: “Ya Emirül-Müminin Allah’ın kitabı ile senin sözünden hangisine uyulmalıdır?” diye sordu. Hz. Ömer, “Tabii ki Allah’ın kitabına uyulmalıdır. Fakat neden böyle bir şey söyledin?” deyince kadın, “Sen demin kadınların mehrinde aşırı gidilmemesini söyledin. Oysa, Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de, “Eğer kadınlardan herhangi birine bir yük altın bile vermiş olsanız ondan bir şey geri almayın” buyurmuştur. Bunun üzerine Hz. Ömer: “Bütün insanlar Ömer’den iyi bilir” diyerek sözüne devam etti ve “Ey Nas! Ben size kadınların mehrinde aşırı gitmemenizi söylemiş isem de bu sözümden caymış bulunuyorum. Bundan sonra kim ne kadar vermek isterse versin” dedi.

EĞİTİM HAKKI

İslam’da ilim öğrenmek ve öğretmek konusuna büyük önem verilmiştir. Eğitim görmek meselesi, denilebilir ki, bir haktan çok bir vazife, bir sorumluluk durumundadır. Allah Resulü sahabesini hep ilme teşvik etmiştir. Nitekim pek çok sahabi, ilim aşkını yitirmemişler, hep öğrenip yaşamanın azmini ortaya koymuşlardır.

Kabisa b. El Muharik şöyle anlatıyor: “Peygamber Efendimize gittim. Bana, ‘niye geldin?’ diye sordu. Ya Resulallah! Yaşım bir hayli ilerleyip kemiklerim artık incelmiştir. Sana Cenab-ı Hakk’ın yararlı kıldığı bir takım şeyleri bana öğretmen için geldim’ dedim. Peygamber (s.a.v), ‘Sen hangi taşın, hangi ağacın ve hangi toprak parçasının yanından geçmiş isen, sana Allah’tan mağfiret dilemiştir’ buyurdu”. Gerek Asr-ı Saadet’te ve gerekse daha sonraki dört halife devrinde, ilim öğrenme ve öğretme konusunda kadınların çok aktif bir rol üstlendiklerini görüyoruz.

Asr-ı Saadet kadınları içerisinde Hz. Ayşe’nin ilmî sahada çok ayrı bir yeri vardır. Zira, Hz. Ayşe validemiz son derece zeki, bilgili ve dirâyetli bir kadındı.

Peygamberimizin yaşam tarzını çok iyi bildiği için, fıkıh ilminde pek çok âlimin hatalarını düzeltirdi. Pek çok hadisin de mükemmel bir tarzda izahlarını yapmıştır. Ona ‘ilk kadın müçtehit’ desek yanlış olmaz.

Ebu Musa El Eş’ari diyor ki: “Biz Resulullah’ın ashabı olarak bir hadisi anlamakta güçlük çektiğimizde onun anlamını Hz. Ayşe’ye sorar ve ondan muhakkak bir cevap alırdık”.

Urve Hazretleri de Hz. Ayşe için, “Fıkıh, tıp ve şiir ilminde Hz. Ayşe’den ileri bir kadın görmedim” demektedir.

Hişam b. Urve’den nakledildiğine göre; “Bir gün Hz. Ayşe’nin huzuruna çıktım ve ona şöyle dedim: ‘Ey anacağım, fıkıh ilmini Peygamber hanımı olduğun için, nesep ilmini ve tarih olaylarını da Ebu Bekir gibi asil birinin kızı olduğun için biliyorsun. Bunlara şaşmıyorum. Ama tıp ilmini nereden biliyorsun, doğrusu bunu merak ediyorum’. Şöyle cevap verdi: ‘Resulullah’ın son günleri hep hasta geçiyordu. Bense onu rahatlatmaya çalışıyor ve tedavi yolları arıyordum. İşte tedavi ilmini böyle öğrendim”.

Hz. Ayşe Arapça’yı çok güzel konuşan, etkileyici üsluba sahip, abide bir kadındı. Ahnef b. Kays şöyle diyor: “Ebu Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin hutbelerini dinledim. Fakat Hz. Ayşe’nin sözlerinden daha etkileyici sözler söyleyen bir Allah kulu görmüş değilim”.

Hz. Ayşe, Allah’ın Resulü’nden 2210 hadis rivâyet etmiştir. En fazla hadis rivâyet eden sahabelerin ikincisidir.

Peygamberimizin amcası Hz. Abbas’ın hanımı olan Ümmü-l Fadl da devrinin ilim sahibi kadınlarındandı. Hz. Abbas’ın Müslüman oluşunda, zeki ve bilgili bir kadın olan Ümmü-l Fadl’ın büyük etkisi olmuştur.

Resul-i Ekrem kadınların okuma yazma öğrenmelerini ister ve buna teşvik buyururlardı. Okuma yazma bilen zeki ve tecrübeli bir kadın olan Şifa Hatun’dan, kendi eşi Hafsa’ya yazı yazmayı öğretmesini istemiştir.

Medineli kadınlar Resulullah’ın huzuruna varmış ve “erkekler her zaman yanınıza gelip ilim öğreniyor, bilmediklerine vâkıf oluyorlar. Biz ise onlardan fırsat bulamıyoruz. Bize özel bir gün ayırın da gelip sizi dinleyelim ve bilmediklerimizi öğrenelim” demişlerdi. Resulullah da onlara bir gün tahsis etmişti. O gün kadınlara vaaz eder, emir verirdi. Hz. Ayşe şöyle der: “Ensar kadınları ne iyi kadınlardır. Sıkılganlıkları dinlerini öğrenmelerine mani olmamıştır”.

Tabiin kadınları da ilmî konularda gâyet bilgiliydiler.

Süfyan-i Sevri’nin annesi oğluna her zaman şöyle nasihat ederdi: “Ey oğlum, sen ilmi elde et. Ben yün eğirerek, iplik satarak geçimimi sağlarım. Sakın ilim yolundan ayrılma. Ey oğlum! On cümle yazdığında bir bak kendine. Yürüyüşünde, oturuşunda, kalkışında bir değişme var mı? Eğer ilim seni olumlu yönde değiştirmemişse, sana ne faydası, ne de zararı dokunmayan abes bir şey yapmaktasın”.

Basra’da Tabii’nden Afsa ibn-i Şirin isminde bir kadın vardı ki ibadete düşkünlüğünün, zühd ve takvasının yanında, fıkıh ve hadis bilgisiyle de şöhret bulmuştu. Rivâyetlere göre 12 yaşında Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmişti. Kardeşi, o devrin büyük alimlerinden olan İbn-i Şirin, çözemediği çoğu meseleyi ona havale ederdi. Bilhassa Kur’an kıraatı hususunda bir meseleyle karşılaştığında şöyle derdi: “Gidin Hafsa’ya sorun. Bakın bakalım nasıl oluyor?” Zira Hafsa Hatun’un Kur’an kıraatı pek çoğundan yüksek bir düzeyde idi. Aynı zamanda zekası ve nükteleriyle de meşhur olmuş bir hanımdı. Çağdaşları bu büyük kadını birçok ünlü âlimden üstün tutmaktadır. Hişam b. Hassan, “Ben Hasan El Basri’yi, İbn-i Şirin’i görmüş biriyim. Ama Hafsa Hatun’dan daha akıllı birini tanımıyorum” der.

Rabiatü’l Adeviyye Hazretleri de, tasavvuf ilminde çığır açmış büyük mutasavvıf kadınlardan biri idi. Hicri II. asırda tasavvuf onunla birlikte yeni bir yoruma kavuştu, Basra’dan Bağdat’a yayıldı.

Rabiatül Adeviyye, tasavvufta Hasan-ı Basri’nin başını çektiği Havfullah (Allah korkusu) kavramının yanında Muhabbetullah (Allah aşkı) ekolünü getirmiştir. Daha sonraki asırlarda İmam-ı Gazali kendisinden etkilenerek tasavvuf sistemini kurmuştur.

Rabia, Basra’nın biraz dışında bir evde otururdu. Kendisine gelen insanları eğitir, onlara öğüt verirdi. Süfyan-ı Sevri, Hasan El Basri, Malik b. Dinar gibi zamanın en zeki ve en âlim zatları kendisinden öğüt dinlerdi.

Bu örnekler pek çoktur. Biz bu esere yalnız belli başlılarını almakla yetindik. İslamî ilimlerin öğrenilmesi, gelişmesi, yayılması ve sistemleşmesi yolunda kadınların önemli bir rolü olmuştur. İslam tarihinin ilk beş asır içinde yalnız hadis rivâyeti ve öğretimiyle meşgul olan kadınların sayısı üçyüzellinin üstündedir.

SEYAHAT ETME HÜRRİYETİ

İslam’da, bir kadının en önemli vasfı namusu ve hayasıdır. Nasıl bir kadının namus ve şerefine bir zarar gelmeden çalışmasında bir mahzur yoksa, seyahat etmesinde de can ve namus emniyeti her türlü tecavüzlerden korunduğu takdirde bir mahzur yoktur. Bu bakımdan yanında oğlu, kocası veya kardeşi gibi herhangi bir mahremi olmadan seyahat etmesi uygun görülmemiştir. Bu tamamen kadının can, mal ve namus emniyetini korumaya yönelik bir tedbirdir. İslam’ın 5 temel şartından biri olan hac ibadetini yerine getireceği zaman bile kadının yanında bir mahreminin olması şarttır. Buradan İslam’ın kadının can, mal ve namus emniyetine ne derece önem verdiğini anlamamız mümkündür.

EVLENME VE YUVA KURMA HAKKI

İslam’da evlenecek olan tarafların birbirlerini görmeleri, meşru şartlarda konuşmaları onların hakkıdır. Kadın da evlenirken bağımsız tercihini kullanır ve kimse kadını istemediği bir istikamete zorlayamaz. Bu bakımdan nikah akdi yerine getirilirken kadın “aldım, kabul ettim” gibi hüküm beyan eden cümlelerle kararını bildirir. Bunun aksi durumlarda nikah bâtıl olur. Bir başka ifadeyle, evlenecek olanların rızasının bulunmadığı bir nikah geçerli olamaz.

Hz. Ayşe zorla evlendirilen bir kızla ilgili olarak Allah Resulü’nün uygulamasını şöyle anlatır: “Ensar’dan Hıdam’ın kızı Hansa, Hz. Ayşe’ye gelerek babam aile şerefini arttırmak için beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise bu evliliği istemiyorum” dedi. Hz. Ayşe de ona, “Resulullah gelinceye kadar bekle” dedi. Resulullah gelince, Hz. Ayşe ona durumu anlattı. O da kızın babasını çağırdı ve kadına seçme hakkı verdi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Babamın akdettiği nikahı kabul ettim. Fakat bu davranışımla kadınlara babalarının evlilikte böyle bir yetkisinin olmadığını bildirmek istemiştim”.

1917 tarihli Osmanlı Aile Hukuku Kararnamesi’nde de Şafii mezhebinin görüşü esas alınarak zorlanan kişinin nikahı resmen geçersiz sayılmıştır.

NAFAKA HAKKI

Kocası, kadını evlilikleri süresince geçindirmeye mecburdur. Boşanma halinde ise kadına nafaka vermekle mükelleftir. Kadının şahsî mülkünün veya herhangi bir gelirinin bulunması durumu değiştirmez.

“Boşanan kadınları, gücünüz yettiği kadar ikamet ettiğiniz yerlerde oturtun. Evleri başlarına dar etmek ve onları çıkmaya mecbur etmek için kendilerine zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler çocuklarını doğuruncaya kadar nafakalarını da verin. Eğer onlardan doğacak çocuklarınızı sizin lehinize olarak emzirirlerse onlara ücretlerini veriniz. Aranızda bu hususta güzelce müşavere ediniz”.

Görülüyor ki, kadın, doğacak çocuğunu emzirmekle bile mükellef tutulmamış, bu onun kendi tercihine bırakılmıştır.

Burada dikkati çeken en önemli husus, ister evli, ister boşanmış, ister bekar olsun, kadının her halükarda geçiminin teminat altına alınmış olduğudur. Bundan da İslam’ın kadınlara ne derece geniş haklar tanıdığını anlamış oluyoruz..

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

mide yanmasına ne iyi gelir

Mide yanmasına ne iyi gelir, Mide yanmasına neler iyi geliyor, Mide yanmasına neler iyi gelir, Mide yanmasına çare, Mide yanmasına çözüm, Mide yanması ile ilgili bilgi, Mide yanması hakkında bilgi, miğde, hakkında bilgi nedir

Mide yanmasına ne iyi gelir

Mide yanması, her yaşta görülebilen, ancak 20 ile 50 yaşlar arasında daha sık rastlanan yaygın bir rahatsızlık. Yanma hissi genellikle yemekten önce veya yemekten 1-2 saat sonra hissedilmektedir. Rahatsızlığın ana sebebi, hazmı zor besinlerin sindirimi için salgılanan asidin aşırı olmasıdır. Çünkü bu fazla salgı, midenin kendisine de zarar vererek yanma hissine yol açmaktadır. Bunu önlemenin yolu da doğru ve bilinçli beslenmeden geçmektedir. Yani, mide sağlığına katkıda bulunan besinleri tercih ederek, yemek sonralarının azaba dönüşmesini önleyebilirsiniz.

Hamilelikte Mide Yanması
Gebelerde mide yanması hormonlar ve karın içinde büyüyen rahim nedeniyle, asit mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına bağlı tahriştir. Erken gebelikte daha çok aşerme ve bulantı-kusmaya bağlı oluşan bu yakınma, gebelik ilerledikçe kabızlık, hazımsızlık ve gaz gibi sorunlarla birlikte giderek artan şidette görülür.

Öneriler
· Sık ve küçük öğünler halinde yiyin
· Mide yanmanızı arttıran hareketler ve pozisyonlardan kaçının (ani öne eğilmeler, yemekten hemen sonra yatmak, uzanmak vb.)
· Özellikle yemekten hemen sonra uzanmak yerine arkanızı küçük bir minderle destekleyerek oturun
· Mide yanmanız,davranış ve diyet değişikliklerine rağmen düzelmez ve ya artarsa hekiminize danışarak antiasit alın.
· Yağlı ve baharatlı gıdalardan, kızartmalardan, fazla miktarda çay, kahve ve çikolatadan uzak durun.
· Yemekten sonra hafif yürüyüşler sorununuza iyi gelebilir.

Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Özellikle yemeklerden önce meydana gelen mide yanmalarında, ekmek içinin değil ama ağıza bir şey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da, az fakat sık yemeyi tavsiye ediyor.

Mide ağrılarınıza ve mide yanmanıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle beslenerek de, hem yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz, hem de yemek sonralarının azaba dönüşmesini önleyebilirsiniz.

Bu dost yiyecekler hangileri mi? İşte size bazı ip uçları…

Lahana:
Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

Karnabahar:
Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sıkıntıları giderebilir. Karnabaharda bulunan “gefarnato” maddesi ülser ilacının ham maddesi olarak kullanılıyor.

Patates:
Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Biraz su, havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.

Elma sirkesi:
Salatalarda elma sirkesi kullanın.

Maden suyu:
Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.

Ispanak:
Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı:
Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor. SIZMA OLANINI TERCİH EDİN

Baklagil:
Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan “bioflavionid” maddesi, koruma faktörünü artırıyor.

Muz:
Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek:
Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü:
Güçlü bir mide koruyucusu. Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

yön bulma yöntemleri

Yön nasıl bulunur, Yön bulmak için, yön bulma yöntemleri ve araçları nelerdir, Yön bulma yöntemleri ve araçları, Yön bulma yöntemleri nedir, Yön bulma yöntemi, Yön bulmada kullanılan yöntemler, Yön bulmada kullanılan çeşitli yöntemler, Yön bulma teknikleri, yön bulma yöntemleri nelerdir

Yön bulma yöntemleri nelerdir

Yıl içerisinde gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart ve 23 Eylül günlerinde – bu tarihlere Ekinoks da denir – bulunduğumuz yerde Güneş’in doğduğu taraf Doğu’dur. Sağ kolumuzu Doğu’ya doğru uzatırsak, solumuz Batı, önümüz Kuzey ve arkamız Güney yönünü gösterir. Yönlerimiz bu şekilde belirlenmiştir. Diğer belli başlı yön bulma yöntemleri ise şunlardır :

1 – Pusula Metodu : Yönümüzü bulmak için en çok pusuladan yararlanırız. Pusulanın aynı doğrultuda ve zıt yönlü bir göstergesi vardır. Bu ibrenin renkli ucu daima Kuzey’i gösterir. (Yakınında bulunan mıknatıs, pusulanın yönünü değiştirir tam doğru yönü gösterememesine neden olabilir.) Pusulada genellikle yönler İngilizce’de bu anlamdaki kelimelerin baş harfleriyle belirtilir. Kuzey – N ( : North ), Güney – S ( : South ), Doğu – E ( : East ) ve Batı – W ( : West )

2 – Çubuk Metodu : 1 m uzunluğunda bir çubuğu yere diker, daha sonra gölgesini izleriz. Gölgenin en kısa olduğu ( öğle vakitlerinde ) andaki yönü Kuzey’i gösterir. ( Güney Yarımkürede Güney’i ). Bunun tam zıt yönü ise Güney yönüdür.

Veya öğle vaktini hiç beklemeden çubuk gölgesinin ilk yerini işaretleriz. Dünya döndükçe – zaman geçtikçe – gölgenin yönü de değişecektir. Daha sonra ikinci bir gölge noktası belirleriz. Birincisine sol, ikincisine sağ ayağımızı basarız. Bu duruşumuzla yüzümüz veya önümüz Kuzey yönü gösterir. Yine bu anda sol ayağımızı bastğımız yerden sağ ayağımızı bastığımız yere çizilen doğru Doğu’yu gösterir.

3 – Camilere Bakarak : Camilerde Mihrab’ın karşısındaki giriş kapısı Kuzey’i gösterir. Minarelerde Şerefe’ye açılan kapılar ( üst kapı ) Güney’e bakar.
Hrıstiyanların ibadet yerleri olan Kiliselerde ise kilisenin çanı, kilisenin batısındadır.

4 – Karınca Yuvalarına Bakarak : Karınca yuvalarının ağzı Güney’i gösterir.

5 – Mezar Taşlarına Bakarak : Müslüman mezarlarında baş taraf Batı’yı, ayaklar Doğu’yu, yüz ise Güney’i gösterir.
Hrıstiyan mezarlarının baş tarafı Güney’i gösterir.

6 – Taşlarda ve Ağaçlardaki Yosunlara Bakarak : Yosunlar taşların ve ağaçların kuzeyinde oluşur / olur.

7 – Kutup Yıldızına Bakarak : Kutup Yıldızı’nı gördüğümüzde önümüz Kuzey, arkamız Güney yönünü gösterir.

google arama örnekleri:
Yön bulma, Yön bulma yöntemleri, Yön bulma yöntemleri nelerdir, Yön nasıl bulunur, Yön bulmak için, yön bulma yöntemleri ve araçları nelerdir, Yön bulma yöntemleri ve araçları, Yön bulma yöntemleri nedir, Yön bulma yöntemi, Yön bulmada kullanılan yöntemler, Yön bulmada kullanılan çeşitli yöntemler, Yön bulma teknikleri, yön bulma yöntemleri nelerdir, çubukla kuzey vb nasıl buluruz, karincalarla yön bulma, karınca yuvalarından nasıl yön bulunur, kutup yıldızı ile yönümüzü nasıl buluruz, kuzey yönünü nasıl buluruz, mezar taşları ile yön bulma yöntemi, yön bulma metodları, yönler ve yön bulma yöntemleri, yönleri bulmak için nelerden yararlanırız, yönlerimizi nasıl buluruz, yönümüzü bulmak için nelerden yararlanırız, yönümüzü nasıl buluruz, pusula ile yönümüzü nasıl buluruz

HAKKINDA BİLGİLER kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İbni Sina Hakkında Bilgi

İbni Sina Hakkında Bilgi, ibnisina kimdir? öz geçmişi hayatı biyografisi icatları buluşları

İbni Sina
Kimdir: Filozof
Doğum: 980
Ölüm: 1037

İbni Sina Hakkında Bilgi, İbni Sina Kimdir, İbni Sina, İbni Sina Hayatı, İbni Sina Vikipedi

İslam filozofudur. Asıl adı Ebuali Hüseyin Avi Cenne olan İbni Sina, 980 yılında Horasan’ın Afşin köyünde doğdu. Doğunun yetiştirdiği en büyük, en ünlü Türk bilgini ve filozofudur.

Babası Beln’li Abdullah Horasan’a göçmüş, Afşin köyüne yerleşerek bu köyden bir kızla evlenmiştir. İbni Sina bu evlilikten dünyaya gelir.

Batılılar İbni Sina’yı daha ziyade Avi Cenne adıyla tanırlar. Babası tarafından çok iyi bir öğrenim yapması, devrin en ünlü bilgelerinden ve bilim adamlarından eğitim görmesi sağlanan İbni Sina, Samanoğulları hükümdarlarından birini ölüm döşeğine düşüren çok ağır bir hastalıktan kurtarmış, dolayısıyla Samanoğulları kütüphanesini dolduran değerli eserlerden yararlanmağa hak kazanmıştı.

Sonradan babasının ölümü ve Samanoğulları Devleti’nin yıkılmasıyla Horasan’ın Gürcan şehrine yerleşen İbni Sina, üstün yetenekleri ve sınırsız bilgisiyle Hemedan hakiminin de hayatını kurtarmış, onun veziri olmuştur.

“Şifa” adını taşıyan eserini yazması bu döneme rastlamaktadır. Hakimin ölümüyle yerine geçen kimsenin vezirliğini kabul etmediği için zindana atılmış, İsfahan Hakiminin Hemedan’ı zaptetmesiyle zindandan kurtulabilmiştir. Hakimle birlikte İsfahan’a giden İbni Sina, orada da rahat yüzü görmemiş, Gazneliler’in şehri alması üzerine tekrar Hemedan’a kaçmıştır.

İlk öğretmeni Ebu Abdullah’tan Kuran, fıkıh, mantık, geometri, astronomi ve fiziğe giriş dersleri alan İbni Sina, sonraları İbni Yahya’dan hekimlik (doktorluk) öğrenmiş, Farabi’nin eserleriyle de felsefeye girmiştir. Eserleri Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulan İbni Sina, Berthelot tarafından bugünkü kimyanın gelişiminde temel taşlarından biri sayılır.

İbni Sina 1037 yılında bir mide hastalığı nedeniyle Hemedan’da ölmüştür.

Bir felsefe ansiklopedisi sayılan “Şifa”, bir tıp ansiklopedisi niteliğindeki “Kanun”, “Kitab-ül-insaf”, “Necat”, “İşarat” ve Aristo’nun bütün eserlerinin açıklaması, yorumu üzerine 20 cilt, İbni Sina’nın en önemli eserleri arasındadır.

BİLİM ADAMLARI kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

kul himmet vikipedi

kul himmet vikipedi bilgi, kimdir hayatı eserleri öz geçmişi hakkında bilgiler

Kul Himmet, 16. yüzyılda yaşamış bir halk ozanıdır.

Mezarı, doğduğu yer olan Tokat iline bağlı Almus ilçesinin Görümlü (Varzıl) köyündedir. Alevi-Bektaşi mezhebinin Erdebil Tekkesi’ne bağlı Safeviye kolundan olduğu öne sürülür. Yaşadığı dönemde, Pir Sultan Abdal ve Şah Hatayi’yle adı anılmıştır ve Yedi Ulu Ozan’dan biridir. İnancından dolayı çileli bir hayat geçirdiği, zindanlarda yattığı söylenir. Ölümüyle ilgili kesin bilgiler olmamakla beraber, Pir Sultan Abdal’ın 1560’da asılmasından sonra uzun süre kaçak yaşayıp köyünde vefat ettiği sanılmaktadır. Sevgi, barış, dostluk temelli nefesler söylemiştir.

16. yüzyılı, gizli-açık ve kaça göçe, başından sonuna değin yaşamış büyük Alevi ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında, dikkate değer özel bir araştırma görülmemektedir. Diğer Alevi-Bektaşi ozanları arasında, cönklerde rastlanan bazı şiirlerinden seçmeler yapılarak ve yaşamına ilişkin tahmini bilgilerle Kul Himmet geçiştirilmiştir. Kul Himmet’i Pir Sultan Abdal’ın mürşidi göstermiş olma yanılgısına rağmen, yaşadığı döneme ilişkin ilk ve en doğru saptama, Sadettin Nüzhet’ten (Bektaşi Şairleri ve Nefesleri cilt 1-2, İstanbul,1944, .170-198) gelmektedir:

“Hayatı hakkında malumata sahip değiliz. Yalnız ‘Menakıb ül Esrar Behcet ül Ahrar’ adlı eserde bazı şiirleri kayıtlı olduğuna göre, 16. asırda yaşadığı kuvvetle söylenebilir. Bektaşilerin tertip ettikleri mecmualarda Hatayi ve Pir Sultan’la beraber en çok bu şairin manzumelerine tesadüf edilmektedir. Bu da gerek yaşadığı devirde ve gerekse sonraki devirlerde büyük bir şöhret temin ettiğini göstermektedir.”

Aleviler arasında Menakıbname, Büyük Buyruk, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Fütüvvetname, Menankıb-ül Evliya vb. adlarıyla tanınan ve 1608 yılında Bisati’nin kaleminden çıkan Menakıb-ül Esrar Behcet-ül Ahrar yapıtı, bir çeşit ante quem oluşturmaktadır, yani bu yapıtın yazıldığı tarihten önce Kul Himmet ölmüş olmalıdır. Yoksa yaşadığı ortamı ve şiirlerini tanıyan Bisati, kendisiyle mutlaka görüşür, bu konuda Kul Himmet’ten yararlanır ondan uzun uzun sözederdi. Haliyle daha çok şiirlerine yer verirdi. Çünkü gerek Buyruk’ta anlatılan Alevi inancı, Muhammed-Ali yolunun ilkeleri, felsefesi ve nasıl sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilen, ayrıca nefeslerinden anlaşıldığı gibi erkanlara bile katkısı bulunmuştur. Ayrıca amacı, Şah Hatayi’nin de birçok nefesinde övdüğü, yücelttiği ve ona candan bağlılığını söylediği Hacı Bektaş Veli gibi, Şeyh Safi’nin de ermiş velilerden olduğunu vurgulamak ve Erdebil’i çekim merkezi yapmaktı. Şeyh Safi’nin İmam Cafer Sadık’tan esinlendiğini ve Buyruğu’ndaki sözleri ondan aldığını ve hatta İmam Cafer’in mührünü taşıdığını şiirlerinde ifade eden Kul Himmet bu propagandaya büyük katkıda bulunmuştur:

Erdebil’den gelince Rum’a

Sözümüz bizim didardan gelir

Şeyh Safi Buyruğu’n eyledim kabul

Sözü onun daim Cafer’den gelir

Makalatın ahiri cemalatın zuhuru

Şeyh Safi’ye değiptir İmam Cafer mühürü

kaynak; vikipedia

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

dag bildircini hakkinda bilgi

dağ bıldırcını hakkında bilgi

Bıldırcın
Alm. Wachtel, Fr. Caile des blés, İng. Quail. Familyası: Sülüngiller (Phasianidae). Yaşadığı yerler: Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya, Amerika, Yeni Gine’nin ekin, çayırlık ve fundalık alanlarında. Özellikleri: 18-20 cm boyunda, küçük başlı, narin ve sert gagalı, eti için avlanılan göçmen bir kuş. Ömrü: 15-20 yıl. Çeşitleri: Boyalı, dağ, mavi, tepeli, bataklık ve Japon bıldırcınları.

Tombul vücutlu, sırtı pas sarısı çizgili, kirli beyaz karınlı bir kuş. Başı koyu kahverengi ve gözlerinin çevresi beyaz halkalıdır. Otlar, tahıl tarlaları ve bodur ağaçlıklı alanlarda gezinerek tohum, kurtçuk ve böceklerle beslenir. Yuvasını çalılıklar altında eştiği bir çukurda yapar. Sarı kahverengi benekli 7-15 yumurta yumurtlar. Yılda 2-3 defa kuluçkaya yattığı olur. Üç haftada yumurtadan çıkan yavrular, hemen analarının peşlerine takılarak kurtçuk ve böcek yemeye başlarlar. Bıldırcın ürkütülünce koşarak, çalılıklar arasında gizlenerek saklanır. Avrupa bıldırcınları eylül-ekim aylarında Afrika’ya göç ederek kışı geçirir. Mayıs, haziranda tekrar Avrupa’ya dönerler. Gece alçaktan uçarak göç ettiklerinden ağ kurularak rahatlıkla yakalanırlar. Eti çok lezzetlidir.

EĞİTİM ÖĞRETİM kategorisine gönderildi | Yorum bırakın